Etkin zaman

11 Eylül 2020

Sıklıkla karşılaştığım, olumsuz gibi görünse dahi, beni gülümseten bir yaklaşım şekli var; kadın, girişimci ve genç yaşta olmak etiketleri bir arada taşındığında gösterilen yaklaşım şekli. Bu durum aslında sizden bağımsız olarak, insanların farklı algılara sahip olduklarını gösteriyor. Toplumda genç yaşta girişimci olmak yeni yeni kabulleniliyorken, bir de kadın olmanız, karşı tarafta oluşan şaşkınlık ifadelerini görmeye değer kılıyor doğrusu.

Bu üç etiketin ilki önemli alt başlıklara sahip, o yüzden bu temadan daha sonra bahsedelim, kalan iki etiket olan genç ve girişimci olmak ile ilgili yaklaşımı ele alırsak; birbirine tamamen zıt olan, iki farklı bakış açısı var bu durum ile ilgili;

-İlki; genç olduğunuz için tecrübenizden, işinizi iyi yaptığınızdan şüphe duyanlar ki bu, tecrübenin geçen uzun yıllar ile kazanıldığını düşünen, zamanın etkin kullanımının öneminin farkında olmayan bir ön yargılı düşünce grubu,

-İkincisi ise; geçirdiğiniz yılların ne kadar etkin kullanıldığını, tecrübelerinizi görebilen, yaptığınız iş’te iyi olduğunuzu anlayabilen, bilinçli, diğer ön yargısız düşünce grubu.

Tercihim ikinci grup ile karşılaşma yüzdemin daha fazla olması yönünde takdir edersiniz; ancak durum tam tersi. İlk grup aslında sizi gülümseten kısım, yüzlerinde oluşan şaşkınlık ifadesini anladığımda ister istemez gülümsüyorum. İşin sonunda bu grup da, ego ve iletişim eksikliği olmadığı sürece, ikinci düşünce grubuna dahil oluyor ister istemez, süreç içerisinde tek fark; ön yargının kırılması söz konusu olduğu için, şaşkınlıklarının bir süre daha devam ediyor olması. Aslında benim açımdan ilave bir çaba gerektirmiyor bu durum. Proje ya da uygulama aşamalarında sadece işimi yapıyorum, çaba onlar tarafından gösteriliyor ki, siz işinizi iyi yaptığınız zaman başlangıçtaki önyargılar da sarsılıyor.

Her iş, her meslek grubu için içerik farklı, benim işimde, mesleğim gereği sunmuş olduğum tasarım ya da uygulama aşamalarındaki alternatifler ve detaylar karşı tarafta bir farkındalık oluşturuyor. Artık onlar da tecrübenin boş geçen uzun yıllardan ziyade, etkin kullanılan yıllar ile edinilebildiği gerçeğini görebiliyorlar.

İşiniz ne olursa olsun, deneyimleme sürenizde tüm zamanınızı etkin kullanmanız çok önemli. Bu, sizin hayatınızda katlanarak artan zaman kazanmanızı ve ciddi bir tecrübe edinmenizi sağlıyor. Bu noktada zamanla deneyim kazanmayı beklemek yerine, işinizi tüm detayları ile öğrenme, nedenleri ve sonuçları ile gözlemleme tercihi tamamen sizin elinizde. Her iki aşama da sonrasında artarak size dönüyor; sadece zaman dolduruyorsanız, sonraki yıllarınız tecrübeniz olmadığı için zor geçecek ve daha uzun gelecektir; zamanınızı hakkını vererek etkin kullanıyorsanız, aynı zaman diliminin size getirileri çok daha fazla olacaktır.

Her adımınız tecrübeniz. Yapmak istediklerinizi bilip ona göre hareket etmelisiniz. Önemli bir nokta; düşüncelerinizi hayata geçirmek üzere adım atmanız, aksi halde sadece düşünce olarak kaldıklarında, sizden başka kimse, yapmak istediklerinizin farkında olmayacaktır.

