Dişsiz'in köklü tedavisi

31 Temmuz 2020

O sırada aklıma yaşlı ressam Behrman geldi. Hani hastane odasında yaşama umudunu pencereden gördüğü ağacın yapraklarına bağlayarak son yaprak düştüğünde öleceğine inanan Johnsy…

14 Nisan’da başladı onlarla hiç unutmayacağım hikayemiz. Hikayemin kahramanı ise 2.5 yaşındaki dişsiz isimli kedi. Bir akşamüzeri Gökçe Hanım eşi, telaşlı bir şekilde ellerinde tekir bir kedi ile geldiler kliniğime. Dişsiz'in kısa bir sürede zayıfladığını, giderek iştahsızlaştığını, bazı günlerde hafif titremeler, seğirmeler gözlemlediklerini ve halsiz olduğunu söylediler. Gökçe Hanım, gergin ve epeyce stresliydi. Gözlerinden yorgunluğunu, umutsuzluğunu ve biraz da güvensizliğini okuyabiliyordum.

“FIP olabilir dediler '' dedi. Müdahale edilmiş ancak durum her geçen gün kötüye gitmiş. Böbrek ve karaciğer değerleri de yükselmeye başlamış üstelik.

Evde üç kedileri daha vardı ve onların sağlık durumları gayet iyiydi.

Önce ben de FIP olabileceğini düşündüm. Suratım düştü. Onları dinlediğim masamdan aniden kalktım, Dişsiz' in iki gün önce yapılmış biyokimyasal sonuçlarına baktım. Evet, karaciğer ve böbrek değerleri yükselmişti. Belli ki dualite içinde çalışan iki organda bozulmalar başlamıştı. 2.5 yaşındaki bir kedide bu durumun sebebi olarak da ilk önce coronavirüsün mutasyonu sonucu şekillenen FIP (Feline Infeksiyöz Peritonitis) akla geliyordu. Ancak detaylı testlere geçmeden önce biyokimyasal test parametrelerindeki albümin ve globülin oranın FIP olma ihtimalini ortadan kaldırdığını görünce "Rahat olun, kediniz FIP değil" dedim.

"Hande Hanım emin misiniz? Bakın annem amansız ve tedavisi zor olan bir hastalığa yakalandı. Tam bu sırada Dişsiz de hastalandı ve teşhis yok. Sanki Dişsiz iyileşirse annem de iyileşecek gibi. Biliyorum bu saçma ama onlar birbirlerine çok bağlılar ve şu an ikisi de birbirinden ayrı hastanede."

O sırada aklıma yaşlı ressam Behrman geldi. Hani hastane odasına yaşama umudunu pencereden gördüğü ağacın yapraklarına bağlayarak son yaprak düştüğünde öleceğine inanan Johnsy...

Behrman, Johnsy'e umut vermek için baktığında gördüğü pencereye koskocaman bir yaprak çizmişti ve o yaprak hiç düşmemişti.

Yazının devamı...

Köpeklerde eklem hastalıkları

21 Temmuz 2020

Osteoartrit (OA) popülasyonun yaklaşık dörtte birini etkileyen, köpeklerde en sık görülen artrit şeklidir. Eklem kıkırdak kaybı, kapsülünün kalınlaşması ve eklemde yeni kemik oluşumu (osteofitoz) ile sonuçlanan ve nihayetinde ağrı ve uzuv fonksiyon bozukluğuna yol açan kronik bir eklem hastalığıdır.

Köpeklerde OA’nın büyük çoğunluğu, kranial çapraz bağ hastalığı, kalça displazisi, dirsek displazisi, OKB, patella (diz kapağı) çıkığı gibi gelişimsel ortopedik hastalığa sekonder olarak ortaya çıkar. Küçük ırklarda, OA belirgin bir birincil neden olmadan ortaya çıkar ve genetik ve yaşla ilgili olabilir. OA’ya katkıda bulunan diğer faktörler arasında vücut ağırlığı, obezite, cinsiyet, egzersiz ve diyet sayılabilir.

OA belirtileri çoğu zaman spesifik değildir ve şunları içerir:

Aktivite bozukluğu: Egzersiz yapmadaki isteksizlik, genel aktivite azalma, sertlik, sersemlik, atlama yeteneği, yürüme gibi, tavşan sıçraması gibi değişiklikler.

