Strese karşı doğal kaynaklar

29 Nisan 2020

Strese karşı doğal kaynaklar; Enerjimizi nasıl yüksek tutabiliriz?

Hepimizin geçtiği bu zorlu ve belirsiz süreçte, evde karantinada olmak bizi strese sokabilir. Enerjimizi yüksek tutmalı ve evde verimli olmak için neler yapmalıyız? Evde olmadığımız günlerde bile yani yoğun çalışma temposu, aile hayatı, metropolde yaşamak, sınavlar, müsabakalar vs. hepsi için gerekli enerjiyi nasıl toplayabiliriz?

Yaşam tarzı

Öncelikle yaşam tarzımızı gözden geçirebiliriz. Neler önceliğimiz, dinlenmek için yeteri kadar kendimize zaman ayırabiliyor muyuz, sigara kullanıyor muyuz, alkol tüketimi ne boyutta gibi durumları değiştirmeliyiz. Beslenmede ise önceliğimiz meyve, sebze, rafine edilmemiş besinler, mümkünse mevsimsel sebze ve meyveler, sağlıklı pişirme teknikleri, yeterli oranda hayvansal ve bitkisel proteinler ve dengeli yağ kullanımı olmalıdır. Kesinlikle kullanılmaması gerekenler ise şeker ve türevleri, rafine gıdalardır (örneğin beyaz un, beyaz undan elde edilen hamurlu mamuller, beyaz makarna, pirinç pilavı). Rafine besinler yüksek glisemik indekslerinden dolayı stres seviyesini yükseltir.

Adaptojen bitkiler

Adaptojen bitki nedir? Adaptojen bitkiler kimyasal, fiziksel ve biyolojik stres faktörlerine karşı direnci yükselten (normal biyolojik parametreleri bozmadan) bitkilerdir. Adaptojen bitkiler stres dayanıklılığını gözle görülür bir şekilde arttırırlar.

Ashwagandha ve Rhodiola

Özellikle tavsiye edilen adaptojen bitkiler Ashwagandha veya Hint ginsengi veya Kış kirazı olarak bilinen (Withania somnifera) ve Rhodiola yani Altın kök’dür (Rhodiola rosea). Sinirlilik, hassasiyet, korku ve uyku bozukluklarında kullanılabileceği gibi aynı zamanda halsizlik ve performans düşüklüklerinde etkili bitkilerdir. Peru kökenli Ginseng (Lepidium peruvianum) veya Maca bitkisi düşük libido ve düşük doğurganlık durumlarında etkilidir. Yorgunluk, halsizlik, ilgisizlik, yaşlılık zayıflığı ve düşük libido durumlarında ginseng (Panax ginseng) ve Sibirya ginsengi (Eleutherococcus senticosus) önerilmektedir.

Yazının devamı...

Vajinal flora dengesizliği

3 Nisan 2020

Bulaşıcı vajinitin ana nedeni; Vajinal flora dengesizliği

Probiyotik kullanımı etkili midir?

Vajinal flora, bir yandan laktobasiller ile diğer yandan potansiyel patojenler arasında karmaşık bir dinamik dengeden oluşur. Ne zamanki bu denge bozulur, laktobasil miktarı genelde düşer, asit derecesi azalır ve belirli mikrop sayısı başa geçer. Ne zaman Candida türleri ortamı ele geçirir, o zaman Vulvovajinal Kandidiyazis’ den bahsedebiliriz. Yüksek vajinal ph seviyesi ile anaerob bakteriler baskın gelirlerse, bu durumda Bakteriyel vajinozis’den bahsedilir.

Peki, ne zaman buradaki denge bozulabilir? Bağışıklık sistemi düşer ise, fazla sabun kullanımı olursa, antibiyotik gibi ilaç kullanımlarında vs. denge bozulabilir.

Bakteriyel vajinozis genelde üreme yaşlarında çok sık karşılaştığımız bir genital sorundur. Sorun ele alınmadığında, aylar veya yıllar sürebilir ve kronik bir hal alabilir. Bazı ekstrem durumlarda Candida hayatı tehdit edebilir. Candida kana karışabilir ve ‘sistemik kandidiyazis’e neden olabilir. Bu şekildeki Candida enfeksiyonu, sadece bağışıklık sistemi düşük ağır hastalarda görülür. Örneğin; organ transplantasyonu geçirenler, kanser hastaları veya Aids hastaları.

Mevcut tedavi yöntemleri

Çoğunlukla lokal veya sistematik antimycotic (antifungal ajan) ile tedavi edilir. Oral tedavi hekim kontrollünde kullanılabilir ve takip edilir.

