Otizmde Beslenme

23 Ocak 2019

Otizm genetik faktörler ve çevre faktörleri tarafından belirlenebilmektedir. Günümüzde otizmin beslenme ile bir bağlantısı olup olmadığına yönelik sorular mevcuttur.

Peki, gerçekten otizmin beslenmeyle bir ilintisi var mıdır?

Bağırsak geçirgenliği birçok oto-imün hastalıklarda bozulmuştur. Örneğin; tip 1 diyabet ve Crohn hastalığı gibi. Akkermansia muciniphila, bağırsak mukus bariyerini değiştirebilen ve mukusun geçirgenliğine sebep olan bakteri (leaky gut barrier) otizmde görülmüştür. Fazla antibiyotik kullanımı da bağırsak florasını bozduğu görülmüştür. Antibiyotik kullanımı sonrası bağırsakta bulunan clostridium bakteri eserleri hastalığın tekrar nüksetmesine yani sindirim bozukluklarına sebebiyet verebilmektedir.

Bağırsaklarımız ikinci beynimiz ise, yediklerimizin sağlığımızı olumlu veya olumsuz etkilediği görülmüştür. Otizm'de beslenme bozuklukları ve sindirim sistemi bozuklukları sık rastlanmaktadır. Örneğin; gaz, şişkinlik, ağrı, kabızlık, ishal gibi. Yapılan çalışmalarda aynı zamanda malabsorpsiyon (kötü besin emilimi), maldigestion (kötü sindirim) ve özefagus iltihabı sıkça rastlanılmaktadır. Çölyak hastalığına otizmde sıkça rastlanıldığı dikkat çekmektedir.

Yapılan çalışmalarda beslenmeye dikkat edildiğinde şikayetlerin düzeldiği fakat tam anlamıyla iyileşme göstermediği ve birçok faktörlerin birbirleriyle bağlantılı olduğu görülmüştür. Yine de otizm'de glutensiz ve kazeinsiz beslenme önerilmektedir. Burada gözden kaçırılmaması gereken beslenmede vitamin eksikliklerine karşı dikkat edilmesidir. Aynı zamanda beslenme programı dışında çocuğun gelişimi de özenle takip edilmelidir.

Sonuç olarak otizmli çocuklarda sindirim bozuklukları, sindirim hassasiyeti ve dysbiosis yani bağırsak florasında mikrobiyal dengesizlik görülmektedir. Uygun bir beslenme programı ile çocuğun gelişimini göz ardı etmeksizin ve vitamin eksikliklerini önlemek için uzman kişilerden destek almak en doğrusudur. Şikayetler zamanla azalacağı gibi günlük yaşantımızı daha rahat ve huzurlu geçirmemize neden olacaktır. Bu yüzden, erken teşhis ve tedavi yaşam kalitenizi arttırır ve sizi mutlu eder.

Sağlıklı günler dileği ile…

Uzm. Dyt. Emel Yılmaz

Yazının devamı...

Yılbaşı Gecesi Neler Tüketmeliyiz?

28 Aralık 2018

Yeni yıla girerken sevdiklerimiz ile birlikte zaman geçirmek ve sohbet etmek keyifli olduğu gibi bir şeyler atıştırmak ve yemek mutlu olduğumuz anlardan biridir. Hatta bazen sadece yemek yeme ve içmekten ibaret bile olabilmektedir. Peki yılbaşı gecesi nasıl beslenmeliyiz ve nelere dikkat etmeliyiz?