Manipülasyonla ilgili ağrı: Saldırganlık ve rahatsızlık belirtileri gibi davranış değişiklikleri OA tanısı genellikle fiziki muayene ve çeşitli görüntüleme yöntemlerinin bir kombinasyonu ile yapılır.

Başlangıçta fiziksel muayene: Etkilenen eklem veya eklemlere doğru yönlendirilecektir. Veteriner hekim ağrılı yanıt, eklem kapsülünün kalınlaşması, eklem sıvısının birikmesi (efüzyon) veya bazen osteofit ve kas atrofisi değerlendirmek için bacak ve eklemleri palpe eder.

Kullanılan en yaygın görüntüleme yöntemi X-ışınıdır. Ancak bunlar sınırlı kullanım içindir çünkü yalnızca sınırlı yumuşak doku değişiklikleri gösterirler, bu nedenle fiziksel muayene bulguları ile birleştirilmelidirler.

Daha popüler hale gelen diğer teşhis araçları arasında, (ligament, menisci) ve dirsek gibi daha karmaşık anatomi ile eklemlerdeki kemik yapısal değişikliklerini değerlendirmek için iyi olan bilgisayarlı tomografi (BT) hakkında bilgi sağlayabilen manyetik rezonans görüntüleme (MRG) bulunmaktadır.

Yazının devamı...

Ben bir kediyim

27 Haziran 2020

Asil ve mantıklı, sezgileri ve duyarlılığı çok fazla olan bir canlıyım. Çok iyi duyarım ve özellikle gece çok iyi görürüm. İstediklerimi elde etmesini, benim olan alanı ve benim olanı korumasını çok iyi bilirim. Uykuyu çok severim. Bir günümün 16 saatini uyuyarak geçiririm, böylelikle vücut ısımı dengede tutmuş olurum. Özgürlüğüme düşkünümdür ve sadece bir kişiyi çok severim.

Erişkin olduktan sonra yıl içinde tekrarlanacak 3 adet aşı olmam gerekir. 2 ayda bir iç ve dış parazit aşılarımın olması da ayrıca gereklidir ama tüm bunlar için kliniğe gitmekten nefret ederim.

Ne zaman kliniğe gitmem gerekse o çok sevdiğim, birlikte yaşam sürdüğüm kişi odamın ortasına büyük bir kutu getirip içine girmemi ister. Asla girmek istemem. Çünkü o kutuya girmek beni hep geriyor. Sadece beni germiyor, ben gerildikçe o sevdiğim kişi de geriliyor. Ben girmek istemedikçe o da beni kovalamaya ve yakalamaya çalışıyor.. Karşılıklı inatlaşıyoruz ve mecburen çıkarıyorum tırnaklarımı. Hatta gergin gergin yapma diye bağırmaktan altıma bile kaçırıyorum. Ama ne yapsam nafile… Kan, ter, idrar kokuları içinde kendimi o kutunun içinde buluyorum.

Sonra alıyor beni o sevdiğim, hareket eden gürültülerle dolu daha büyük bir kutunun içine koyuyor.

Etrafta tuhaf değişik kokular. Benim dünyayı bir koku bulutu gibi gördüğümü bilmiyor sanki. Bu hareketli kutu bir duruyor bir ilerliyor. Midemi bulandırıyor haliyle daha geriliyorum. Çevre çok gürültülü. "İmdaaat'" diye bağırmak istiyorum ama bağırsam da kimse beni anlamıyor.

O büyük kutudan çıkıp içinde olduğum küçük kutuyla birlikte bambaşka bir yere geliyor ve duruyoruz. O da ne! Yine karışık kokuların olduğu bir yer burası da.

Beyaz önlüklü bir kadın karşılıyor bizi. Benim gibi gergin bir kediye şirinlik yapıyor. Bu kadın bana sormadan yanındakine 'Haydi' diyor. Demesiyle birlikte biri ensemden, biri kollarımdan ve bacaklarımdan tutuyor. Beyaz önlüklü kadın hem sevdiğim kişi ile konuşuyor hem de oramı buramı çekiştiriyor. Gözlerimi açıyor, kulaklarıma bir şeyler sokuyor… O da ne, popoma bile!!!

Bağırmaktan, direnmekten helak oluyorum. Artık ya teslim olacağım ya kaçacağım ya da zarar vereceğim... Aslında bir kedi için tüm bu stres yaratan durumları ortadan kaldırmak veya minimize etmek mümkün.

Yazının devamı...