Yazının devamı...

Nefes

31 Ağustos 2020

Kendinizi yormayın, yorulmayın. Fiziki yorgunluktan ziyade, beyinsel ve ruhsal yorgunluktan bahsediyorum. Her birimizin yaş farkı olmaksızın uğraşıları var; bitmek bilmeyen düşünceleri, algı yönelimleri var. Bir nevi görev olarak üstlenilen rutinlerden tutun, mesleki anlamda yapılan işler, üretimler, görüşmelere kadar hayatımızda sayısız hareketlilik söz konusu.

İş hayatı olarak ayrı bir tanımlamanın yanı sıra, bir çocuk için de bu tempo geçerli, ev hayatı için de. Her yaş grubunda farklı seviyelerde bu yoğunluğun yaşandığı görülebilir. Hareketli olmak enerji veren bir eylem; üretmek, katkıda bulunmak, birliktelik sağlamak da öyle. Sadece bunların dozunu iyi ayarlamak önemli. Aşırıya kaçtığınız zaman, kendinizin bile fark etmediği yoğunluğa girdiğinizde, mental olarak da yorgun olmaya başladığınız için verim önemli oranda düşüyor. Nefes alamıyorsunuz ve bu verimsizlik yaptığınız işlerde olağan enerjinize kıyasla düşüşü, arkasından moral bozukluğunu ve motivasyon kaybını getiriyor. Siz durumu fark edene kadar da zaman geçmiş oluyor ve biz onu geri alamıyoruz.

Nefes alın

Her ne yapıyor olursanız olun. Kendiniz için o an hiçbir şey düşünmemenizi sağlayacak yöntem ne ise o şekilde. Gözlerinizi kapatmak olabilir, su içmek olabilir, dışarıda vakit geçirmek olabilir, müzik dinlemek olabilir. Bulunduğunuz ortama göre elinizde ne varsa kullanın. Sınırsız alternatif var. Garip olan, nefes almayı unuttuğumuzun farkında olamadığımız için, bu alternatifleri kullanamıyor olmamız.  

Bu süre şartlara göre ister bir dakika olsun ister bir saat ya da haftalık tatil, sonunda hepsinin etkileri aynı: Yenilenmişlik ve tazelik.

Fiziki olarak aç kalsanız ya da nefes alamasanız, isteseniz de istemeseniz de vücudunuz size hatırlatır, gözden kaçıramazsınız. Güneşte kaldığınızda uyarı verir, yer değiştirirsiniz. Gözle görülür ve hissedilir düzeyde etkiler olduğu için fark etmemeniz imkânsız. Ama yoğun tempo biraz tehlikeli, siz farkına varmadıkça o sizi harcamaya devam eder. Zaman kaybı yaşamadan, verilen molalar ile de aynı tempo daha enerji dolu ve canlılıkta sürdürülebilir. Fark edin.

Bir çiçek gibi düşünün kendinizi, su verilmediğinde tüm yapraklar kapatırlar kendilerini. Verildiğinde ise bir o kadar canlıdır renkleri, yaprakları, çiçekleri. İlk durumun sonu gelişememesi, hastalanması, solması olur; ikincisinin ise sağlıklı büyümesi, serpilmesi, çoğalması, coşması. Solmak ya da çiçek açmak, tercih sizin.

Etrafınızdaki insanların da yaşayıp yaşamadıklarını kontrol edebilirseniz, onların gözünden kaçanlar varsa müdahale edebilirseniz, işte o zaman görebilirsiniz ki kurumuş bitkilerle dolu bir tarladayken bir bakmışsınız aslında rengarenk bir bahçe içindesiniz. Hem de hiç yer değiştirmeden. Böylesine güzellikte dolaşmak sizin elinizde, sınır da yok, zaman da.

Yazının devamı...

