WhatsApp krizi sarpa sarıyor

Kucağımıza nur topa gibi düşen WhatsApp krizini geçen yazımda yazmıştım. WhatsApp, bilgilerimizi Facebook’la paylaşmayı onaylamamızı zorunlu kılan yeni sözleşmeyi şimdilik ertelediğini açıkladı.

Aslında geçen yazımda pratikte değişen hiçbir şey olmadığını, 2014’te Facebook WhatsApp’ı satın aldığından beri kişisel verilerimizin zaten aynı havuzda toplandığını ve mesajların içeriklerinin koruma altında olmaya devam edeceğini söylemiştim.

Ama o kadar çok soru geldi ki işin uzmanlarıyla konuşarak biraz daha açmak istedim.

Avrupa şemsiyesi

Öncelikle, WhatsApp kullanmayıp başka bir mesajlaşma ağına katıldığınızda kişisel verilerinizin güvende olacağını düşünüyorsanız, çok yanılıyorsunuz. Uzmanlar, örnek olarak Telegram’ı gösteriyorlar. Bu uygulamada çok daha fazla güvenlik açığı olduğunu, suç örgütlerinin de daha fazla faaliyet gösterdiklerini vurguluyorlar. BIP gibi yerli ve milli uygulamaların da keza aynı şekilde, yeterince güvenli olmadığını savunuyorlar.

Ama zaten sorun şu ki hiçbir şey yeterince güvenli değil! Kullandığınız telefon bile başlı başına haddinden fazla güvenlik açığı yaratıyor. Kısacası, kaçış yok. Bu gidişata karşı bir ülkenin ise tek başına bir çözüm üretmesi imkânsız görünüyor. Zira karşınızdaki teknoloji devi tüm devletlerden maddi olarak çok daha güçlü ve ülke sınırlarını tanımıyor. Tam da bu yüzden devletlerin acilen el ele verip kendilerini korumaya çalışmaları gerekiyor. Yani uluslararası bir dijital ittifaka dâhil olmak.

Avrupa Birliği’nin (AB) başı çektiği “kişisel verilerin korunması rejimi” bunların başında geliyor. Ki İsrail, Japonya, Uruguay, Arjantin, Yeni Zelanda gibi başka ülkeler de bu rejime dâhiller. Uzmanlara göre, şu an bireysel verilerin korunması, veri etiği ve mahremiyeti konularında en ileri noktada olan Avrupa. Zaten tam da bu yüzden Facebook AB’yi bu sözleşmeden muaf tuttuğunu açıkladı. Zira AB’nin uygulayacağı ağır yaptırımlardan ve para cezalarından (2016’da Facebook’a kestiği 110 milyon euro ceza gibi) çekiniyor.

Devlet politikası

Konuştuğum Siber Politikalar Uzmanı Barış Kırdemir, AB’nin aldığı katı önlemlere rağmen Facebook’la diyaloğu sürdürmesinin önemine dikkat çekiyor. Arkansas Üniversitesi’nde ders veren Kırdemir, Türkiye’nin de aynen böyle bir çizgi benimsemesi ve AB’nin dijital şemsiyesi altına girmesi gerektiği görüşünde. Her ne kadar Avrupa’nın rejimi henüz güvenlik sağlama açısından ideal seviyeye ulaşmamış olsa da, mevcut dijital kalkanlar arasında en ileri seviyede olanı, diyor.

Tabii buna paralel olarak ülke içinde de devletin özel sektör ve üniversiteleri kapsayarak çok geniş bir strateji ve iletişim çalışması başlatması gerektiği görüşünde. Hem toplumun bilgi ve bilincini yükseltmeye yönelik hem de devletin kendini bu teknoloji devlerinin müdahalelerine karşı uzun vadede koruması açısından. Yani bunu bir milli güvenlik meselesi olarak görerek kalıcı ve kurumsallaşmış bir politika haline getirmesi gerekiyor.

Zaten Kırdemir tam da bu noktada bu kriz sayesinde yol kat edildiğine inanıyor. WhatsApp sözleşmesiyle ilgili olarak yetkililerden ama özellikle Cumhurbaşkanlığı’ndan gelen açıklamalarda bunun artık bir milli güvenlik politikasına çevrilmeye başlandığına dair işaretler görüyor.

Bu krizin bir diğer olumlu getirisi de herhalde toplumun verdiği ciddi tepki oldu. Bu da insanların kendi kişisel mahremiyetlerine sahip çıktığının göstergesi. Zaten tam da bu yüzden Facebook gibi mecralar artık çok daha şeffaf olmak zorunda.

Yeni trend

Ancak bence tüm bunlardan çok daha önemli bir gelişme var. Kaçırıyoruz. Bu uyanışla ve tepkiyle birlikte fark ettiyseniz dünyada birçok yerde, ama özellikle ABD’de insanlar başka başka sosyal medya platformlarına kaymaya başladılar. WhatsApp-Facebook sözleşmesinden korkup kendilerini yeni mecralara attılar. “Daha önce Twitter, Instagram gibi alanlardan engellenen kişiler de buralarda kendilerine yer buluyordu. Şimdi bu son gelişmeyle birleşince bu dalga büyüdü” diyor Barış Kırdemir.

Bu yeni trendin de eskisi gibi tek bir “ana akım sosyal medya mecrası” yerine çok sayıda platformlar oluşturacağını öngörüyor. Yani düşünsenize, belki de her ülkenin bir Twitter’ı olacak bu gidişle. Her biri de kendi gerçeklerine inanan, kendi eko-sistemine kapalı, birbiriyle iletişimi olmayan sayısız Twitter, Instagram ve Facebook’lar hayal edin. Küreselleşmenin köküne kibrit suyu döken bir trend.

Zaten başımız yalan yanlış bilgilerle dolu olan bu hepi topu 3 sosyal medya platformuyla yeterince beladaydı. “Gerçek ötesi” (post-truth) denilen bir saçmalığın içine düşmüştük. Varın bu sayısız mecranın başımıza açacaklarını siz düşünün.

Bu günleri mumla arayacağız sanki.