Türkiye’de kadın olmak

Kafamızı biraz olsun koronadan kaldırmanın vakti gelmiştir belki de. Salgın dolayısıyla değinme fırsatı bulamadığım Kadınlar Günü gündemini daha fazla vakit geçmeden ele alma zamanı şimdi. Zira durum ciddi.

Kadir Has Üniversitesi 6 yıldır 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nden hemen sonra bir anket yayımlıyor. Türkiye genelinde kadınların hal-i pürmelalini ortaya koyuyor. Bu yıl da her sene yaptığım gibi yazmak için sonuçlara baktığımda gördüm ki vaziyet yine hiç de iç açıcı değil.

Şiddet

Kadir Has Üniversitesi’nin bu yılki “Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması” yine 23 ili, 1216 kadın ve erkeği kapsıyor. Maalesef sonuçlar gösteriyor ki geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Türk kadınının en büyük sorunu şiddet. Hem de (böyle düşünenler) yüzde 68 oranıyla. 2. sırada işsizlik, 3. sırada eğitimsizlik geliyor.

Şiddeti 1 numaralı sorun olarak görenler yıldan yıla giderek artıyor. Bunun sebebi de belli ki şiddet gören kadınlardaki artış. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın geçen yılki verilerine göre, Türkiye genelinde kadınların yüzde 55’i şiddet gördüğünü söylüyor. Bu arada sanıldığı gibi sadece eğitim düzeyi düşük kadınlar değil, eğitim düzeyi yüksek her 10 kadından 3’ü de eşinden şiddet görüyor. Kadın cinayetleri de geçen yıla göre artmış durumda.

Buna mukabil, bu konudaki farkındalık yükselmiş görünüyor. “Erkek, ailenin dirlik düzeni için zaman zaman şiddete başvurabilir” diyenlerde ciddi bir düşüş söz konusu. Bu oran 2019’da yüzde 14 iken, bu yıl yüzde 4’e gerilemiş. “Şiddet boşanmak için yeterli bir sebeptir” diyenler de geçen yıl yüzde 74 iken, 2020’de yüzde 79’a yükselmiş.

Muhafazakâr feminizm

İşsizlik de çok ciddi bir sorun. Öncelikle, ankete katılan kadınların yüzde 46’sı bugüne kadar hiç çalışmadığını söylemiş. Bugün ise her 4 kadından 3’ü çalışmıyor. İş yaşamından ayrılmalarının en önemli sebebi ise, “evlilik ve ev işi sorumlulukları”. Ama bana kalırsa burada asıl önemli olan, “Kadınların iş hayatına katılımı ülkenin refahı açısından gereklidir” diyenlerin sayısında artış olması. Genel olarak bakınca da çalışma hayatında ve kamusal alanda “eşitlikçi toplumsal cinsiyet” algısı güçlenmiş görünüyor.
Ne var ki bu artış özel hayata pek yansımıyor. Ev ve çocuk bakımında eşit sorumluluk paylaşımı, evlilik dışı çocuk sahibi olmak, birlikte yaşamak ve kürtaj gibi konularda tutumlar giderek olumsuzlaşıyor. Bu çelişkiyi 3 yıl önce Kadir Has Üniversitesi’nin o dönemki Rektörü Prof. Mustafa Aydın, bir çeşit “muhafazakâr feminizm” yükselişi olarak yorumlamıştı.

Zaten bu tespitle uyumlu olarak, genç kızların ve kadınların akşam tek başına sokakta olmasından duyulan çekince göze çarpıyor. 18 yaş altı kız çocuklarının akşam 19.00 sonrası; yetişkin kadınların da 21.00 sonrası sokakta tek başına olmasını (kadınların ve erkeklerin) yüzde 32’si güvenli görmüyor.

Gelecek

Benim en çok ilgimi çeken ise, kadın liderlere olan yüksek güven oldu. “Bir kadın sizin görüşlerinizi savunan bir partinin lideri olsa, o partiye oy verir misiniz?” sorusuna olumlu yanıt verenlerde artış var. “Benzer özelliklere sahip bir erkek ve bir kadın aday olsa, hangisini tercih ederdiniz?” sorusuna “Kadın” diyenler de çoğalmış. Bu da siyasilerin ciddiye alması ve kadrolarında/üst yönetimde buna göre düzenleme yapması gereken bir veri.


Tüm bu bilgiler ışığında ise araştırmayı yapan akademisyenler, 6 yıllık gözlemleri sonucunda şu sonuca varmışlar: Her şeye rağmen Türkiye’de kadın-erkek eşitliği giderek artıyor. Kadınların ve erkeklerin kamusal ve özel hayatta eşit olmaları konusunda “Eşitlikçi Cinsiyet” algısı da hem kadınlar hem erkekler arasında güçleniyor. Ne var ki bu olumlu gidişata mukabil, mevcut durum iç karartıcı. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2019’da yayımladığı Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’nda 149 ülke içinde 130. sıradayız.

Düşünün ki Türk toplumunun tam yarısı kadın. Dolayısıyla, kadınların bu kadar geri bırakıldığı bir toplum da yarım kalıyor. Hadi bıraktım Kadınlar Günü’ne ihtiyaç duymayacağımız günler görmeyi dilemeyi, bari en azından Kadınlar Günü’nü ağzımızın tadıyla kutlamak nasip olsun...