Yol Ayrımları

21 Ağustos 2020

Davranışsal anlamda tüm insanları kategorize etmek istesek, ana başlıklar altında toplanabilecek kayda değer sayıda karakter benzerlikleri buluruz. Bu kategorilere bağlı olarak benzer insanların yaşam koşullarındaki paralellikleri görme fırsatımız da olur. Kolaylıkla fark edilebilir, çünkü bu insanlar tamamen farklı bir ortamda, ailede, kültürde, zamanda yetişmiş olsalar bile, yol haritaları, kritik zamanlarda aldıkları kararlar, hayata dair genel tutumları ana hatları ile aynı oluyor.

Gen aktarımı ve çevresel faktörler karakter oluşumunda ilk etkenler, bunun farkındayız. Yetinilmeyip sonrasında öğrenilenler ile harmanladığınızda ise o yol haritanızdaki el fenerinizi elde etmiş, istediğiniz yönü aydınlatabiliyor, o yönde ilerleyebiliyor oluyorsunuz. Kontrol sizde olduğu sürece, yapısal olarak dahi değişimler yapabilirsiniz.

Sakin, kalender bir yapıdasınızdır ya da stressiz gününüz geçmiyordur. Duruma göre sizin için en iyisini bulmanız, uygulamanız gerekli. Olmazsa olmaz şartları öğrenmek, herhangi bir konu ile ilgili her noktaya hakim olmak, sonrasında karar verebilmek önemli. Bu noktada siz altyapıyı doğru hali ile hazırlamış, gerisini olağan akışa bırakabilmiş olursunuz. Dikkatli olmakta fayda var, gözden kaçan noktalar hayati önem taşıyor olabilir. Yeri geldiğinde sakin, yeri geldiğinde hafif stresli olmak, her duyguyu kararında yaşamak sizi sağlıklı kılar. 

Yüzmeyi öğrenmek gibi düşünün. Öğrenmemişseniz, aşırı stres ve panik de yaşıyorsanız boğulursunuz. Sakin kalıp, gerekli zamanlarda müdahale edebilecek hakimiyette iseniz siz hiçbir şey yapmıyor gibi görünseniz de kendinizi bıraktığınızda suyun gücünü de kullanıp su yüzeyinde duruyor olabilirsiniz. Yetinmeyip yüzmek isterseniz eğer, hakim olduğunuz oranda hız ile siz dur diyene kadar yüzebilirsiniz. İsterseniz Dünya şampiyonluğu için çalışırsınız, isterseniz sadece yazları kullanırsınız. Deniz orada duruyor neredeyse sonsuz mesafede, derinlikte, dilediğinizce alıştırma yapabileceğiniz şekilde. Ne seviyede beklentiniz olduğu tamamen size kalmış.

Hayata dair küçükten büyüğe tüm kararlarda dikkatli olmak, zarar görmemeye özen göstermek önemli. Acele etmemek, duygusal davranmamak, kararın sadece olumlu yönlerini değil olumsuz ihtimallerini de göz önünde bulundurmak, iyi analiz etmek, araştırmak, mantıklı değerlendirmek önemli. Tüm bu ihtimaller bir şehir değiştirirken de geçerli, iş kurarken, yatırım yaparken de. Çok düşünülmeden, bir hevesle atılan adımlar genelde hüsran ile sonuçlanıyor. Kendinizi tanımanız, gerçekçi davranmanız o ihtimali ortadan kaldırıyor. Deneme yanılma da, eğer zamanınız çoksa, bir yöntem tabi ama öyle bir durumda bile hataların tekrarlanmaması, ders alınması bir sonraki adım için ön koşul. Aksi halde aynı çemberde dönmekten farkı kalmaz.  