Şayet yemek masasında tüm gece kalkmadan oturacak isek mümkün olduğunca masum besinleri tüketmeye özen gösterelim. Örneğin meze çeşitleri, sebze ve salata çeşitleri bolca olsun. Gece boyunca bunlardan tırtıklamanız daha sağlıklı olur. Yağlı besinlerden uzak durmak mümkün değil ise, tadımlık almaya özen gösterelim. Protein olarak balık, yoğurt, peynir, cacık ve yoğurdun içine girdiği yemek çeşitleri sindirim sistemimizi zorlamayacaktır. Masada mutlaka kuruyemiş ve meyve çeşitleri olsun. Tabi meyve tüketimini abartmamak kaydıyla. Çoğumuz için gecenin vazgeçilmezi olan alkol tüketimine dikkat etmeye özen gösteriyoruz çünkü 1 gram alkol 7 kaloridir. Aynı zamanda diüretik etkisi olduğundan bol bol su içmeniz gerekmektedir. Aksi takdirde yetersiz sıvı alımı ertesi gün halsizlik ve yorgunluğa sebep olabilir. Bu durum sizi gün boyu etkileyebilir.

Tatlı seçeneklerinde en masum olanını tercih etmeye çalışıyoruz. ‘Bari bu gece serbest olsun’ dediğinizi duyar gibiyim, bu durumda porsiyon miktarlarını düşürüp 1 veya 2 tatlı çeşidi tüketebilirsiniz.

Alkol tüketimini abartmamaya özen gösteriyoruz. Aşağıdaki kalori değeri düşük olan alkolleri tercih edebilirsiniz.

1 kadeh kırmızı Şarap: 70 kcal

1 kadeh Baileys: 80 kcal

1 kadeh Şampanya: 95 kcal

1 kadeh Wiski: 100 kcal

Yazının devamı...

E vitamini

30 Kasım 2018

Tocotrienoller;Güçlü bir E vitamini bileşenleri

E vitamini sağlığımız için çok önemlidir. Özellikle de vücudumuzdaki milyonlarca hücrelerimizin yağ hücrelerini ve hücre arası membranlarını serbest radikallere karşı koruması E vitamininin sağlığımız için çok önemli bir rol oynadığını göstermektedir; Örneğin beyin, karaciğer, cilt ve damarlarda. Fakat bizim bildiğimiz ‘E vitamini’ aslında 8 lipofilik antioksidanlardır: 4 tocoferol ve 4 tocotrienoller. Şayet iyi bir emilim olursa tocotrienoller üstün bir etkileşim göstermektedir. Bu bağlantılar hücre membranların içine nüfuz ettiği gibi aynı zamanda serbest radikalleri yakalamakta da çok güçlülerdir. Çok iyi bir tocotrienol kaynağı ise rafinesiz kırmızı palm yağıdır.

Rafine edilmiş ve çoğunlukla E vitamininden arınmış yağlar, endüstriyel yağlar, az miktarda fındık ve tohum tüketimi, E vitamininden noksan beyaz un tüketimi vs…E vitamini eksikliğin farklı sebepleridir. Amerika’da yapılan bir araştırmada halkın %90’ınında E vitamini eksikliğinle karşılaşılmıştır. Türkiye’de ise muhtemelen aynı oranlardadır.

Anti-aging

Tocotrienoller veya çoklu doymamış E vitamini bileşenleri çoğu zaman mucize E vitamini olarak adlandırılmaktadır. Nedeni ise tocotrienollerin tocoferollerden daha iyi bir şekilde yağ yapılarına nüfuz etmesi ve oksidatif stresi daha güçlü bir şekilde frenlemeleridir. Bu nedenden ötürü erken yaşlılık belirtileri ve her türlü yıkıcı rahatsızlıklara karşı koruyucudurlar. Olumsuz yanı ise daha az emilimi olmasıdır fakat bunu doğal emülgatörler ilave ederek çözümleyebilmek mümkündür.

Beyin koruyucu

İyi bir beyin fonksiyonu için milyarlarca yağ tutan hücreler, mitokondriyal membranlar ve myeline’nin korunması gerekmektedir. Tocotrienoller burada önemli bir rol oynamaktadır. Alfatocotrienol (alfatocoferol değil!) beyin hücrelerini ‘glutamat-toksisitesine’ karşı (inme) korumaktadır. Farklı çalışmalar tocotrienoller için beyin hücrelerini dejenerasyona ve inmelere karşı koruduğunu göstermektedir. 2 sene boyunca yapılan klinik bir çalışmada tocotrienollerin beyaz lezyonların oluşumunu engellediğini göstermiştir. Sonuç olarak tocotrienoller nörodejeneratif hastalıklara karşı önleyici ve frenleyici olduğunu göstermiştir. Örneğin hafıza kaybı, konsantrasyon bozuklukları, inme, diyabetik nöropati, Alzheimer ve Parkinson hastalıkları.

