Tapas ve Flamenco şehri Madrid (Duyguyla Geziyorum)

22 Şubat 2016

İspanya’nın başkenti, Tapas, Paella ve Flamenco’nun şehri Madrid…

Ve Madrid’in başkenti Puerta del sol meydanı:)

Çünkü her yol bu meydana çıkıyor. Kardeşim ve eşiyle geçirdiğimiz 3 gecenin 3 gündüzün her bir zaman aralığında kendimizi Puerta del Sol’de bulduk. Bu meydan var oldukça panik yok ! Kaybolamazsınız.

Bizim gittiğimiz dönemde Real Madrid maçı varmış. Hayatımda ilk kez “İğne atsan yere düşmez” in ne demek olduğunu bu meydanda gördüm. Turistler, halk, çoluk çocuk bebek arabalarında…İnsanların umrunda mı dünya:)

Adım atamıyorsunuz, herkes birbirine karışmış durumdaydı puerta del sol meydanında. Bu meydanın çıktığı tüm ara sokaklar da kalabalıktı. Beni dinlerseniz maç zamanını öğrenip Madrid’i boşken gezmeye gidin.

Hani yeni yıl gecesi sonrası sokaklar mahvolur ya.. Ben bunun başka versiyonunu bol kırılmış şişeli, bol kağıt peçeteli, kötü kokulu olarak Real Madrid maçı sonrası Madrid merkezinde gördüm. İnsan mıyız neyiz gerçekten bilmiyorum.

Şimdi gelelim şehrin bendeki etkilerine.

Ben Madrid’i sevdim. Onca zorluk, onca kargaşa beni yıldırmadı çünkü herşey maçla alakalıydı. Ancak hadi ispanyaya gidelim derseniz kesinlikle önce Barselona’yı seçin derim. Madrid çok büyük bir şehir değil. Merkez küçük. Bence bir turiste göre iyi bir şey. Her yer yürüme mesafesinde.

Yazının devamı...

Ortaçağ esintileriyle masal şehir PRAG (Duyguyla Geziyorum)

19 Şubat 2016

Tam ortasındayım Charles köprüsünün. Muazzam bir gün batımı tablosu var gözlerimin önünde. Derin bir nefes alıyorum. Köprünün altından yüzlerce turist gezdiren upuzun nehir tekneleri ve martıların sesi geliyor. Bizimkiler de köprüdeki heykellerle fotoğraf çekiminde. Malum sosyal medyaya yetiştirmeliyiz:)

İşte Prag’ta en sevdiğim yerle başladım gezi hikayeme. Bu şehre gittiğimde en mutlu olduğum yer burası. Yeni yılın ertesi günü herkes bu köprüde toplanır ve akşamüstü havai fişek gösterileri yeniden başlar. (Karluv Most)

Orta Avrupa üçlüsünden en çok Prag’ı seviyorum. Şehrin tarihi kent meydanı UNESCO listesinde yer alıyor. Avrupa’nın kalbi, Altın şehir, Masal şehir Prag’ın diğer isimleri … Görkemli katedraller, vltava nehri üzerindeki zarif köprüler bu isimlerin mimarisini oluşturuyor.

Buranın yeni yıl marketleri de çok güzel oluyor. Özellikle Avrupa’ya Christmas döneminde gitmek ve meydanlara kurdukları küçük kulübeler içindeki hediyelik eşyaları görmek çok zevkli. Bir de malum devasa ışıl ışıl yeni yıl ağaçlarıyla çocuklar gibi şen olduğumuz doğrudur:)

Prag şehrinde bir sihir var. Vltava nehri şehri ortasından ikiye bölüyor. Bir dolu köprünün en güzeli elbette trafiğe kapalı olan Charles köprüsü. Sıralı bir gezi rotası belirleyelim derseniz en tepeden başlamanızı tavsiye edebilirim. Şimdi her zamanki gibi size turistik heryeri görebileceğiniz, aynı yerden geçmeyeceğiniz süper bir güzergah çizeceğim.

Önce dünyanın en eski antik kalesi olan Prag kalesine çıkabilirsiniz. Hemen yanında St. Vitus katedrali var.