Kandidiyaz, Candida cinsi mayaların neden olduğu bir mantar enfeksiyonudur. İnsanda enfeksiyona neden olabilecek yirmiden fazla Candida cinsi mayalar vardır. Bunlardan en fazla görülen is Candida albicans. Candida mayaları normalde insan derisinde ve mukoza zarlarında enfeksiyona sebebiyet vermeden yaşarlar. Bu mikro organizmaların aşırı büyümesi (maya cildin daha derinine veya mukoza zarlarına yerleşmesi sonucunda) kandidiyaza neden olabilir. Kandidiyaz ciltte, vajinada veya ağızda meydana gelebilir. Oral mukozada meydana gelen enfeksiyonda, pamukçuk gelişir ve yanaklarda, dilde ve damakta ağrılı beyaz lekeler oluşur. Vajinal enfeksiyonlarda (vulvovajinal kandidiyaz) vajinanın mukoza zarı ve vajina çevresindeki cilt tahriş olabilir ve bu sebeple vajinal akıntı artışı yaşanabilir. Akıntı genelde top şeklinde ve beyaz olmakla birlikte kokusuz olur. Bununla birlikte aşırı kaşıntı ve yanma hissi olabilir. Enfeksiyondan kaynaklı olarak cinsel ilişki acılı olabilir. Ciltte oluşan enfeksiyonlar özellikle vücudun sıcak ve nemli yerlerinde oluşur örneğin aşırı kilolu insanların deri kıvrımlarında ve bebeklerin kasıklarında (bebek bezi döküntüsü). Deri kırmızı ve nemli olur. Küçük ve sıvı ile dolu baloncuklar oluşur. Candida’nın semptomları rafine besinler tüketerek artar. Örneğin; rafine karbonhidratlar, maya, küflü peynirler, mantar, birçok meyve çeşitleri, tüm lahana çeşitleri, tatlı sebzeler ve alkol. Hava durumu da Candida oluşumu için bir etken olabilir. Örneğin; sıcak, nemli ve bunaltıcı havalar.

Yazının devamı...

Selenyumun yaşlılıktaki rolü

2 Mart 2020

Selenyumun yaşlılıktaki rolü

Beslenme ve yaşam şekli ve bununla bağlantılı dejeneratif hastalıklar yaşlılık hızını belirleyen önemli faktörlerdir. Peki selenyum mineralinin buradaki önemi nedir?

Yaşlılık, ömrümüz boyunca hasarlı hücrelerin ve dokuların ‘strese’ karşı bir tepki birikimidir. Bu tarz bir hasar, fonksiyon kaybı oluşturduğu gibi hastalıklara karşı daha açık bir hale gelmemiz anlamına gelir. Bu yüzden beslenme ve yaşam şekli burada önemli bir rol oynar.

Hepimizin bildiği üzere bağışıklık sistemi yıllar içinde gelişir. Hücre onarım kapasitesi oksidatif hasarda ve DNA hasarında belirli bir süre sonra azalır. Yaş ile birlikte vücudun fonksiyonları azalırken sağlıksız beslenme, çevre faktörleri ve stresten dolayı daha da hızlanır. Vücudumuzu desteklemek için en çok ihtiyacımız olan mikro-besinler A, C, D, E, B2, B6, B12 ve folik asit vitaminleridir. Aynı zamanda demir ve çinko mineralleri ve selenyum da çok önemli bir rol oynamaktadır.

Selenyum temel bir eser elementidir ve antioksidan enzimlerin yapımlarında yer almaktadır. Vücudun bundan çok az ihtiyacı olmasına rağmen besinlerde çok az bulunabilir. Selenyum takviyesi kardiyovasküler hastalıklarda oksidatif hasara karşı koruma sağlayabilir.

İyi bir selenyum seviyesi, hücrenin iyi bir DNA onarım kapasitesi ile ilişkilidir. Çalışmalar selenyumun tümörlere karşı koruyucu bir fonksiyonu olduğunu göstermektedir. Bunun yanında birçok çalışma selenyum mineralinin kanda ve böbreklerde toksisite, kemoterapi ve radyoterapi yan etkilerini (oral mukozal enfeksiyonu, yutma sorunları, ishal gibi) azaltabileceği görülmüştür.

Mikro-besinlerin eksikliği ve yetersiz alımları dünyanın her bir yerinde görülmektedir. Her zaman sadece beslenme yoluyla iyi bir selenyum seviyesi yakalamak mümkün olmayabilir. Kişinin sosyal, ekonomik, eğitim düzeyi, etnik ve kültürel geçmişi kişinin beslenme seçeneğini etkilemektedir ve mikro-besinler açısından kişiyi olumsuz etkileyebilir.

Selenyum takviyesi kullanımı için hekiminize başvurulması gerekmektedir. Yüksek doz kullanımı toksik etki göstermektedir.

Yazının devamı...

B vitamini neden önemli?

