SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR
You are already subscribed to notifications.

Ertelenen ve ertelenmeyen iki bienal

Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da birçok önemli etkinlik ertelenmek zorunda kaldı, 11 Eylül-14 Kasım tarihlerinde gerçekleşmesi planlanan İstanbul Bienali de ne yazık ki ertelendi.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı, Ute Meta Bauer, Amar Kanwar, David Teh küratörlüğünde gerçekleşecek İstanbul Bienali’nin yeni tarihlerini de açıkladı: 17 Eylül-20 Kasım 2022.

Bienalin ertelenmesi ister istemez Türkiye’deki çağdaş sanat dünyasını da etkileyecek.

Pek yakında: Venedik Mimarlık Bienali

Bu yıl gerçekleşip gerçekleşmemesi konusunda büyük tartışmalar yapılan ve son ana kadar iptal edilmesinden korkulan 17. Venedik Bienali Uluslararası Mimarlık Sergisi
22 Mayıs-21 Kasım tarihlerinde ‘Birlikte Nasıl Yaşayacağız?’ (How Will We Live Together?) başlığı altında düzenlenecek.

En son Mayıs 2018’de Murat Tabanlıoğlu, Ertuğ Uçar gibi Venedik Mimarlık Bienali’nde önceki Türkiye Pavyonları’na imza atan mimarlarla, Han Tümertekin, Nevzat Sayın, Hasan Çalışlar, Gökhan Avcıoğlu, Selim Cengiç gibi değerli mimarlarla Venedik’te Türkiye Pavyonu’nun açılışındaydık.

‘Vardiya’ adlı serginin küratörü Kerem Piker’di.

Mimari kadar egonun güçlü olduğu bir alanda bu kadar güçlü ismin bir arada dayanışma içinde olması sevindiriciydi.

Tabii bunda Venedik Bienali’ne binbir güçlükle 2014’te kalıcı bir Türkiye Pavyonu kazandıran İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) rolü büyüktü.

İKSV denince akan sular duruyor, herkes bir ucundan tutup yapılan güzel işlere destek olmak istiyor.

Bu yıl ise Venedik Mimarlık Bienali’nde küratörlüğünü MIT’nin Mimarlık ve Planlama Fakültesi’nin başındaki Lübnanlı mimar ve yazar Hashim Sarkis’in üstlendiği ana serginin yanı sıra Arsenale ve Giardini’de, Türkiye Pavyonu’nun da aralarında bulunduğu ülke sergileri yer alıyor.

İKSV’nin koordinasyonunu yürüttüğü Venedik Mimarlık Bienali Türkiye Pavyonu, Schüco Türkiye ve VitrA’nın eş sponsorluğunda ve TC Kültür ve Turizm Bakanlığı katkılarıyla, Neyran Turan’ın küratörlüğünü yaptığı ‘Architecture as Measure/Ölçü Olarak Mimarlık’ projesine ev sahipliği yapıyor.

Projenin küratöryel ekibi ve davet edilen katılımcılar tarafından sunulan içeriklerin 2021 yılı boyunca düzenli aralıklarla yayımlandığı, turkiyepavyonu21.iksv.org adresinden erişilebilen serginin ana yayın platformu Ölçü Olarak Mimarlık web sitesini zaten takip ediyoruz.

Web sitesini oluşturan dört ana bölüm: Evrak İşleri, Kesitler, Söyleşiler ve Makaleler.

Şimdi ise Venedik Mimarlık Bienali’nde birçok ülke pandemi nedeniyle sessiz açılışları tercih ediyor, bazıları ise çevrimiçi açılış davetleri yapacak.

Venedik’e her seferinde 250 bin ziyaretçi gelmesini sağlayan bienalin bu yılki temasının ‘Birlikte Nasıl Yaşayacağız?’ olması aslında pandemiden önce iklim krizi, politik dengesizlikler, sosyal ve ekonomik eşitsizlikler nedeniyle kararlaştırıldı, ama pandemiyle birlikte daha da anlamlı hale geldi.

Yazının devamı...

Frieze New York nasıl geçti?