Prag kalesinde bir turist olarak asker değişim nöbetini izleyin. Tüm Prag’ı gören Starbucks kahvenin teras kısmında bol selfie çekin. Oradan yokuş aşağı yürüyerek sağlı sollu tüm mağazalardan hediyelik eşyalar bakın. Bu bölge Mala Strana ismini taşıyor. Ve sonunda kendinizi Charles köprüsünün (Karluv Most) önünde bulun. Köprüye ayak basmadan önce sol köşedeki kafede bir kahve yudumlayın. Bu iniş güzergahı üzerinde kırmızı renkli turist gezdiren klasik arabalara rastlayacaksınız. Küçük bir tur için deneyebilirsiniz.

Köprünün ortasında aşağı inen merdivenler sizi na kampe (Kampa Park) diye bir bölgeye yönlendiriyor. Burada küçük hediyelik eşya ya da yiyecek satan kulübeler var. Ve köprünün sol yanında meşhur kampa park restoran var. Hemen karşı çaprazında ünlü yazar Franz Kafka müzesini gezebilirsiniz.

Yazının devamı...

OASİS OF THE SEAS ile gemi seyahati (Duyguyla geziyorum)

18 Şubat 2016

Aylar önceydi. Kahvaltı ederken babam bana gazetedeki haberi gösterme yanlışına mı düştü desem:) Dünyanın en büyük gemisinin yalnızca 2 tur için avrupa' ya geleceği yazıyordu ki ben bu gemiyi birkaç yıl önce dilemiştim. Amerika'da olduğu için o sırada kısmet olmamıştı.

Bu zamana kadar birçok cruise seyahati deneyimlediğim halde..hala ve hala.. hatta indiğimde "yeniden bin" deseler tekrar o tura katılacak kadar sevgim var denize. Saatlerce balkonda oturup dalgaların sesini dinleyeyim, deniz ile gökyüzünün birleştiği maviye bakayım. Muhteşem bir his.

Deniz sevmek var, bir de benim gibi deniz sevmek var !

Kardeşimin televizyonda canlı yayınları çoğu seyahatimizde eksikliğine sebebiyet veriyordu. O yüzden tarihleri baştan söyleyerek onu ikna etmiştim. Gerisi kolaydı:) Babalar kız evlatlarına kıyabilir mi hiç:) Çok şükür ki her anlamda şanslıyız. Yaşasın dörtlü seyahate gidiyoruz.

Bu gemi seyahatini her seyahatimiz gibi A'dan Z'ye ben ayarladım. Biyografime dikkat ederseniz en sevdiklerimin ilki seyahattir:) Uçak biletlerimizi Türk Hava yollarından aldık. Ailem bir gün önceden Barselona'ya geçti. Biz iki kardeş ertesi gün oradaydık. Barselona’nın meşhur La Ramblas caddesinde biraz turladıktan sonra limana yöneldik.

Ve dünyanın en büyük gemisi “Oasis of the seas” önümüzdeydi..

Bir sürü kontuar'ın olduğu bir alana girip kısa sürede check in işlemlerimizi yapıp oda kartlarımızı aldık. Tek ihtiyacınız olan geçerli pasaportunuz ve gemi ödemesi evraklarınızın çıktısı. Hemen içeri girdiğimizde duty free bizi karşıladı. Diğer gemilerin aksine içecek satın alıp kabinimize girebildik. Gemimiz akşam 19.00 da Barselona Moll Adossat isimli limandan demir aldı, bizde balkonumuzda keyifli bir kutlama yaptık ve muhteşem bir yolculuğa başladık. Bu seyahatimiz boyunca Roma, Napoli, Amalfi kıyıları, Sorrento, Positano ve jetset kesimin tekneleriyle geldiği Napoli körfezi'nin güneyindeki meşhur Capri adasını gezdik.

Yazının devamı...