18 Ocak 2020

B- vitaminleri suda çözülen vitaminlerdir. Birbirleriyle sinerji içerisinde olup vücudumuzda gerekli farklı fonksiyonları yerine getirilmesini sağlarlar.

Her ne kadar besinlerin kendisini tüketmenizi önersek de, bazı durumlarda besinler yetersiz kalabilir. Örneğin yetersiz ve düzensiz beslenmede, stresli durumlarda, yoğun spor faaliyetlerinde besin takviyeleri kullanmanız uygun olacaktır. Bu tip durumlarda bazen B vitamini önerilir. Bazı ilaç kullanımlarında ve alkol tüketiminde ise B vitamini hızlıca tükenebilir.

B vitaminleri birçok durumlarda ‘cofaktör’ rolü üstlenirler ve farklı enzimlerin fonksiyonları için gereklidir. Böylece B vitaminleri farklı şekillerde enerji üreten metabolizma için katkıda bulunur ve yorgunlukta, halsizlikte ve zayıf performans durumlarında tedaviye dahil edilir. Özellikle B1, B2, B3 vitaminleri karbonhidrat, yağ ve proteinden enerji üretimi ve mitokondrilerde ATP üretimi için ve B5 vitamini yağ yakımı için çok önemli bir vitamindir. Biotin ise B vitamini kompleksinin bir parçası olup enerjinin karbonhidrat, yağ ve proteinden açığa çıkmasını sağlamaktadır.

B vitaminleri sinir sisteminin ve ruhsal fonksiyonların normal işleyişi için elzem vitamindir. Bu yüzden genellikle B vitamini düşük stres direnci, sinirlilik, depresyon, korku, uyku sorunları, hafıza kaybı, konsantrasyon ve öğrenme kapasitesi ve nörolojik, psikolojik ve nörodejeneratif sendromlarda doktor tarafından önerilir. Böylelikle neredeyse tüm B vitaminleri, özellikle piridoksin (B6) vitamini, beynimizde direkt veya indirekt nörotransmitterlerin yapımında pozitif bir ruh sağlığı için katkıda bulunurlar.

DNA ve RNA yapımı, hücre büyümesi ve hücre bölünmeleri için folik asit ve kobalamin çok önemlidir. Sinir sistemi sorunları ve doğuştan kalp sorunları önlemesinde çok önemli olan bu iki vitamin, eksikliğinde ise hızlı bölünen hücreler olarak kendilerini göstermektedir. Kısacası folik asit ve kobalamin kırmızı kan hücrelerin hızlı yapımı için gereklidir. Kansızlık durumlarında demir deposu tamamlanır ve yeterli hücre bölünmesini sağlamak için folik asit ile kobalamin yine takviye olarak verilmektedir.

B vitaminleri yağ metabolizmasında merkezi bir rol üstlenmektedir. Burada ‘emülgatör’ gibi davranıp karaciğer yağlanmasını önlerler.

İyi bir B vitamini kompleksinin katkı sağladığı diğer fonksiyonlar:

•B vitamini kompleksi sağlıklı bir cilt, bozulmamış mukoza zarları, güçlü saç ve tırnaklar (özellikle B2, B3 ve biotin) için katkı sağlamaktadır.

Yazının devamı...

Bipolar Bozuklukta Beslenme

25 Aralık 2019

Bipolar bozukluk nedir ve beslenme ile bağlantısı var mıdır? Varsa, nasıl dikkat etmeliyiz?

Günümüzde depresyon oldukça yaygındır. Bu konuda beslenmenin psikolojik durumumuzu nasıl olumsuz etkilediğini ve nelere dikkat etmemiz gerektiğini sık sık duyuyoruz. Özellikle yaşam koşullarından kaynaklı olarak, yoğun çalışma temposunun hazır gıda tüketimine bizi nasıl sürüklediğini çok iyi bir şekilde gözlemleyebiliriz. Doğal ve temiz beslenmenin azaldığı bir toplumda, vücudumuzun günlük vitamin ve mineral ihtiyaçlarını karşılamak bir hayli zorlaşmaya başladı. Bu yazıdaki amaç bipolar bozukluk semptomlarını minimuma indirgemek ve doğru beslenme ile bir nebze olsun şikayetlerimizi azaltmak.

Peki, bipolar bozukluk veya manik depresyon nedir?

Bipolar bozukluğu olan kişi, sıklıkla duygu durumunda aşırı yükselmelerden çöküşlere (depresyon) ve yine yükselmelere dönüşen ve çoğu zaman aralarda normal duygu durum dönemleri bulunan dalgalanmalar yaşar. Burada bahsettiğimiz tipik bir tablo olmakla birlikte, farklı kişilerde belirtiler farklılıklar gösterebilmektedir.