Londra’da 1991’de bir kültür-sanat dergisi olarak başladı Frieze, daha sonra ise her yıl farklı zamanlarda Londra, New York ve Los Angeles’ta düzenlenen çok önemli bir fuar haline geldi.

Sanat koleksiyonerleri için eserleri Frieze’den almak da bir artı değer oldu.

Koleksiyonerlerin bir sanat eserini neden özellikle Frieze’den almayı tercih ettiklerini, Frieze’in bir ölçü ya da sanatla tanışma aracı olup olmadığını daha önce kurucusu Matthew Slotover ile konuşmuştum.

Matthew Slotover, bunu aslında Frieze’in değil, takipçilerinin belirlediğini anlatmıştı.

Şimdi tam 14 ay sonra ilk global fiziksel sanat fuarı Frieze New York geçen hafta sonu gerçekleşti.

Geçen yılki çevrimiçi edisyonu gibi bu yıl da Frieze Viewing Room, 160 galerinin katılımıyla 14 Mayıs’a kadar devam ediyor.

Üstelik artırılmış gerçeklik teknolojisiyle sanat eserlerini koleksiyonerlerin kendi evlerinin ölçülerinde görmesi de mümkün oluyor ama yine de fiziksel fuarların yerini tutamıyor tabii.

Peki ama bu yıl ateş ölçümü yapılarak, belli saatler için bilet satılarak, sosyal mesafe korunarak gezilebilen fiziksel fuarda en çok dikkat çeken neydi?

Öncelikle bu yıl fuar Hudson Yards’daki The Shed adlı kongre merkezine taşındı ve 2019’da 200 galerinin katıldığı fuara bu yıl sadece 64 galeri katıldı.

Yine de Buenos Aires, Sao Paulo ve Londra’dan galeriler de vardı katılımcılar arasında.

Fuar bu yıl önemli bir bölümünü Vision & Justice Project’e ayırmıştı, ABD’deki ırk ve vatandaşlık rollerinin tartışıldığı bu projede Black Lives Matter hareketi ve Asyalılara yapılan ırkçılıkla savaşan hareketler de desteklendi.

Bu yıl her alanda olduğu gibi çok kültürlülük fuara damga vurdu.

Fuarın en çok konuşulan ziyaretçisi

Fuarın en ilgi çeken konuğu hiç şüphesiz Beeple diye tanınan Mike Winklemann’dı.

Beeple’ın “Everyday” adlı dijital eserinin ya da New York Times’ın deyişiyle “jpg dosyası”nın 11 Mart’ta Christie’s müzayede evi tarafından açık artırmayla 69 milyon dolara satılmasının da etkisi çok.

Kripto sanat piyasasında bu satışı “69 milyon dolarlık bir pazarlama balonu” olarak değerlendirenler de var.

Çünkü aslında Christie’s gibi geleneksel bir müzayede evini kripto sanat piyasası kabul etmiyor; sanatçıyla koleksiyonerin arasına girdiği ve eski kaldığı için.

Beeple, 2020’nin ikinci yarısında blockchain teknolojisi ve ortaya çıkan kripto sanat pazarını araştırmaya başladı.

Malum, NFT piyasası 2021’de popüler oldu.

NFT pazarının dijital sanat oyuncularından Nifty Gateway, Eylül 2020’de Winkelmann’a Beeple’ın popülaritesine dikkatleri çeken bir mesaj attı.

Bir gün bu üretimi bırakmayı düşünmesini sağladı, çünkü o zaman bu eserler çok değerli hale gelecekti.

Winkelmann bu mesajın da etkisiyle eserlerini bu pazarda satmaya karar verdi.

Önce ekim ayında sadece test için üç eserini açık artırmaya çıkardı ve Nifty’yi anında çökertti.

O dijital parçalardan biri olan “Kavşak” tam 66 bin 666 dolara satıldı.

Daha sonraki açık artırmalarda yaptığı satışlardan 3.5 milyon dolar kazandı. Üstelik kazancının önemli bir bölümü de galeri sahibine gitmiyordu.