Ateroskleroz frenleyicisi, tromboz önleyicisi

Yazının devamı...

D Vitamini ve Yararları

9 Ekim 2018

D vitamini, vücudun besinlerden kalsiyum emilimini sağlayabilmesi için önemli bir vitamindir. Bu yüzden hem gelişim hem sağlıklı kemik ve dişler için gerekli bir vitamindir. Bunun yanı sıra bağışıklık sistemini güçlendirir ve kaslar için önemli bir rol oynamaktadır.

İsveç’te yapılan bir araştırmada aylık 24 000 IE veya 800 IE günlük doz D3 vitamini düşme riskini azalttığı görülmüştür. Bu çalışmaya 200 kişi ortalama yaş grubu 78 olan bireyler katılmıştır. Katılanların hepsi daha önce bir düşüş atlatmışlardı. Katılanlar 3 gruba ayrılmış: ilk gruba ayda yüksek doz 60 000 İE D3 vitamini verilmiş, ikinci gruba 24 000 İE D3 vitamini calcifediol ile birlikte verilmiş, üçüncü gruba ise sadece 24 000 İE D3 vitamini verilmiştir. İlk iki grubun D3 vitamin değerleri hızlı bir şekilde çıkmış olsa bile, 12 ay sonra gruplar arasında düşme riski değişse de, son grubun çok iyi bir sonuç elde ettiği görülmüştür. Yani sadece D3 vitamini verilen grup. Bu grup hem daha az düşme riski oluştururken hem de diğer iki gruba göre kırılma riski daha düşük olduğu gözlemlenmiştir.

Yine uluslararası bir çalışmada ciddi bir D vitamini eksikliği görsel hafızanın bozulmasına yol açabileceği gözlemlenmiştir.

Yüksek D vitamini değerleri kanser riskini (cilt kanseri hariç) azalttığı görülmüştür.

Yapılan araştırmada yüksek D vitamini değerleri olan kadınların 40 ng/ml (100 nmol/l) daha düşük D vitamini değerleri olan kadınlara göre 20 ng/ml (50nmol/l) %67 daha az kanser riskine yakalandığı görülmüştür.

Günümüzde D vitamini eksikliği sıklıkla görülmeye başlanmıştır. D vitamini, yağda çözünen bir vitamindir ve besinlerde D2 veya D3 formunda bulunur. Kolekalsiferol yani D3 hayvansal gıdalarda bulunan form iken D2 formu yani Ergokalsiferol bitkisel kaynaklı olup daha nadirdir.

Peki, D vitaminini nasıl ihtiva edebiliriz?

-

Yazının devamı...

Bayramda Kan Şekerimizi Nasıl Düzenleyebiliriz?

12 Haziran 2018

Daha önce bir yazımda Ramazan bayramında nasıl beslenmeliyiz, nelere dikkat etmeliyiz sorusuna dikkat çekmiştim. Bu bayram size şekerin vücudumuza neler yaptığını ve kan şekerimizi nasıl dengelemeliyiz onları anlatacağım. Hatta bayram sonrası için uygulamak isteyenler için kısa süreli detoks programı paylaşacağım.

Öncelikle Ramazan bayramı kesinlikle şeker bayramı değildir! Bu algıyı lütfen artık yıkalım. Ramazan boyunca nefsimizi terbiye edip Ramazan bayramında tüm yelkenleri indirmek yerine daha dikkatli ve daha sağlıklı beslenmeye özen göstermeye çalışalım. Şekerin bize hiç yararı yoktur! Hatta zararları mevcuttur. Peki, bu şeker neler yapıyor?