Bipolar bozukluğu olan kişilerin en az bir yakın akrabasında bu hastalık vardır. Genetik faktörler önemli olduğu gibi bu hastalığa sahip kişilerin çocuklarında hangi oranda görüleceği bilinmemektedir.

Bipolar bozukluğu olan kişilerde, özellikle manik dönemde saç örneklerinde vanadyum miktarının arttığı fakat lityum tedavisi sonrasında bu düzeyin normale döndüğü bilimsel araştırmalarda kanıtlanmıştır. Bu nedenle bipolar bozukluğu olan kişilere ‘düşük vanadyum içeren beslenme planı’ önerilmektedir.

Düşük vanadyum

Yazının devamı...

Şifalı Bitki Alıç

28 Ekim 2019

‘Alıç’ veya ‘Yemişen’ veya Latince adı ile ‘Crataegus monogyna’ olarak bilinen bu değerli bitki, yüzyıllardır var olan fakat çok az bilinen ve az kullanılan bir bitkidir.

Crataegus, Yunanca ‘kratos’ kelimesinden gelir ve anlamı sert odun demektir. Crataegus, ağaç ve çalılar grubunu oluşturur. Sonbaharda sarı, turuncu ve kırmızı renkte meyveleri olan fakat baharda ise çiçekleri göze çarpan bir bitkidir.

Bitki kuzey ılıman bölgelerde bulunmaktadır. Avrupa, Asya ve Afrika’da yetişmektedir. Birçok bitkide olduğu gibi alıç içinde farklı türler mevcuttur. Yeryüzünde 115 kadar cins, 3200 kadar tür, Anadolu’da 35 cins, 250-300 civarı tür yetişmektedir. Türkiye’de 21 tür bulunmaktadır ve bunların 10 tanesi endemik türlerdir.

Bitkinin kullanılan kısımları yaprakları, çiçekleri ve meyveleridir. Yaprak, çiçek ve meyve droğunun etkin maddeleri başlıca oligomerik prosiyanidinler ve flavonoidlerdir.

Bitki farklı şekillerde kullanılabilir. Örneğin; reçel, marmelat, sirke, şarap, jöle ve çay.

Alıç geleneksel bir tıbbi bitkidir. İlaç olarak kalp atışı, yüksek kan basıncı, göğüs ağrısı ve damar sertleşmesinde kullanılmıştır. Düzenli alıç tüketiminin sağlığımıza çok yararlı olduğu yapılan çalışmalarda birçok kez görülmüştür. Bitki geniş yelpazeli bir özelliğe sahiptir.

Özellikle kalp rahatsızlıkları tedavisinde çok sayıda çalışmalar bulunmakta ve bu alanda çok etkili olduğu görülmüştür. Vücudumuzdaki yağ oranını düşürmeye yardımcı olmakla birlikte karaciğer koruyucu özelliği de dikkat çekmektedir.

Alıç aynı zamanda güçlü bir antioksidandır. Düzenli tüketimi bağışıklık sistemimizi güçlendirmektedir.

Yazının devamı...

Cranberry veya Ayı Üzümü

30 Eylül 2019

Ayı üzümü veya Cranberry veya Arctostaphylos uva-ursi

Arctostaphylos ismini ‘arctos’ yani ayı anlamına gelen ve ‘staphyle’ üzüm anlamına gelen Yunanca isimlerin birleşiminden almıştır. Latince’de ‘uva’ üzüm ve ‘ursus’ ayı kelimelerinin birleşiminden türemiştir. Yabani ortamda ayılar bu acımsı ve ekşimsi meyveleri severek yerlermiş.

Drog bilhassa İspanya ve İtalya’dan yabani olarak elde edilmektedir.

Fundagiller familyasından gelen ayıüzümü çalı şeklinde bir bitkidir. Özellikle yaprakları kullanılır.

Kullanım alanları:

İdrar yolları, böbrek ve mesane enfeksiyonları tedavisinde çok değerli bir tedavi olanağı sağlamaktadır. Sebebi ise antibiyotiklerin etkinliği arttırıcı bir rolü vardır. Droğun sorumlu bileşeni arbutin ancak alkali idrar ortamında antibakteriyel etki göstermektedir. Yapılan bir çalışmada bakterilere karşı ve bir mantar olan Candida albicans’a karşı antibakteriyel etkisi ile birlikte antifungal özelliği de görülmüştür. Yüksek etki, droğun alımından 3-4 saat sonra ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, şayet enfeksiyon ciddi oranda yüksek ise ilk etapta kapsül olarak tedaviye başlayıp sonrasında çay olarak devam edilebilir.

Burada önemli husus ise hekiminize danışmadan lütfen kullanmayınız. Bitkilerin faydaları olduğu gibi bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımlar ciddi anlamda sağlığa zarar verebilir.

Sağlıklı günler dileği ile…

Yazının devamı...