Karşımıza çıkan fırsatlar, almamız gereken kararlar da deniz gibi neredeyse sonsuz ve hep varlar. Değişerek, dönüşerek yolumuza çıkıyorlar. Yol ayrımlarında onları iyi değerlendirmek ya da değerlendirmemek tamamen bize kalmış, aynı şekilde bir kez daha o noktadan yürümeyeceksiniz. Öyle kararlar alın ki, bir başkasına zararı dokunmadan, sizin için en ideali olsun her zaman. Günün sonunda güneş yine batıyor, zaman akıyor.

 

 

Yazının devamı...

Tohumu koruyabilmek

22 Temmuz 2020

Zengin bir kültüre sahip olduğumuz için çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Birçok dönemi, medeniyeti içerisinde barındıran, eklektik bir kültür. Kültürün en karakteristik yönleri bizim de karakterlerimize misafirperverlik, içtenlik, cana yakınlık, samimiyet, sahiplenme, dayanışma, tevazu, koruma, vefa, hoşgörü, anlayış gibi yüksek insani değerler olarak yansıyor. Bu yüzdendir “Anadolu insanı” tabirini duyduğumuzda güzel hissetmemiz. Yanı sıra çalışkan toplumuz ki; bolluk ve bereket kelimeleri de sık kullanılıyor tabir tanımlanırken.

Yerleşim birimlerinde küçükten büyüğe gidildikçe, köyden kasabaya, ilçeden şehre bu özellikler azalıyor. Şehirlerin yüzölçümleri sabitken, insan yoğunluğunun artması beraberinde yetersizlik, geçim sıkıntıları, açgözlülük gibi sorunları getiriyor. İnsanlar korktukları için belki bu duyguları canlanıyor. Küçük bir yerleşim biriminde, bahçenizde sizin için yeterli tüm besinleri katkısız halde oluşturabiliyorken; bir korkunuz, kaygınız yokken; bir şehirde yiyecek ihtiyacınızı karşılayabilmeniz için bile çok daha fazla çaba sarf etmeniz gerekiyor.

İnsanların kaygı, korku ve panik duygusu yaşamadan yer değiştirmelerini sağlayabilmek, toplum gelişimi için önemli farklar yaratır. İleri yönde değişimin; sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel vb. alanlarda toplum gelişiminin sağlanması temel değerler korunarak da mümkün. Bu değerler ile gelişimin, değişimin hızı katlanarak artacaktır. Ne kadar sağlıklı bir toplum olursa üretim seviyesi o oranda yükselecektir. Sağlık, sadece hastalık ve sakatlık durumunun olmayışı değil kişinin bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir.

Toprağa sağlıklı bir tohum ekerseniz, size bir ağaç olarak döner, dallarında nicesi ile. Hayata sağlıklı bir fetüs getirirseniz, yön verirseniz, size tahmin edemeyeceğiniz katkıları ile döner. Siz ekin, sulayın, o büyür. Siz dünyaya getirin, yön verin, o şekillenir. Doğanın sınırsız gücünün farkındayız, siz bir adım atarsınız, o size koşar. Sadece kalben, ruhen, tüm içtenliğinizle emek verin bir insana, bir canlıya, eğitiminize, işinize, çevrenize, sizin için önemli olana, gerisi kendiliğinden gelir.

Geriye dönüp baktığınızda aslında fark edebileceğimiz bir durum bu. Bazen yolda yürürken arkaya bakıp, geçmişi gözden geçirmek her anlamda katkı sağlıyor. Bir tür hayat değerlendirmesi olarak görülebilir. Bu anlardan birinde ilgilendiğiniz konular üzerinde çok daha bilgili, heyecanlı, üzerine konuşmayı paylaşmayı sevdiğinizin farkına varmışsınızdır. Severek, isteyerek emek vermek belki başta zor gibi gelebilir ama insana zor gelen aslında bilinmezlik kısmı. Yürümek bile, öğrenmeden önce zordu, okumak, yazmak, bilmediğiniz her şey. Öğrendiğiniz anda artık zorluk kısmı aşılmış oluyor. Ne kadar geliştirmek istediğiniz size kalmış. Özgün kimliğimizi koruduğumuz sürece bir sınırımız yok.