Son olarak müzayede evi Christie’s şubatta MakersPlace adlı NFT oyuncusuyla birlikte ilk Beeple eserini açık artırmaya çıkardı.

Beeple, Christie’s için ilk 5 bin günlük “Everydays” çizimlerinden oluşan bir mozaik yaptı.

Beeple’ın “İlk 5000 Gün” adlı kolaj dijital eseri 11 Mart’ta iki hafta süren açık artırmanın sonucunda 69 milyon dolara satıldı.

Bu satışta iki önemli ilk yaşandı; biri 255 yıllık müzayede evi tarihinde ilk kez Beeple ile NFT pazarına girdi, ikincisi ise yine tarihinde ilk kez kripto para birimi olan Ethereum ile satış yaptı.

Beeple, Frieze New York’u gezerken “Bu benim ilk gerçek sanat fuarı gezim, benim yaşadığım yerde sanat kimsenin umrunda değil. South Carolina’da sanat fuarları garajlarda 20-30 dolara manzara resimlerinin satılmasından ibaret” dedi.

Bu arada fuar sırasında Beeple bir de yakında galeri sergisine hazırlandığını açıkladı. 

Daha sonra da bir gazeteciyle birlikte gezdiği stantlarda “Bu da mı sanat şimdi?” gibi yorumlarda bulunup bir galericinin masasında duran plastik su şişelerini gösterip “Pekâlâ bu da sanat olabilir o zaman” dedi.

İşte kendi eseri ‘jpg dosyası’ diye eleştirilen bir dijital sanatçının çağdaş sanatı böyle eleştirmesi gerçekten gülünç.

 

Yazının devamı...

Dünyanın en iyi restoranının vegan açılımı

Tam dört yıl önce dünyanın en iyi 50 restoranı açıklandığında herkes şaşırmıştı, çünkü Massimo Bottura’nın Osteria Francescana’sı, birinciliği Daniel Humm’ın Eleven Madison Park’ına kaptırmıştı.

New York’taki Eleven Madison Park’ın birinciliği, o zaman beni neredeyse Türkiye’den bir restoran birinci seçilmiş kadar mutlu etmişti. Peki, ama neden? New York’ta tanıştığım çok genç bir Türk şef Doğuş Şahin sayesinde. Doğuş, henüz 23 yaşındaydı o zaman ama müthiş bir deneyimi vardı. Yıllarca dünyanın en iyi restoranı seçilen Noma’da efsane şef Rene Redzepi’nin mutfağında çalıştı önce, Yeditepe Üniversitesi’nde gastronomi eğitimi aldıktan sonra. O zaman ise New York’ta, The Nomad otelin meşhur restoranı Nomad’da çalışıyordu, ünlü şef Daniel Humm ile birlikte. Daniel Humm, aynı zamanda Eleven Madison Park’ın da şefi, Doğuş da daha sonra Eleven Madison Park’ta da çalıştı. Daha sonra da Maslak Atatürk Oto Sanayi Sitesi’nde geleneksel Türk mutfağından örnekleri sunduğu Sanayi Bahçe’yi açtı.

Sürdürülebilir değil

Doğuş’un adını ileride daha çok duyacağız, şimdi ise gelelim gastronomi dünyasının bu hafta en çok konuştuğu Eleven Madison Park’a… Hayır, dünyanın en iyi restoranı seçildiği için değil, şef Daniel Humm’ın, artık restoranının tamamen vegan olacağını bu hafta açıkladığı için. 3 Michelin yıldızlı şef Daniel Humm, modern yemek sisteminin sürdürülebilir olduğuna inanmadığını söylüyor ve bu yüzden menüsünden tüm hayvansal ürünleri çıkardığını ve tamamen bitkisel bir menü yarattığını ekliyor. Restoran pandemi nedeniyle kapalıydı, “Geçen yıl yaşadığımız tecrübeden sonra restoranımızı daha önceki haliyle açmamız mümkün değildi” diyor şef Daniel Humm.

