Terör saldırıları yine 5. madde kapsamında yok

Türkiye’den İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine zorlu bir veto süreci konuşulurken her iki ülkenin terör örgütleri PKK, uzantıları YPG/PYD ve FETÖ ile aralarına mesafe koymayı, hatta mücadelede iş birliğini resmen kayıt altına almalarıyla görüntü bir anda değişti. Ya da Türkiye’nin masada istediğini almasıyla kapı açıldı. Şimdi sıra bu mutabakata destek açıklamaları yapan ABD başta olmak üzere NATO’nun tüm üyelerinin de aynı noktaya gelmesinde. Çünkü NATO bir savunma paktı. En büyük mücadele alanlarından biri de terörizm. NATO’nun kuruluş ilkeleri, bölgesel ve küresel istikrar ve güvenlik için her türlü terör örgütüyle mücadeleyi gerektiriyor. Bu konuda iş birliği ve dayanışmayı şart koşuyor. NATO’nun geleneklerinde, temel dokümanlarında, çalışma esaslarında var olan bir husus bu. Nitekim NATO’nun 2030 Stratejik Konseptine dönük hazırlanan taslak raporda 2010 yılına ait Stratejik Konsept belgesi güncellenirken dikkate alınması gereken öneriler sıralamasının başlarında Rusya’nın açık tehdit durumu ve Çin’in oluşturduğu güvenlik sorunlarına vurgunun yanı sıra terörizmle mücadelenin temel görevler arasına açıkça dâhil edilmesi de vardı. Dahası “Müttefiklerin, İttifak’ın stratejik hedefleri ile siyasi kimliğine bağlılıklarını eylem ve söylemleriyle göstermelerinin elzem olduğu” da vurgulanıyordu. Yani terörle mücadelede mutlak dayanışma ve iş birliği şartı. Dolayısıyla, zirve sonrası ortaya çıkacak yeni stratejik konsepte ilgili merak edilen detaylardan birisi de şuydu:

NATO terör saldırılarını da meşhur 5. madde kapsamına alacak mı?

Malum, bu yıllardır Türkiye’nin gündeme getirdiği ama bugüne dek bir kez o da NATO’nun patronu ABD için uygulanan bir durum. Sonrası ise herkes kendi başının çaresine baksın hesabı. Hatta tam tersi, ABD başta NATO üyesi bazı ülkelerden terör örgütlerine destek bile söz konusu. Türkiye’nin eski NATO Daimi Temsilcisi Emekli Büyükelçi Onur Öymen anlatıyor:

“Türkiye hakikaten stratejik, önemi çok büyük bir ülke. Göz ardı edilecek bir ülke değil, yani NATO yerine başka bir ittifaka girse veya başka ülkelerle yakın ilişki kursa güvenlik ve savunma açısından NATO’yu çok rahatsız eder ama buna mukabil durum böyle olmasına rağmen ‘Biz de Türkiye’nin güvenlik çıkarlarına biraz daha dikkat edelim, saygı gösterelim’ diyen de çıkmıyor karşımıza. Problem bu. Mesela bu zirvede NATO’nun yeni stratejik konsepti kabul edildi. 1999 Washington zirvesinde de o zaman yeni stratejik konsept kabul edildiğinde de biz Türkiye olarak orada ‘NATO’nun 5. maddesi, yani bir NATO ülkesine yapılmış bir saldırı bütün ülkelere yapılmış sayılır hükmünün terörist saldırıları da kapsaması lazım’ dedik. Ama kabul ettiremedik. ‘Hayır, bu 4. madde istişare kapsamına girer, yani bir ülke terör saldırısına uğrarsa diğer ülkeleri toplantıya çağırabilir, onlar istişare edebilir ama bunu bütün ülkelere yapılmış saldırı saymaz’ dediler.”

Ondan bir süre sonra 2001’de New York’ta İkiz Kuleler’e ve Washington’da Pentagon’a 11 Eylül saldırılarının olduğunu anımsatan Öymen devam ediyor:

“ABD’ye karşı hiçbiri böyle bir saldırı beklemiyorlardı. Saldırı olunca hepsi paniğe kapıldı ve bir gecede NATO tarihinde ilk defa ve bugüne kadar son defa terörist saldırılara karşı bir 5. madde kararı alındı. Hani NATO’nun 5. madde kapsamına girmiyordu? Nasıl oldu bu iş? Ondan 10 yıl sonra, 2010 yılında Lizbon’daki NATO zirvesinde de yine bu konu gündeme geldi. Ve terörü kınayan birçok madde var metinde fakat terör saldırılarını 5. madde kapsamına yine almadılar.”

Ve şimdi de Madrid’de kabul edilen yeni stratejik konsept ama yine durum aynı. Yani terör saldırıları 5. madde kapsamında değil. Bu açıdan yeni stratejik konsepti değerlendiren Öymen, şöyle diyor:

“27. ve 34. maddeler ilgili olabilirdi bununla ama orada da açık bir şekilde terörist saldırılarının 5. madde kapsamına gireceğine dair bir ifade görmedim. Fiilen yok. Ki NATO tarihinde bir tek kere 5. madde kararı alındı, o da bir terör saldırısı üzerine. Yani emsal de oluşturdu, ona rağmen böyle bir ifade yok. İsveç ve Finlandiya’nın bunu ilke olarak kabul etmesi önemli ama bu yetmiyor, bütün NATO’yu bağlayıcı bir karar değil. Sadece kendilerini bağlar, onlar da üye olmak için bir bedel olarak ödemişler, öyle anlaşılıyor. Fakat bütün NATO’yu kapsayacak bir karar haline dönüştürülmemiş.

Bunu da yapacak olan stratejik konseptti.”

Niye almıyorlar?

“İşlerine gelmiyor. Çünkü bir başka NATO ülkesine yapılmış bir terör saldırısını kendilerine yapılmış saymak bunları da risk altına sokacak. Terör örgütlerinin düşmanı haline getirecek, kendilerini risk altına sokacak bir karar almak istemiyorlar. Yani haklı da olsa adil de olsa doğru da olsa istemiyorlar.”

Terör örgütleriyle ilişkileri olanlar da var?

“Evet, bir de o var. Yani menfaati gerektirdiği zaman terör örgütüyle iş birliği yapmaktan çekinmiyorlar. Suriye’de olan budur. PYD/YPG’yle iş birliği yapmalarının başka bir izahı yok. ‘Benim menfaatim gerektirirse terör örgütüyle iş birliği yapabilirim’ diye düşünüyorlar. Terör örgütü olduğunu kabul etmiyorlar. Ama Şam’daki son ABD Büyükelçisi Robert Ford Atlantik dergisine bir makale yazdı. Orada ‘PYD ile PKK’nın iç içe olduğunu söylüyor. PYD’yi Kandil Dağı’nda PKK kurdu’ diyor. Daha ne desin? ABD Büyükelçisi söylüyor bunu ama onlar kendi büyükelçilerinin dediklerini ciddiye almıyorlar hesaba katmıyorlar.”

Özetle, dememiz o ki evet yeni konseptte epey değişiklik var, mesela Rusya bu kez direkt tehdit olarak tanımlandı, Çin de ilk kez stratejik konsepte girdi. Ama terörizmle mücadelenin temel görevler arasına açıkça dâhil edilmesi noktasında durum farklı değil. Yani İsveç ve Finlandiya’yı da koruma kalkanına alan ve bundan çok mutlu olan ABD ve NATO açısından terör saldırılarına karşı “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” durumu yine hikâye...