GENEL OLARAK KONKORDATO

14 Nisan 2020

Konkordato; herhangi iyi niyetli bir borçlunun borçlarının vade, miktar ve faiz bakımından daha uygun şartlarda ödenmesine imkân sağlayan, alacaklıların eşit olarak tatminine yönelik olan teklifinin, konkordatoya tabi alacakların belirli bir çoğunluğu tarafından kabulü ve mahkemenin onayı ile gerçekleşen ve borçlunun, sağlanan yasal koruma sayesinde, haciz ve iflas takiplerinden korunmasına yönelik bir kurumdur.

Başka bir ifade ile konkordato; dürüst bir borçlunun borçlarını ödeme teklifinin, konkordatoya tabi alacaklıların kanunda öngörülen belirli bir çoğunluğu tarafından kabulü ve yetkili makamın onayı ile gerçekleşen ve borçlunun, borçlarının bir kısmından kurtulmasını veya ödeme şeklinin borçlu menfaatine değişmesini sağlayan, alacaklıların eşit olarak tatminine yönelik bir kurumdur.

Her konkordatoda mutlaka alacakların belirli bir kısmından feragat edilmesi gerekmemekle beraber, genellikle konkordato ile borçluya sağlanan imkan; borçların belirli bir kısmının muayyen bir süre içinde ödenmesi, borçların belirli bir nispetinin silinmesi ve/veya faiz konusunda indirim yapılması yönündedir.

Yapıldığı yere göre konkordato mahkeme dışı konkordato ve mahkeme içi konkordato şeklinde ayrıma tabi tutulur. Mahkeme dışı konkordato, mahkemenin bir katkısı olmaksızın borçlu ve alacaklıların içeriğini, şeklini ve koşullarını tamamen kendilerinin belirlediği konkordato türüdür. Borçlu ve alacaklıların mahkemenin denetim ve gözetimi altında, İcra ve İflâs Kanunu’nda öngörülen koşullara ve usule uygun olarak yaptıkları konkordato mahkeme içi konkordato alarak adlandırılır ve icra ve iflâs hukukunu esasen bu konkordato türü ile ilgilenir.

Yapıldığı zamana göre de konkordato, iflâs içi konkordato ve iflâs dışı (adi) konkordato olmak üzere ikiye ayrılır. Açılmış bir iflâs prosedürü olmaksızın yapılan konkordatoya iflâs dışı (adi) konkordato denir. İcra ve İflâs Kanunu’nda düzenlenen esas konkordato türü iflâs dışı (adi) konkordatodur. İflâsın açıklanmasından sonra borçlunun teklif ettiği konkordato iflâs içi konkordato olarak nitelendirilmektedir. Bazı özel düzenlemeler dışında, iflâs içi konkordatoya da adi konkordato hükümleri uygulanır.

 

Yazının devamı...

ERMENİ SORUNUNU ANLAMAK

7 Nisan 2020

"Ermeni Sorununu Anlamak - Önyargıları Aşmak ve Nefretten Arınmak” isimli Uluç Gürkan’ın kitabı, yıllardır kafamı kurcalayan meseleyi açık seçik anlayabilmeme neden oldu.

Birçok Ermeni arkadaşım ve komşum oldu. Birçok günlük ihtiyacımızı, Yaranuş adlı Ermeni bakkaldan karşılıyoruz. ABD’de tanıştığım Ermeniler, Osmanlı’nın kendilerine çok mezalim yaptığını; kendilerinin ana kucağından beri, bu mezalimi anlatan hikayelerle büyüdüklerini söylüyorlar. Osmanlıların, Ermeni halk ile Ermeni çeteler arasında ayrım yapmaksızın tüm Ermenileri sürdüğünü anlatıyorlar.