Kısa bir süre önce global yemek sitesi Epicurious da çevreye ve iklim krizine duyarlı oldukları için artık et yemekleri tarifleri paylaşmayacaklarını açıkladı. Malum, artık burger zincirleri bile ete alternatif bitkisel ürünlerle karşımıza çıkıyor.

İyi bir alternatif

Türkiye’de ise az sayıda vegan restoranına rağmen Metro Türkiye, benzer bir akım başlattı: “Pandemi ile birlikte doğal kaynak kullanımına daha fazla dikkat çekildi, protein içeren besin kaynaklarının sınırlılığı ve alternatif protein kaynaklarına duyulan ihtiyaç tekrar gündeme geldi. 2050 yılında dünya nüfusunun 10 milyara ulaşması beklenirken sürdürülebilir protein kaynakları, mevcut ihtiyacı karşılamak adına iyi bir alternatif haline geliyor. Bitki bazlı proteinlerin üretiminde, hayvansal proteinlerin üretimine oranla daha az kaynak kullanılması, bitki bazlı beslenmeye eğilimi artırırken, çevresel hassasiyetler ve hayvan refahını koruma sebebiyle vegan yaşam biçimini tercih edenlerin sayısı da giderek artıyor. Metro’nun son 3 aylık satışlarına da bakıldığında bitki bazlı ve vegan ürün grubunda yer alan ürünlere olan talebin yüzde 72 oranında arttığı görülüyor. Metro Türkiye, 2021 yılı sonuna kadar tüm ürün kategorilerinde vegan ürünler bulundurmayı hedefliyor” diyorlar.

Bitkisel ürünler öne çıkıyor

Bitki bazlı hamburger köfte, vegan sucuk ve vegan peynir gibi alternatif proteinleri içeren temel gıda maddelerinden, diş macunu, diş fırçası ve şampuan gibi temel hijyenik ürünlere kadar pek çok ürün dikkat çekiyor. Marketlerden restoranlara ABD’den Türkiye’ye tüm dünyada bitkisel ürünler öne çıkıyor.  Dünyanın en iyi restoranının mutfağındaki 3 Michelin yıldızlı şef bile artık sadece vegan menü yapıyorsa belli ki daha birçok şef ve restoran da Daniel Humm’ın izinden gidecek.

 

 

Yazının devamı...

20 YAŞ FOTOĞRAFLARINI PAYLAŞANLARA

Sosyal medya son birkaç gündür 20 yaş fotoğraflarıyla yıkılıyor.
“Pandeminin etkisi, hepimiz 20 yaşımıza döndük” diyen de oldu, “Pandemide kimse üşenmedi, herkes arşivleri taradı, eski fotoğraflarını buldu” diye şaşıran da... Hatırlarsınız, birkaç yıl önce benzer bir durum da FaceApp uygulamasıyla yapılan yaşlılık fotoğraflarıyla olmuştu.
Hatta daha da önce 10 yıl önce, 10 yıl sonraki profil fotoğraflarını görmekten de bunalmıştık. Özellikle de fotoğrafların çoğunun filtrelerle oynanmış, bir moda çekimi ustalığında güzelleştirilmiş halleri daha da fenaydı. Bir bundan 40-50 sene sonraya ışınlanıyorsunuz, yaşlılığımızda neye benzeyeceğimizi görüyoruz, bir 20’li yaşlarımıza dönüyoruz.