Hâl böyle olduğunda, özgün çekirdekte bulunan tüm güzellikler, alan artsa da özellikleri korunarak yayılır. Köyde de bulunsanız, şehirde de yaşasanız günleriniz, ilişkileriniz hayat dolu, güven içerisinde, samimi geçer. Bilgiler paylaşılır ve çoğaltılır. Toplum daha yoğun deneyimler ile gelişir, verimlilik, motivasyon, üretim artar. İnsan isterse iyileştirir kendisini, çevresini, dünyayı, evreni.   

Sevgiler,

Yazının devamı...

Güven

6 Temmuz 2020

Sade, yalın halimiz ve kalben tüm saflığımız ile katılıyoruz hayata. Bir süre sadece içgüdüsel olarak ilk dünyamızı keşfe ayırıp, yakınımızdakiler ile bağ kurmaya başlıyoruz. Önemli bir duygu var ki, tamamen kurduğumuz bu bağlar ile ilişkili; güven. Hayatımızın geri kalanını, her adımımızı kayda değer ölçüde etkileyecek olan, belki de en önemli duygu. Olmazsa olmaz.

Sağlam temeller ile inşa edilmesi önemli; yürümeye çalışan bir çocuk söz konusu ise, o sizin hemen önünüzde adımlar atmaya çalışırken, arkasına her baktığında sizin orada olduğunuzu bilmeli. Sıkı bir arkadaşlık söz konusu ise, samimiyet ile aktardığı sırrını paylaşmayacağınızdan emin olmalı; bir işletme söz konusu ise, ekip sayesinde değerinin katlanarak arttığı görülmeli. Bu seviyelerde yürütülen ilişki ağları zarar görmez, aksine bu ağlar, bir ağaç misali; daha sağlam olmaları için köklerinde, daha yükseğe ulaşabilmeleri için dallarında sonsuz büyüme halindedirler. Geniş ya da ince, halkaları her geçen yıl artar.

Güven yoksa hiçbir iletişimden bahsedilemez. Samimi arkadaşlık ilişkileriniz maalesef olmaz, ailede huzurlu hissedemezsiniz, bir iş ilişkisi yürütemezsiniz. Konu her ne olursa olsun, bir temelde güvene dayalıdır. Suyun akışına yön verir, yolunda ilerlemesini sağlar. Varlığında artısı ise; kurulan ilişkinin, yapılan işin her ne olursa olsun, kalite, zaman ve iletişim anlamında üst seviyede tamamlanmasını sağlamasıdır.

Varlığının değerinin farkında olmamızın nedeni, belki de her birimizin istemsizce ama mutlaka deneyimlediği, güvenimizin suiistimal edilmesi gerçeğidir. Bu duygu ilk nasıl yaşandı, merak etmiyor değilim doğrusu. Duygu durumu olarak insanlar, kendilerinin de farkına belki çok zor vardıkları sürekli bir değişim halindeler. Belki de bu yüzden tanıdığınızı sandığınız insanları bir gün tanıyamıyorsunuz ya da beklediğiniz bir davranıştan farklı bir yaklaşım ile karşılaşıyorsunuz. Kimseyi tamamen tanıyamadığınız gerçeği ile bu noktada yüzleşiyorsunuz. Öyle sanıyorum ki, en iyi tanıdığınız kişi kendinizsiniz, bu yüzden insanlar kendilerini gerçekte ne kadar iyi tanırlarsa, güven duygusuna olan yaklaşımları ve ona verdikleri değer o kadar anlam kazanacaktır.