Uluç Gürkan diyor ki:

1- Birinci Dünya Savaşı’nda, Rusların Doğu Anadolu’yu işgali sırasında, Ermenilerin gönüllü birlikleri ile cephede, çeteleriyle cephe gerisinde Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmaları üzerine “askeri bir tedbir” olarak planlanan tehcirin uygulanması sürecinde, Ermenilerin büyük mağduriyeti ile karşılaşılmıştır. Bu süreçte yaşananlar, sadece “zarar gören Ermeni’lerin acısı” sayılamaz. “Hepimizin ortak acısı” olabilmeli; acılar paylaşılabilmeli; gerektiğinde, birlikte yas tutulabilmelidir.

2- Savaş sırasında, cephede ve cephe gerisinde, tüm Osmanlı halkı büyük acılar yaşamıştır. Bu acılar ve duyarlılık, Türk’ü, Kürt’ü, Müslüman’ı, Hristiyan’ı için, ırk ve din ayrımı yapılmaksızın bir bütün olarak değerlendirilmelidir.

Hukuki bir karar

3 - Olayın tarihi ve hukuki boyutlarına bakılmalıdır. Tarihsel bir olayın “soykırım” olarak adlandırılması, ancak hukuki kararlarla olabilir. 1948 Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Sözleşmesi’ne göre, bu suçun tüzel kişilere değil, gerçek kişilere yönetilmesi gerekir. Türkiye, sadece Osmanlı arşivlerini açmakla kalmamalı, ülkesi ve ulusuyla Türkiye’ye yönlendirilen, hukuk dışı ve ırkçı iddiaları tartışmanın ön koşulu olarak, hukuk bazında kararlar alınmasını istemelidir.

4 - BM Soykırım Sözleşmesi, “soykırım suçu”nun varlığı ya da yokluğu konusundaki yetkili mercii, “yargı organları” olarak belirtmiştir. Yetkili yargı organları da sözleşmede açıklanmıştır.

Yazının devamı...

Artık ABD en büyük değil

6 Nisan 2020

Koronavirüs salgınından sonra, ezberlerimiz ve doğru kabul ettiğimiz birçok şey değişti ve değişiyor. Salgından sonra, bambaşka bir dünya ile karşılaşacağız.
Artık, ABD’nin dünyanın en güçlü ülkesi olmadığı anlaşıldı. ABD, Çin’den maske yardımı, Rusya’dan ventilator yardımı istedi. ABD’de virüsün yaygınlığı, sayısı ve ölüm oranı, Çin’i ve İtalya’yı geçti. ABD’li politikacılar, Çin’de ilk olayın Aralık 2019’da görüldüğünü; olay zamanında açıklansa idi, kendilerinde bu denli yaygın salgınla karşılaşılmayacağını söylüyorlar. Yani, kendi beceriksizlikleri için başkasını suçluyorlar.

Bir ilaç Türkiye’de, Çin’de ve tüm dünyada Kovid - 19 tedavisinde ve önleyici olarak kullanılırken, ABD’de ilaçların kullanılmasına izin veren ve ilaç şirketleri ile sıkı ilişkisi bulunan FDA (Food and Drug Administration) kurumu bu ilacın kullanımına Mart 2020 sonunda izin verebildi. Geç kullanım yüzünden, ABD’de 10.000 civarında Kovid - 19 ölümü gerçekleşti.

Tüm uluslararası uçuşlar durdurulmuşken, ABD’de hâlâ yurt içi uçak seferleri yapılıyor. Neredeyse tüm Avrupa büyüklüğünde bir toprak ve nüfusa sahip bu ülkede, dahili uçak seferleri de askıya alınmalıydı. Yine, şehir içi otobüs seferleri, ancak 1 Nisan tarihinde durdurulabildi; tren ve metrolar azaltılmış seferlerle çalışıyor.

Markette mal yok

Yazının devamı...