Teknolojinin oynadığı oyunlar

Estetik kaygılarını bir kenara bırakıp, teknolojinin bize oynadığı oyunlara gelelim.
10 yıl önceki fotoğraflarımızı gönül rahatlığıyla paylaştığımızda #10yearchallenge etiketiyle nasıl bir data toplandığını düşünmemek elde değildi.
Şimdi de aynı şey 20 yaş challenge’ı için geçerli. TechHumanist’in yazarı Kate
O’Neill’dan Wired editörü Nicholas Thompson’a birçok teknoloji yazarı bu etiketlerle paylaşılan fotoğraflarla yaşlanma üzerine yüz tanıma algoritması yazmak için data toplandığını iddia ediyordu.
“Bu bilgi zaten internette var, Facebook hesaplarında önceki profillerde saklanıyor” diyenlere ise cevapları basitti: Bilgi kirliliğine maruz kalmadan belirli bir süreçte paylaşılan fotoğraflar işi çok daha kolaylaştırıyor, ayıklama derdinden kurtarıyor.
Bu da bir sosyal mühendislik örneği aslında. Son 10 yılda sosyal medyada çeşitli etiketlerle kullanıcılar hakkında bilgi toplanıyor.
“Facebook fotoğraflarımızla bir yüz tanıma algoritmasının geliştirilmesi kötü bir şey mi?” derseniz, tam olarak değil.
Bu, zaten kaçınılmaz bir şey. Üstelik kayıpların bulunması gibi faydalı alanlarda da kullanılabilir. Ama tabii data’nın faydalı olabileceği gibi zararlı alanlarda da kullanılabileceğini unutmamak lazım. Özellikle karşımıza çıkan reklamlarla hepimizin istenildiği gibi yönlendirebildiğini biliyoruz. Bkz. Facebook ve Cambridge Analytics davası.

Bir kez daha düşünmek lazım!

Hiç farkına bile varmadan seçimlerde vereceğimiz oyu bile değiştirebiliyor bir algoritmanın gücü. Ve aslında bir süre sonra sadece alışkanlıklarımıza özel algoritmalarla yönlendirildiğimizi ve bunun dışında dünyadan haber alamadığımızı da fark edebilirsiniz.
Elle İngiltere’nin yayın yönetmeni Farah Storr’la röportaj yaptığımda dergi okumak için en önemli nedenin, başka bakış açılarını da görebilmek ve algoritmalar tarafından yönlendirilmeden bağımsız bir editör ekibinin hazırladığı yayınları takip etmekten vazgeçmemenin önemini de konuşmuştuk.
Storr haklıydı, sosyal medya paylaşımlarınız ya da hiç farkında olmadan akıllı telefonunuza yüklediğiniz uygulamalar sayesinde tüm bilgilerinizi ele geçirmek çok kolay.
Şimdi bir kez daha düşünmek lazım,
10 yıl önceki fotoğrafınızı, 40 yıl sonraki halinizi ya da 20 yaş fotoğrafınızı hâlâ size dikte edilen bir etiketle ya da bunu hangi amaçla kullanacağı belli olmayan bir yazılımcıyla paylaşmak istiyor musunuz?

 

Yazının devamı...

Genç sanatçılara açık çağrı

Genç sanatçıların işlerinin koleksiyonerler tarafından satın alınması önemli.

Sadece koleksiyonerlerin gençlere destek olma isteği nedeniyle değil, sanatçıların gelecek vaat ettiğini göstermesi bakımından da değer taşıyor.

Mamut Art Project ise genç sanatçıların işlerini koleksiyonerlere ulaştırabilmek için iyi bir fırsat.

“Günümüzde sanatın çoğunluğa ulaşamadan, galeriler ve büyük koleksiyonerler arasında sıkışıp kaldığını, steril galeri alanları dışında görünürlük kazanamayan çok yetenekli sanatçılar olduğunu üzülerek görüyoruz. Yolun başındaki sanatçılar, yeteneklerini tanıtabilecekleri ortamlara zor ulaşıyor. Sanatsever cephesinde ise, sanata sadece çok üst bir tabakanın ulaşabileceği gibi yanlış bir düşünce yaygın. Mamut’u bu anlamdaki bir açığı kapatma umuduyla tasarladık” diye anlatmıştı projenin fikir sahibi Seren Kohen 9 yıl önce ilk başladıklarında.

Mamut Art Project’in 2021 edisyonu için ise başvurular 20 Mayıs’a kadar uzatıldı.

Bu yılki jüride Can Altay, Necmi Sönmez, Hale Tenger, Melis Terzioğlu, Azra Tüzünoğlu var.

Sergilenecek işler, seramik, heykel, ahşap gibi üç boyutlu çalışmalar, video, animasyon, illüstrasyon, dijital, fotoğraf, kolaj, yerleştirme, sokak sanatı ve resim dahil olmak üzere birçok farklı alanda üretimler arasından seçilecek. 