Sanat Kokan Şehir Floransa (Duyguyla geziyorum)

14 Şubat 2016

Mümkün olduğu sürece “Türk Hava Yolları” uçağından başka uçak tercih etmediğimi çevremdeki herkes bilir. Her uçağa güvenmiyorum ve THY’nin ikramlarına hizmetine bayılıyorum. Ancak bu sefer farklı oldu. Kardeşimin ülke seçimi doğrultusunda öncelikli olarak tüm tur şirketlerinin çıkarttığı italya gezilerini araştırdım. Tabi ki bu paket turlara THY uçuşları da dahildi. Firmalar, 4 gün 3 gecelik tur diyorlar ancak gidiş akşam dönüş sabah'ın çok erken saati olunca bir de oteli şehrin dışına bir yerlere koymuşlarsa o seyahatten bir şey anlamanız mümkün değil. Tüm kısıtlı zamanınızla orada yapılan şehir içi tüm turlara katılacaksınız ve koyun gibi dolaşacaksınız.

Sanırım tura karşı olduğum çok belli oluyor:)

Hal böyle olunca araştırmalarımdan çok geciktiğim için, THY biletleri bayram coşkusuyla tavan yaptı. Kardeşimin tavsiyesiyle ilk kez İtalya'nın ulusal havayolu ALİTALİA için uçak biletlerimizi aldım. Tüm günü yaşamak adına sabah 06:15 uçuşuna bilet aldığım için erkenden Atatürk havalimanındaydık. Uçak küçüktü. Kahvaltı olarak 25 gramlık kraker sundular. Şoka girdik. İki kişilik ödenen onca paranın karşılığı 2 çay, 2 kraker. İyi ki biz lounge'ta yemiştik. Tam 2.5 saat sonra FİUMİCİNO havaalanındaydık. Valizlerimizi alır almaz "Leonardo Express" isimli hızlı trenin olduğu istasyona ilerledik. İlk defa gidenlerin “tren resimli levhalara” baka baka bulabileceği kolay bir konum. Her yarım saatte bir tren var. Kişibaşı 14 euro ödeyerek 30 dakikada Roma'nın ana istasyonu Roma Termini'de oluyorsunuz. Ya da dışarıdaki otobüslerle (terravision) 1 saatte 4 euro'dan gidebilirsiniz. Ne valiz ne pasaport sırası beklemeyerek tahminimden çok önce ana istasyon'a varınca kardeşime "Aşk Çeşmesi" nin orada keyif yapıp 11.20 Roma-Floransa trenimize binmeyi teklif ettim. Aşk Çeşmesi tadilattaydı, bütün bozuk paraları toplamışlar, bizim dilekler uçup gitmişti:) Bir şeyler yiyip istasyona geri döndük.

Saat 11.20 de Frecciarossa 9526 no'lu trenimiz ile Floransa'ya hareket ettik. Trenitalia websitesinden biletlerinizi önceden alabilirsiniz. Tren size aynı uçak gibi 1. ve 2. sınıf seçeneği sunuyor. Business bölümünde telefonlarınızı kesinlikle kullanamayacağınız SESSİZ ile NORMAL bölüm var. Hizmetten ve trenin konforundan çok memnun kaldık. Manzara da muhteşemdi. Ve 1.30 saatlik yolculuğumuzun sonunda Floransa'nın SANTA MARİA NOVELLA istasyonuna vardık. İstasyonun olduğu bölge çok merkezi. Yürüyerek her yere rahatlıkla ulaşıyorsunuz. Roma'ya dönüşümüz de tren ile olacağından, istasyona yakın "Delle Nazioni Florence" oteline 2 gece ayarlamıştım. Birkaç dakika içinde yürüyerek otele vardık.

Gelelim otele:

Sosyal sitelerden yaptığım araştırmalar sonucu ayarladığım otel, lüks değildi ancak hayal kırıklığına hiç uğratmadı. Odanın genişliği, 5. kattaki odalarda bulunan "teras" ferahlığı ve duomo manzarası, her yere yakın konumu büyük bir artıydı. Wifi çok iyi çekiyordu. Oda ve banyo tertemizdi. Otelin etrafı market ve restoran doluydu. Açıkçası odayı yatmadan yatmaya kullanacaktık. Kahvaltı fiyata dahil ve çeşitliydi. Çeşit derken bir avrupa oteli standartından bahsediyorum. Yumurta, peynir,salam, kruvasan, yoğurt, reçel, kahve, çay, kek yeterliydi. Valizleri taşıması için birini gönderin dediğimde öyle "biri" yoktu. İlla şikayet etmem gerekirse bunu söyleyebilirim. İstasyona yakın oluşu tren gürültüsünü evet alıyor ancak belli bir saatten sonra sefer olmadığı için sorun yok. Benim gibi tık sesine uyanan bir insan bile uyuyabildiyse gerçekten sorun yok. Her tür bütçeye uygun odanızı booking.com sitesinden bulabilirsiniz. "Ücretsiz iptal" yazılı odalardan önceden rezervasyon yaparsanız çok daha karlı olacaktır. Yine de otelin ön provizyon hakkı olduğu hep belirtilir. Yani kartınızın limitini denemek için otel belli bir paraya bloke koyma işlemi yapabilir. Bilginiz olsun.