Bir film izlemiştim, ilk ‘yalan’ın söylenmesi ile ilgili idi konusu. Tüm sistemin doğruluk, dürüstlük üzerine kurulu olduğu ve kimsenin henüz yalan söylemeyi keşfetmediği bir düzen anlatılıyordu. Süreç için önemli bir değişimi yansıttığı kesin, ‘yalan’dan önce ve sonra, elbette ki olumsuz yönde. Güven için de aynı durum söz konusu, kendine ve birbirine duyulan güven seviyeleri artık çok dikkatli adımlar ile oluşturuluyor. Bu durumun payında ilk ‘güven kırılması’nın yaşattığı hayal kırıklıklarının rolü fazla olmalı.

Bir örnek ile bu duygunun gücünün hangi seviyelere çıkabileceğini takdirinize bırakmak ve yazımı toparlamak istiyorum. Mimari tasarım çalışmaları, proje çizimleri ve uygulama aşamalarının her birinde disiplinler arası çalışmalar yürütüyoruz. Tasarım aşamasından şantiye sürecine kadar yürütüyor olduğum bir projede, yaklaşık yüz yirmi kişilik bir ekip çalışması söz konusuydu. Eğer güven vermezseniz ve ekibinize duyduğunuz güveni hissettirmezseniz, iş çok zor bir süreç halini alır, tamamlanamayabilir ve dahası sizi önemli oranda yıpratabilir. Orta ölçekli bir projeydi bu, söz konusu ekiplerimiz on kişi de olabiliyor, binlerce kişi de. Etki ve ana tema olarak yaklaşım aynı; siz kendinize ve onlara olan güveninizi ne kadar hissettirirseniz, onların da size olan güvenini ve birlikte elde edilen başarıların yarattığı muhteşem etkiyi aynı oranda yakalarsınız. Sonrasında, yakaladığınız bu ruhu bırakamayacağınızdan eminim.

 

Sevgiler,

Yazının devamı...

Mavi Dokunuşlar

11 Haziran 2020

Deniz kenarında konumlanan bir şehirde büyüyenler bilirler, sonrasında denizin olmadığı bir yerde yaşayamıyorsunuz. Aslında hayatınızı şekillendiren en önemli etmenlerden biri siz fark etmeden büyüme sürecinizde ruhunuza işlenmiş oluyor. Diğer etken unsur olan aile ortamı da beraberinde önemli. Şu an bulunduğum konumun iki temel taşı bunlar ve fark etmeniz için geriye dönüp hayatınıza göz atmanız gerekiyor.

Akdeniz’de, Antalya’da başladım hayata, 1986 yılında. Ailede tüm kadınların çalışıyor olduğu, özgür bir ortamda, sevgi ile büyüdüm. Okumak, bilgi sahibi olmak ve kendini geliştirmek o akışın içinde olağan, doğal bir süreçti. Yanı sıra sevginin de ne kadar güçlü bir bağ olduğunu çevrenizde benzer süreçleri yaşayan tanıdıklarınızı dinlediğinizde fark edebiliyorsunuz. Anne ve babası küçük yaşta ayrılmış çocuklardan bahsediyorum. Ailemde bu durum öncesi ve sonrası o kadar sevgi dolu atlatıldı ki, sonunda bir anne ve babanın çocuklarını her durumda, her açıdan nasıl özenle koruyabileceğine şahit oluyorsunuz.

Hayatta bazen de hiç beklemediğiniz deneyimler yaşamak durumunda da kalabiliyorsunuz, sevdiğiniz bir yakınınızı kaybetmek gibi. İçinde bulunduğunuz o an çok yoğun geçiyor ve aslında sadece o kişi ile yaşadığınız anlar size dayanma gücü veriyor, yine sevgisi sizi güçlü tutuyor, kendisi fiziken yanınızda olmasa bile. Söz konusu kişi benim hayatımda annem’di, on altı yaşımdayken kendisini kanser hastalığı nedeni ile kaybettim. On altı yıl aslında çok fazla zaman sayılmaz ama yılların dolu dolu geçmesi ve içlerine çok sayıda güzel anı sığdırmak yine annemin elindeydi. Böylece o yoğun sürecin üstesinden gelebiliyorsunuz, güzel hatıralarınız size teselli veriyor oluyor. Bu seviyede sevgiye doymuşluk, getirdiği gücün yan ısıra, hayatım boyunca her adımımda güvenle, cesaretle, rahat, korkusuz ilerlememi sağladı, sağlıyor.