Alev Ebüzziya - Selamlique iş birliği

 Eserleri kadar kişisel stiline de hayran olduğum bir sanatçı: Alev Ebüzziya Siesbye.

Londra Victoria ve Albert Müzesi’nden New York Cooper Hewitt Smithsonian Tasarım Müzesi’ne dünya çapında birçok müzede eserleri sergileniyor.

Eserlerinin bir bölümü ‘Tekerrür’ başlıklı kişisel sergisiyle geçen yıl 10. yılını kutlayan Arter’de sergilendi.

‘Tekerrür’, sanatçının 2019’da bu sergi için ürettiği yüksek pişirimli seramik çanaklardan oluşuyordu.

Alev Ebüzziya Siesbye, ‘Tekerrür Üzerine’ başlıklı Zoom üzerinden yayınlanan sergiyle eş zamanlı çevrimiçi yorumlama etkinliğinde Ali Kayaalp ile bir araya gelip 1960’lardan beri süregelen seramik pratiğini de anlatmıştı.

Şimdi ise Alev Ebüzziya Siesbye, Caroline Koç ve Banu Yentür’ün “Türk kahvesinin değerini ve zaten var olan itibarını güçlendirmek ve globalleşmesine katkı sağlamak hedefiyle” kurdukları Selamlique’ın 10. yılına özel tasarımlarıyla gündemde.

Sınırlı sayıda üretilen ‘İkram’  ve  ‘Kısmet’ başlıklı iki ayrı kahve fincanı koleksiyonu da şimdiden çok beğenildi.

Selamlique’ın kurucu ortakları Caroline Koç ve Banu Yentür, “Eserlerini hayranlıkla takip ettiğimiz dünyaca ünlü sanatçı Alev Ebüzziya’nın 10. yılımıza özel tasarladığı fincanlar hem bizim hem de kahve tutkunları için çok kıymetli ve unutulmaz bir anı olacak” diyor.

 

Yazının devamı...

Billie Eilish’in dönüşümü

Daha 13 yaşındayken abisi Finneas O’Connell ile birlikte yatak odalarında kaydettikleri ‘Ocean Eyes’ adlı şarkıyla internette izlenme rekorları kırdı.

Daha sonra yine abisi Finneas ile 2019’da çıkardığı ‘When We All Fall Asleep, Where Do We Go?’ albümüyle büyük başarılara imza attı.

Grammy’lerde En iyi albüm ödülü kazanan en genç isim oldu, Taylor Swift’in unvanını elinden aldı.

‘No Time To Die’ ile James Bond şarkısına imza attı.

21. yüzyılda doğan ve ABD listelerinde birinci olan ilk sanatçı oldu.

Albümü, Spotify’da en çok dinlenen 8. albüm seçildi.

Elton John, onun için “Günümüzün popstarlarına hiç benzemiyor, bana Billie Holiday, Sarah Vaughan’ı hatırlatıyor. Genç yaşına rağmen yaşlı bir ruh ve bu kadar genç yaşta bu kadar kişisel şarkılar yazabilmesinin nedeni de bu” diyor.

Sadece şarkılarıyla değil, imajıyla da dikkat çekiyor.

Yeni saç modelini Instagram’da paylaştı, 1 milyon like’ı sadece 6 dakikada geçti.

Bu da bir Instagram rekoru olarak tarihe geçti.

Peki ama kimden bahsediyorum?

Tabii ki Billie Eilish.

Bol kıyafetleriyle seksi popstarlardan farklı olmayı tercih etti, ta ki yeni piyasaya çıkan İngiliz Vogue’un kapağı için korseli seksi pozlar verene kadar.

Derginin yayın yönetmeni Edward Enninful’un söylediğine göre, bu çekim tamamen Billie Eilish’in kendi fikri, içindeki kadını ortaya çıkarma isteği.

Daha 19 yaşında olmasına ve şimdiye kadar hep vücutlarınızla barışık olun mesajı vermesine rağmen bu sefer korselerle poz vermesinin eleştirileceğinin de farkında Billie Eilish.

