Kendinizi yormayın, yorulmayın. Fiziki yorgunluktan ziyade, beyinsel ve ruhsal yorgunluktan bahsediyorum. Her birimizin yaş farkı olmaksızın uğraşıları var; bitmek bilmeyen düşünceleri, algı yönelimleri var. Bir nevi görev olarak üstlenilen rutinlerden tutun, mesleki anlamda yapılan işler, üretimler, görüşmelere kadar hayatımızda sayısız hareketlilik söz konusu.

İş hayatı olarak ayrı bir tanımlamanın yanı sıra, bir çocuk için de bu tempo geçerli, ev hayatı için de. Her yaş grubunda farklı seviyelerde bu yoğunluğun yaşandığı görülebilir. Hareketli olmak enerji veren bir eylem; üretmek, katkıda bulunmak, birliktelik sağlamak da öyle. Sadece bunların dozunu iyi ayarlamak önemli. Aşırıya kaçtığınız zaman, kendinizin bile fark etmediği yoğunluğa girdiğinizde, mental olarak da yorgun olmaya başladığınız için verim önemli oranda düşüyor. Nefes alamıyorsunuz ve bu verimsizlik yaptığınız işlerde olağan enerjinize kıyasla düşüşü, arkasından moral bozukluğunu ve motivasyon kaybını getiriyor. Siz durumu fark edene kadar da zaman geçmiş oluyor ve biz onu geri alamıyoruz.

Nefes alın

Her ne yapıyor olursanız olun. Kendiniz için o an hiçbir şey düşünmemenizi sağlayacak yöntem ne ise o şekilde. Gözlerinizi kapatmak olabilir, su içmek olabilir, dışarıda vakit geçirmek olabilir, müzik dinlemek olabilir. Bulunduğunuz ortama göre elinizde ne varsa kullanın. Sınırsız alternatif var. Garip olan, nefes almayı unuttuğumuzun farkında olamadığımız için, bu alternatifleri kullanamıyor olmamız.  

Bu süre şartlara göre ister bir dakika olsun ister bir saat ya da haftalık tatil, sonunda hepsinin etkileri aynı: Yenilenmişlik ve tazelik.

Fiziki olarak aç kalsanız ya da nefes alamasanız, isteseniz de istemeseniz de vücudunuz size hatırlatır, gözden kaçıramazsınız. Güneşte kaldığınızda uyarı verir, yer değiştirirsiniz. Gözle görülür ve hissedilir düzeyde etkiler olduğu için fark etmemeniz imkânsız. Ama yoğun tempo biraz tehlikeli, siz farkına varmadıkça o sizi harcamaya devam eder. Zaman kaybı yaşamadan, verilen molalar ile de aynı tempo daha enerji dolu ve canlılıkta sürdürülebilir. Fark edin.

Bir çiçek gibi düşünün kendinizi, su verilmediğinde tüm yapraklar kapatırlar kendilerini. Verildiğinde ise bir o kadar canlıdır renkleri, yaprakları, çiçekleri. İlk durumun sonu gelişememesi, hastalanması, solması olur; ikincisinin ise sağlıklı büyümesi, serpilmesi, çoğalması, coşması. Solmak ya da çiçek açmak, tercih sizin.

Etrafınızdaki insanların da yaşayıp yaşamadıklarını kontrol edebilirseniz, onların gözünden kaçanlar varsa müdahale edebilirseniz, işte o zaman görebilirsiniz ki kurumuş bitkilerle dolu bir tarladayken bir bakmışsınız aslında rengarenk bir bahçe içindesiniz. Hem de hiç yer değiştirmeden. Böylesine güzellikte dolaşmak sizin elinizde, sınır da yok, zaman da.

Bu yüzden, yormayın kendinizi. Dinlenin, tadını çıkarın yaşadığınız anların, attığınız her adımın. Nefes almayı unutmayın. Bildiğimiz kadarı ile bir tane hayatımız var yaşamaya, yaşatmaya değer.

Sevgiler.

Mimar Işıl Şenozan           

E.L.D.A Mimarlık  -Evergreen Living Design & Architecture-

Türkiye’nin haber yaşam platformu Milliyet Dijital yenilendi!

Uygulama ile devam et, gündemi kaçırma!

Şimdi DeğilHemen Keşfet