Şeker vücudumuzun ihtiyacı olmayan, boş kalori olarak adlandırdığımız ve kilolarımıza katkıda bulunan gereksiz bir besindir. Uzun vadeli kullanım sonrasında damak tadımızı bile bozan hatta sadece bununla yetinmeyip yüksek miktarda tüketimi vücudumuzda toksinlerin birikmesine, kanser hücrelerin yani hastalıklı hücrelerin artmasına, vücudun yapısını bozmasına, yağ depolanmasına, insülin direnci oluşturmaya, depresyona, bağışıklığın düşmesine, inflamasyona, bağırsak florasını bozmasına, kemik erimesine vesaire…saymakla bitmeyecek bir liste maalesef. Bu yüzden lütfen bu konuyu ciddiye almaya çalışalım. Mümkünse şekeri hayatınızdan çıkarmaya çalışın. Tabi ki bugünden yarına herşey düzelmez fakat istek varsa, çözümü’de vardır. Peki, bu bayram kan şekerimizi nasıl dengelemeliyiz?

- Basit şeker yani çikolata, şeker, şerbetli tatlılar, rafine şeker yerine daha çok sağlıklı tatlandırıcıları tercih etmeliyiz. Örneğin kuru meyve, hakiki bal, pekmez, meyvenin kendisi, tarçın, keçiboynuzu, karanfil, meyankökü.

- Basit şekerler kaçınılmaz ise o zaman bunların yanında süt/ yoğurt/ ayran/ peynir gibi yarım yağlı süt ürünleri tercih etmeliyiz ki kan şekerimiz aniden yükselmesin. Ani yükselen kan şekerimiz bizi daha çok şeker veya tatlı tüketimine itecektir.

- Şayet mümkünse sütlü tatlılar tercihimiz olmalı. Örneğin kazandibi, puding, muhallebi, tavukgöğsü, sütlaç (çok az miktarda pirinç olacak şekilde veya siyah pirinç kullanılabilir; kan şekerini daha iyi dengeleyecektir).

- Aralarda atıştırmalık olarak 1 yemek kaşığı tuzsuz kuruyemiş tüketilebilir.

-

Yazının devamı...

Ekmeğin Faydası ve Besin Değeri

10 Mayıs 2018

Ekmeğin faydası ve besin değeri: gerçekler ve yanlışlar

Ekmek uzun yıllardan beri kullanılan ve günümüzde halen kullanılmakta olan bir besindir. Son dönemlerde ekmeğin faydaları ve besin değeri ile ilgili çok konuşulmakta ve tartışılmaktadır.

Yanlış anlaşılanlar:

İnternet ortamında ve bazı bilinen ve tanınan popüler kitaplarda ve kişilerin, buğdayın sağlığımız üzerinde birçok olumsuz etkileri olduğuna dair varsayımlarda bulunulmuştur. Kullanılan argümanlar literatürün genelde hayvan deneyleri üzerinde yapılan araştırmalar veya laboratuar’da yapılan deneylerdir. Yani insan sağlığı için direkt uygulanabilecek veriler değildir.

10.000 yıldır tahıl tüketimi sonrası bedenimizin buna alışkın olmadığı söylenilmektedir. Aynı zamanda günümüz ekmek buğdayın GDO’lu olduğu ve bundan dolayı daha az besinler içerdiği ve daha çok hastalığı tetikleyici bileşenler içerdiği yazılmaktadır. Tüm bunların bağırsak sızıntısına neden olduğu ve hastalıklara davetiye çıkardığı söylenilmektedir.Peki, gerçekler nelerdir?

Gerçekler:

Tahıllar = İlkel besin

Afrika’da bizden önce yaşayan nesiller 1-4 milyon yıldır bitkiler, yumrular, çimen ve tohumlar tüketmişler. Tahıllar çimenlerin tohumlu halleridir. Vahşi türler de o zamanlar tüketilmiştir. Çavdar, buğday ve arpa 45.000 yıl önce yaşayan nesiller tarafından çoğunlukla tüketilmiştir.

Yazının devamı...