Onun için “Herkes neyle mutluysa öyle yapsın, ameliyat olmak isteyen ameliyat yaptırsın, korse giymek isteyen korse giysin, kendini olduğu gibi beğenen olduğu gibi beğenmeye devam etsin. Ne yaparsanız yapın, önemli olan sizin kendinizi iyi hissetmeniz” diyor.

“Ben de canım ne isterse onu yaparım” diye cevaplıyor eleştirileri.

Belli ki pandemi onun da ruh halini etkilemiş, ama yine de genç yıldızların mesajları daha samimi.

5 bin kişilik festival

İngiltere’de Liverpool’da sosyal mesafe ve maske kurallarının olmadığı pilot festivale tam 5 bin kişi katıldı.

Amaç, normalleşme sürecinde etkinliklerin güvenli şekilde nasıl yapılacağını tespit etmekti.

Konser, pandeminin başlamasından bu yana ülkede kapalı alanda gerçekleştirilen en büyük etkinlikti ve 21 Haziran’dan sonra yaz festivallerinin nasıl yapılabileceğini anlamak amacıyla organize edildi.

Konsere sadece negatif PCR test sonucu olanlar katılabildi, konserden 5 gün sonra da tüm katılanlardan PCR testi yaptırmaları istendi.

Bu yıl, Glastonbury Festivali gibi birçok festival geçen yılki gibi iptal edildi.

Bazı festivallerin ise bu yıl yapılıp yapılmayacağı henüz belli değil.

Bu konserde izleyici hareketi ve etkileşimi, havalandırma, süre, yemek ve alkol tüketimi gibi faktörler de incelendi.

Ama doğrusu bu noktaya gelinmesi de uzun ve sancılı bir süreçti.

Aylarca tam kapanma yaşandıktan sonra koronavirüs rakamları düşmeye başlayınca sıra festivallere, konserlere geldi.

Darısı başımıza diyelim.

Kanuni portresi neden önemli?

31 Mart’ta Sotheby’s Londra’da gerçekleşen İslam Dünyası ve Hint Eserleri Müzayedesi’nin ilkbahar edisyonunda Kanuni Sultan Süleyman’ın 19. yüzyıldan beri Fransa’da özel bir aile koleksiyonunda yer alan, şimdiye kadar hiç görülmemiş bir yağlıboya portresi vergisiyle birlikte yaklaşık 5 milyon liraya satıldı.

Şimdi bu eserin alıcısı tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağışlandığı açıklandı.

Peki ama bu eser neden değerli?

“16. ve 17. yüzyıllarda Avrupalı ressamların yağlı boyayla yaptığı çok az sayıda Osmanlı sultanı portresi günümüze kadar geldi. İtalyan sanatçının yaptığı bu portrede, Süleyman’ın başarılarının zirvesinde olduğu dönemde, 43 yaşında olduğu tahmin ediliyor. Irak’ı fethettiği, Preveze Deniz Muharebesi’nde Papa Paul III’ün ve müttefiklerinin ordularını yendiği bir dönem söz konusu. Bu portrenin en önemli farkı ise benzerlerinin aksine yağlı boyayla kanvas üzerine değil, bakır üzerine yapılmış olması. Floransa’da Medici koleksiyonunu sergileyen Uffizi Galeri ve Viyana’da Habsburg koleksiyonunu sergileyen Kunsthistorisches Museum koleksiyonlarında yer alan benzer iki Süleyman portresi de kanvas üzerine yapılmıştı. O yüzden de farklı bir önemi var” diyor Sotheby’s Londra Ortadoğu satışlarının başındaki Benedict Carter.

Yazının devamı...

Türk-Yunan yapımı sokak yemeği

Yeme-içme sektörü tüm dünyada pandemiden ne kadar olumsuz etkilense bile, artık yavaş yavaş olumlu gelişmeler de yaşanıyor. Bakınız  Mr. Mandolin.

