Çin virüsü yendi mi?

Tüm dünya ilan edilmemiş bir OHAL içinde. Fabrikalar durdu. Dükkânlar kapandı. Sokaklar bomboş. İnsanlar evinde. Sessizlik her yeri sardı. Duruyoruz. Bu verdiğimiz molada herkesin aklına sürekli şu soru düşüyor: Ne kadar sürecek?

Gerçek cevabı bilmemiz imkânsız. Ama en azından bu salgının çıktığı, dolayısıyla virüsle en erken mücadele etmeye başlamış ve kontrol altına almış görünen Çin, cevaba yaklaşmak için bakabileceğimiz en doğru adres. O zaman soru şu: Çin virüsü yendi mi?

Öğrenmek için, 10 küsur yıldır Çin’de yaşayan Türk gazeteci Emre Demir’le telefonda konuşuyorum. “Vaka sayısı çok azaldı. İçerideki yayılma durdurulmuş görünüyor. Şimdi virüsün dışarıdan içeriye girmemesi için önlemler alınıyor. ABD’de ve Avrupa’da yaşayan çok büyük sayıda Çinli var. Salgın şu anda oralarda yayıldığı için hepsi evlerine, Çin’e dönmeye çalışıyor. Devlet de şu an buna yönelik sıkı tedbirler alıyor” diyor. Bunu ne kadar başarabilirse, bu krizden o kadar hızlı kurtulacak gibi görünüyor.

Her ülkenin kendi modeli

Çin virüsü yendi mi

En başta tedbir almakta geç kalan Çin, sonradan getirdiği çok sıkı önlemlerle bu hatalarını telafi etmiş, salgınla nispeten başarılı mücadele ediyor gibi. Özellikle de İtalya, Fransa, İspanya gibi Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında. Ancak mevzuya biraz daha yakından baktığınızda, bu kıyaslamaların aslında çok yanlış olduğunu görüyorsunuz. Zira virüsün yayılma hızını ve vaka sayısını, devletin izlediği politikalar kadar, mevcut altyapısı, kurumların işlevselliği, toplumun kültürel ve sosyal yapısı da etkiliyor.

Mesela Çin’in aldığı sıkı tedbirlerin işe yaramasının bir sebebi, mevcut teknolojik altyapısı. Yani sokak kameralarından tutun, insanları gözetleyen sistemlere kadar gerekli teknolojiye sahip olması. Şu anda Çin’de bir yere girerken ya da sokağa çıktığınızda görevliler hemen gelip sizi ellerindeki aletle kontrol ediyor ve sağlık durumunuza göre bir kod veriyorlar. Eğer yeşil kod aldıysanız, yaşadınız. Okuttuğunuzda otomatik kapılar açılıyor ve marketlere, vb. girebiliyorsunuz. Ama kırmızı veya sarı koda sahipseniz, yani belli bir sağlık seviyesinin altındaysanız evden çıkmanız mümkün değil. İşte tüm bu teknolojik olanaklar mücadeleyi kolaylaştırıyor.

Tedbirlerin işe yaramasının ikinci nedeni de toplumun zaten devlet tarafından gözetlenmeye, kontrol edilmeye, baskı altında tutulmaya alışık olması. Diğer taraftan İtalya, İspanya gibi sokakta yaşamaya alışkın ve çok daha özgürlükçü olan toplumlar belli ki devletin aldığı önlemlere uymakta zorlanıyorlar.

Dolayısıyla, bu salgında her ülke kendi sınavını veriyor aslında. Her devletin kendi özelliklerine göre kendi çözümünü bulması, kendi modelini geliştirmesi gerekiyor. “Türkiye modeli” de el yordamıyla yavaş yavaş şekil almaya başlıyor. Salgın bittiğinde ise tüm ülkeler uyguladıkları yöntemle hem içeride, hem dışarıda sınanmaya tabi tutulacaklar elbette.

Çin güçlendi mi?

O halde “Çin bu salgından başarıyla çıktı, küresel bir kriz karşısında küresel kurtarıcı rolüne büründü” diyebilir miyiz? Telefonda konuştuğum Asya uzmanı Dr. Altay Atlı, “Resim ne siyah, ne beyaz” diyor. Hakeza Çin, evet, bir yandan Fransa’ya, İtalya’ya maskeler ve tıbbi yardım gönderiyor. Salgını kısa sürede kontrol altına aldığı için dünyaya örnek gösteriliyor. Teknolojik altyapısıyla da tüm ülke liderlerine parmak ısırtıyor.

Ama diğer yandan ekonomisi büyük yara almış durumda. Yılın ilk iki ayının gösterdiği rakamlara göre, ekonomideki düşüş yüzde 15. Atlı Global’in Kurucu Başkanı olan Altay Atlı, bu düşüşün sadece salgın kaynaklı olmadığını söylüyor. Zaten Çin’in uzun zamandır yapısal bir dönüşüm içinde olduğunu, bunun da kırılganlık yarattığını anlatıyor. Durum aslında özetle şöyle: Çin’in dünya pazarlarında en büyük avantajı, ucuz iş gücü ve düşük maliyetleriydi. Ancak zaman içinde ekonomisi hızla büyüdükçe maliyetler de arttı. Onun yerini, 4’te 1’i kadar maliyet sağlayan Endonezya, Vietnam, Hindistan gibi ülkeler almaya başladı.

Tüm dünyayı vuran 2008 ekonomik kriziyle birlikte de Çin ekonomik modelini değiştirdi. Ucuz iş gücüne dayanan yani emek-yoğun üretimden, teknoloji-yoğun üretime geçiş yaptı. Katma değeri yüksek mallar üretme yoluna gitti. “Ben neden Amerikan malı iphone’ları üretiyorum? Kendi iphone’umu kendim üretir, kendim kazanırım” deyip teknolojiye yatırım yapmaya, dünyada bu yönüyle öne çıkmaya başladı.

İşte bu dönüşüm, Çin ekonomisini zaten kırılgan hale getirmişti. Üstüne ABD ile ticaret savaşları ve şimdi de salgın gelince, yüzde 15’lik düşüş ortaya çıktı. Ama bugüne bakıp yanılmayalım! Zira salgın bitince “Hadi kaldığımız yerden devam edelim” demeyeceğiz. Yepyeni bir küresel sisteme uyanacağız. Evet, belki 1 yılda değil, ama 5 yıl içinde yeni bir düzen kurulmuş olacak. Bu da yeni bir güç dengesini beraberinde getirecek. İşte asıl mevzu da Çin bu sistemde nerede duracak? Ufukta beliren Çin-ABD çekişmesine varmak üzereyiz.