Biyolojik silah olma olasılığı

31 Mart 2020

Batı Nil Virüsü’nün biyolojik silah olarak kullanıldığı dedikodusu, ilk kez 1999 yılında ABD’de ileri sürüldü. Ancak, uzmanlar bu virüsten biyolojik silah olarak kullanılabilecek çok daha etkili virüsler bulunduğundan yola çıkarak, bu virüsün bir biyolojik silah olma olasılığı olmadığını kabul ediyordu. Öte yandan, Bill Gates, 2015’de “bir vürüsle dünya ekonomisini değiştirebilirsiniz” demişti. Korona, bu kehaneti gerçekleştirdi. Şimdi, kazanan kim olursa, dünyayı o kontrol edecek.

Dr. Peter Moore’un “Pandemics” kitabına göre, biyolojik silah olma özelliği olan virüs ve bakteriler arasında olasılık yüksekliği sırasıyla, Polio (çocuk felci) virüsü, Anthrax (şarbon) bakterisi, Smallpox (çiçek) virüsü, H1N1 Swine Flu (domuz gribi) virüsü, Salmonella bakterisi, Nipah Virüsü, Rabies (kuduz) virüsü, Ebola virüsü, Measles (kızamık) virüsü, Botulism bakterisi, Plague bakterisi ve E.coli 0157:H7 bakterisi var. Bunlardan ilk beşinin ve öncelikle de Polio’nun biyolojik silah olarak kullanılma olasılığı yüksekti. Ama şimdi, Covid-19 virüsü, hepsinin önüne geçti.

En kolay bulaşanlar

En kolay bulaşan virüs ve bakteriler sırasıyla şöyle: Syphilis bakterisi, Botulism bakterisi, Cholera bakterisi (kolera), Measles virüsü (kızamık), Group A Streptococci bakterisi, Rabies virüsü (kuduz), Hepatit A virüsü (sarılık), Herpes virüsü (zona), Genque Fever virüsü, Norwalk virüsü, Lassa Fever virüsü, Helicobacter Pylori, Typhus bakterisi (Tifüs), Lyme Disease bakterisi. Şimdi, Covid-19 virüsü, bunlar arasına girdi.

Yazının devamı...

Dünyanın ‘u’ dönüşü

30 Mart 2020

Koronavirüs salgınından sonra, dünyamızda ne politika, ne ekonomi ve ne de sosyal çözümler eskisi gibi olmayacak. Doğa, bizden güçlü olduğunu gösterdi. Artık, sokağa çıkma özgürlüğünün, sahip olduğumuz ama yetmez dediğimiz bolluğun, bize sağlanan sağlık hizmetinin ne demek olduğunu öğrendik. Salgın, kendi kendimizi sorgulama fırsatı verdi bize. Dayanışmanın ve sağlam kurumların ne denli önemli olduğunu öğrendik.
Sosyal değişim

Ulaşım durdu; hava ve deniz kirliliği azaldı. Müslümanlıkta temizliğin ne anlama geldiğini, yaşayarak öğrendik. Acımadan kirlettiğimiz doğa, sanki bizden intikam alıyor. Salgın bize, tüm dünyadaki kişi ve halkların birbirinden soyutlanamayacağını öğretti.

Artık biliyoruz ki, dünya değişmek zorunda. Sosyal, politik ve ekonomik kurallarıyla değişmek zorunda. Anlıyoruz ki, bu virüsün çaresi bulunsa bile, başkaları sıraya girecek. Bundan sonra, biyolojik savaş ve silahlar, nükleer silahlardan önemli olacak.

Muhalefetle, iktidarın birçok konuda beraber hareket etmesi gerekiyor. Sağlık ve eğitim sistemi her şeyin önünde, olmalı. Kendi doğal yiyeceklerimizi kendimiz üretmemiz lazım.

Yüksek beton yığınları yerine, yeşili koruyan tedbirler almalıyız. Sınırları kapatmakla, göçlerin önüne geçemeyiz; Avrupalılar da geçemez. Paylaşmayı öğrenmemiz, gelir dağılımındaki eşitsizliği azaltmamız lazım. “Zekat” vermenin anlamı, bu değil mi?

Yazının devamı...