Ve Floransa'daydık. Benim buraya üçüncü gelişim. İlk gelişim Koç üniversitesinde İtalyanca derslerimden "A" aldığım için Koç'un tüm "A" öğrencilerine yaz hediyesi olarak verdiği, burada bir dairede 2 ay boyunca 4 kız yaşadığımız zamandı. Her gün italyanca kursa da gidiyorduk. Sanırım 25 kişiydik. Harika zamanlardı. Dert, tasa out, ders çalışmak, iyi not almak in! O yüzden artık ben de "Okul döneminin kıymetini bil ey gençlik" diyenlerdenim.

İlk iş kardeşimi kolundan tuttuğum gibi çok sevdiğim Piazza Repubblica'da bulunan CAFE GİLLİ'nin "Tiramisu"suna koşmak oldu. Bu üç isim yeri bulmanız için yeterli ! Her yer yürüme mesafesinde olduğundan HOP ON HOP OFF otobüsü tercih etmedik. İlk kez gidiyorsanız kesinlikle tavsiye ederim. city-sightseeing.com websitesinden online otobüs biletinizi alabiliyorsunuz. O otobüsler turistler en iyi yerleri görsün diye var. Taksilerin bizim şoförlerimizden pek farkı yok.. Ancak elinizde liste ile gider ve pazarlık yaparsanız kazanırsınız. Tabi tutup da 100 euroluk geziyi 30 euro yapmadığınız sürece ! Adaletli olmak gerekir her zaman.

Yazının devamı...

Hayal kurmaktan korkmayın ! Başaracaksınız.

13 Şubat 2016

Bir gün kalkacaksınız ve hayal ettiğiniz şeyleri yapmaya vaktiniz kalmamış olacak. Şimdi tam zamanı. Harekete geçin” diyor “Ferrarisini satan bilge” kitabıyla dünyaca ün yapan müthiş adam Robin Sharma.

Ya hayallerimizi yaşayacağız ya da korkularımızı inşaa edeceğiz. Sonunda önümüze koca bir “Aşılamaz” duvar örünceye kadar.

İnsan geçmişten ve yaşadıklarından meydana gelen “kendi donanım” ıyla hayatını sürdürür. Atalarından, ailesinden, büyürken yaşadığı travmalardan, başarısızlıklardan, gördüğü muamelelerden vs… kısacası varoluşundan öğrendiği ve bu dünyada başkaları tarafından bedenine-zihnine ekilen her tohumla kendi algılayış biçimini hazırlar.

Güncel yaşadılarımızın da katkısı çok büyüktür. Mesela;
Yağmur yağdığında iki kere kayıp düşmeniz algınızı hazırlamanıza yeterlidir. Artık çoğunuz yağmurlu havayı sevmez olur. Algınız oluştu bile:) “Yağmurlu hava kötüdür, ne zaman yağmur yağsa kayıp düşüyorum”

Çocuğunuz çok istediği bir şeyi, belki yağmur olduğu için “HAYIR” demeniz sonucunda yapamayacak. Onun algı ayarlarıyla da oynamak üzeresiniz…Dikkat dikkat ! Ne kadar basit gözüken bir “hayır” oysa ki….

Ben burada kolay bir örnek vermeye çalıştım. Gündelik yaşamınızda beyninizde tekrarlanan düşüncelere bir an durup vakit ayırır ve o sesleri dinlerseniz sizi bir yerlere götürebilir.

Demek ki hepimiz kendi algılarımızla büyüyoruz.

Yazının devamı...