Türkiye’nin masala karnı tok

Suriye’deki kirli oyunu kararlılıkla adım adım bozan Türkiye daha öncekilerde olduğu gibi yeni harekât öncesinde de hem ABD hem Rusya ile eş zamanlı mücadele ediyor. Dolayısıyla sahada terörist temizliğine dönük askeri hazırlığa paralel her iki ülke ile yoğun bir diplomasi trafiği de var. Yani siyasi ve diplomatik boyutunu da es geçerek dünyanın, ABD ve Rusya’nın nabzını tutmadan bir operasyon yapmıyor. Bu bağlamda da Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu daha önce ABD’li mevkidaşı Blinken ile görüştü, dün de Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile bir araya geldi… Ve bir kez daha çok net bir dille Suriye’nin kuzeyindeki terörist varlığının kabul edilemez olduğunu anlattı... Aslında buna sabır tası diplomasisi de denilebilir. Çünkü her iki ülkede 3 yıl önce altına imza attıkları mutabakattaki “PKK/YPG/PYD buralarda asla olmayacak, sığınmacıların geri dönüşleriyle ilgili ortam yaratılacak” diye Türkiye’ye verdikleri sözü tutsalardı zaten buna gerek kalmayacaktı. Ama onlar bırak taahhütlerini hatırlamayı artan tehdide ve saldırılara karşı Türkiye’nin meşru müdafaa hakkını dahi görmezden gelip bu tür girişimleri kabul etmiyoruz kınıyoruz gibisinden saçma sapan açıklamalar yapıyorlar. Hem de teröristleri koruyup kollama adına birbirleriyle yarışırcasına… Niyesi de malum… Biri bölücü terör örgütüne meşruluk kazandırmak istiyor ve bunu gizlemiyor. Diğeri PKK/YPG/PYD kartını ABD’ye kaptırmamak için Şam ordusunun içinde özel bir yapıyla teröristleri entegre planından vazgeçmiş değil. Açıkçası Türkiye terör örgütünü, teröristleri etkisiz duruma getirmeye çalışırken mutabakat yaptığı aktörlerden NATO müttefiki ABD, terör örgütünü yeşertmek, güçlendirmek için uğraşıyor, diğer aktör Rusya ise kıyafet değişikliğiyle o gücü kendi kontrolü altına almak istiyor. Gelişen uluslararası konjonktüre ve saha gerçekliğine göre de iki ülke arasında gel-git durumu yaşanıyor yani. Hatta terör örgütünün varlığı ve kullanılması anlamında aralarında zımni bir anlaşma olduğu da söylenebilir. Mesela ABD, böyle bir operasyonun DAEŞ ile mücadeleye zarar vereceğini zırvalarken Rusya da bu gelişmeden rahatsızlığını dile getirdi. Sırtını ABD’ye dayayan ve omurgasını terör örgütü PKK/PYD/YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri de yaptığı açıklamada Türkiye’nin olası bir operasyonu durumunda Şam yönetimiyle iş birliği sinyalini verdi. Hatta SDG’nin başındaki “Mazlum Kobani” ya da “Şahin Cilo” kod adlı PKK’lı terörist başı Ferhat Abdi Şahin de Esad’dan hava savunma sistemlerini Türk savaş uçaklarına karşı kullanmalarını istedi. Ki bunun benzerlerini daha önce de görmüştük. Barış Pınarı Harekatı’nda apar topar Ankara’ya gelip “biz çekiliyoruz, YPG’de çıkacak” diye söz vererek takoz olan ABD boşalttığı (o da tartışmalı) yerleri Rusya’ya devretmişti. Biri çekilirken diğeri aynı anda o bölgelere girmişti. Ya da oradaki teröristlere hamilik anlamında ABD bayrağı inerken Rus bayrağı çekilmişti. Kısacası her ikisinin de terör örgütüne bakışı, sevdası nedeniyle Türkiye’ye karşı her türlü kirli bağlantı, iş birliği de söz konusu. Dolayısıyla yaşanan ve hala süren yoğun diplomasi trafiğine rağmen her an başlaması olası harekât öncesinde de son görüntü pek farklı değil. ABD doğrudan PKK/YPG/PYD konusunda özerk bir yapının oluşturulması gerektiğini savunuyor ve harekata sıcak bakmıyor. İlk açıklamasında “Suriye’de olanlara Türkiye kayıtsız kalamaz” diye yeşil ışık yakan ama daha sonra Zahorova’nın açıklamalarıyla bu görüşü hafiften kırmızıya dönüş anlamında revize edilen Lavrov dünkü açıklamasında ise daha çok topu ABD’nin kucağına atan bir durum sergiledi. Bu bağlamda da “ABD, Suriye’de gayri meşru şekilde birtakım örgütleri besliyor. Türk dostlarımızın, dış güçler tarafından Suriye sınırında oluşturulan tehditlerle ilgili hassasiyetlerini dikkate alıyoruz” sözleri son derece önemli. Ama bunlar sahaya yansırsa. Çünkü Lavrov sözlerinde Esad ile diyalogu da işaret etti, dahası bu gelişmeler yaşanırken bir de Suriye ve Rusya hava kuvvetleri arasında yapılan bir ortak askeri tatbikat da var. Yıkılmadım ayaktayım havası yani… Bu durumda söylenecek olan da şu: Bugüne kadar yaptığı, yapacağı tüm operasyonları meşru, hukuki temele dayanan Türkiye’nin artık masala karnı tok... Bu anlamda Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Milletimizi 40 yıldan beri başına musallat olan bu terör belasından kurtaracağız. Bununla ilgili azimliyiz, kararlıyız ve buna da muktediriz. Bu konuda kimse karşımıza çıkmasın, bize engel olmaya kalkmasın. Bizim tek hedefimiz teröristler” sözleriyle noktayı koydu da zaten...