Hayata siz de sevgiyle bakmayı öğrenmiş oluyorsunuz ve bambaşka bir dünya olduğunu görüyorsunuz. Birçok yazı, makale çocuk yaşlarda edinilen deneyimlerin öneminden bahseder. Olumlu ve olumsuz anlamda, fark etmeden deneyimlediklerinizin tümü, hayatınız boyunca sizin ile birlikte geliyor. Kendi çocukluğumda bu açıdan şanslıydım, sevginin gücünün farkındayım, bu yüzden her fırsatta bu güç ile dokunabildiğim kadar insanın hayatına dokunmaya çalışıyorum. Etkisi bir damladan, yansıma etkisi ile renkli görünen mavi bir damla diyelim, okyanusların oluşumu gibi, her yaş grubu ile çok rahat iletişim kurabiliyorum, çünkü herkesi içtenlikle dinliyorum, anlaşıldıklarını onlara hissettiriyorum ve birlikte vakit geçirdiğimizde rahat olduklarını görebiliyorum.

Maalesef günümüzde en önemli sorunlardan bir tanesi insanların birbirlerini dinlememesi, dolayısı ile birbirlerini anlayamaması ve sonuç olarak da anlaşılamadıklarını düşünmeleri. Bu dinlenme ve anlaşılma hissi, anne karnında bebek için de aynı, ileri yaşlarda bulunanlar için de. Çok basit ve temel iki olgu aslında, sevgi ve dinlemek. İki taraf için de açtığı kapıları, kurduğu bağı gördüğünüzde inanamayacaksınız.

Başlangıçta bahsettiğim iki temel taş ve sonrasında anlattığım iki olgu, hayatımın her aşamasını şekillendirdiği gibi, öğrenim ve mesleki hayatımı da yönlendirdi. Bugün İstanbul’da, Y. Mimar olarak, kurmuş olduğum Mimarlık ofisinin yürütücülüğünü sürdürmekteyim. Mimar olmak tercih ettiğim tek meslekti ve bunun için aşılması gereken tüm aşamaları yoğun bir çalışma sonucu tamamladım. Ne yapmak istediğinizi bildiğiniz sürece yolda karşılaştığınız hiçbir engel çözülemez değil. Severek yaptığınız meslek ise hayatınız boyunca heyecan duymanızı, memnuniyetle sürdürmenizi sağlıyor. Mimar olma sebebim, insanların hayatlarına yeni mekânlar katmanın onlara her anlamda iyi hissettirdiğini düşünüyor olmam. İyi bir mimari ve iç mimari değişiklik, ölçeği hangi boyutta olursa olsun etki uyandırıyor.

Eğitim sürecim, yine deniz kenarı bir konumda olan ve alanında iyi eğitim alınabilecek üniversiteleri içeren İstanbul’da devam etti. Lisans YTÜ, yüksek lisans MSGSÜ ve yurtdışı deneyimleri on iki ay boyunca İtalya’da, sahil kentinde. Mimari anlamda tüm bu sürecin eğitim hayatıma önemli oranda katkısı oldu. Gittiğim her mekânın, gezdiğim her şehrin birbirinden farklı kültürlerin ve fikirlerin yansıması olması, hâlâ da devam eden, bitmeyen bir öğrenme sürecimi başlattı.

Altı yıl süren son eğitim dönemimde ve sonrasında on yıldır süren iş hayatımda, farklı illerden, ülkelerden, kültürden birçok insan, çok farklı karakterler tanıdım.

Yazının devamı...