Mr. Mandolin, Miami’nin uzun zamandır en iyi restoranı seçilen Mandolin’in yaratıcıları Ahmet Erkaya ve eşi Anastasia Koutsioukis’in hızlı yemek yeri. Mandolin bir Türk-Yunan restoranı, Ege bistrosu. Mr. Mandolin’de ise Türk ve Yunan sokak yemeği kültüründen ilham almışlar; menüde döner de gyro da shawarma da yazıyor: “Önemli olan ne dediğiniz değil, bu ortak kültürün lezzeti” diyorlar.

Hedef, sağlıklı fast food sunulabileceğini kanıtlamak; bunu yaparken de iyi malzemeler kullanmak.

Mandolin’den sonra Mrs. Mandolin adlı bir yaşam stili mağazasıyla karşımıza çıkmışlardı. Daha sonra Mr. Mandolin’i MiMo’daki Vagabond Hotel’de açtılar; döner, dürüm ve kebapları günümüze daha uygun hale getirdiler. Tabii en başta da daha sağlıklı yaptılar. Ama bunu yaparken fiyatları da uygun tutmak istediler.

Güçlerini birleştirdiler

Bu hafta ise Mr. Mandolin’in ikinci şubesi, Miami’nin en yeni konser salonuna da ev sahipliği eden Oasis Wynwood’da açıldı. Yeni açılan Mr. Mandolin, daha şimdiden Amerikan Vogue’dan Time Out Miami’ye birçok yayına konu oldu. Yaz sonu Miami’de Espanola Way’de The Drexel adlı yeni bir Ege restoranı daha açmaya hazırlanıyorlar. Sonra da Mandolin’in hemen yanında bir meze ve şarap barı açmayı planlıyorlar.

Peki, ama her şey nasıl başladı? “Yemek ve müzik birleştiriyor bizi” diyor Ahmet Erkaya ve eşi Anastasia Koutsioukis. Malum, birçok ortak yemek konusunda Türk mü Yunan mı tartışmaları yapılıyor. Hâlâ döneri, baklavayı, musakkayı ve daha birçok yemeği paylaşamıyoruz. Daha önce finans sektöründe çalışan Ahmet Erkaya ile pazarlama alanında çalışan Anastasia Koutsioukis, New York’ta tanışıp evleniyor, sonra da güçlerini birleştirip Ege’yi merkez haline getiriyorlar.

İki kültürün sesi var

Mandolin’i Miami Design District’te 2009’da açtılar. Ahmet Erkaya hep şef olmak istemiş; bu isteğini gerçekleştirip Mandolin’de bu kadar başarılı olunca, “Bizim restoranımızda şef değil, malzeme önemli” demiş. Miami Design District’teki Yunan adalarını andıran restoranın bahçesinde domatesten bibere, hatta Ege otlarına kadar birçok malzemeyi kendileri yetiştiriyorlar. Bir dönem İstanbul’da da olan Mandolin’in menüsünde Türk ve Yunan mezeleri başlıklı iki ayrı tabak dikkatleri çekiyordu.

Türk ve Yunan mutfağı birbirinden rol çalmıyor, aksine birbirini tamamlıyordu. Zaten Mandolin’in başarısının en büyük sırrı da bu, iki kültürün lezzeti, iki kültürün gücü.

 

Yazının devamı...

FORMULA 1 YENİDEN İSTANBUL’DA

Türkiye’nin 2005-2011 yılları arasında ev sahipliği yaptığı, tüm dünyadan milyonlarca izleyicisi bulunan, düzenlendiği ülkelerin tanıtımına ve turizmine büyük katkı sağlayan dünyanın en önemli motor sporları organizasyonu Formula 1.
Kasım 2020’de dokuz yıl aradan sonra gerçekleşen Türkiye ayağı için bundan sonra hep devam etsin istedik.
İyi haber geldi, Formula 1 Türkiye GP’si, bu sezon da İstanbul’da Intercity İstanbul Park’ta gerçekleşecek. Türkiye Grand Prix, 11-13 Haziran tarihlerinde Kanada’nın yerine takvime dahil edildi. Monako’dan Abu Dabi’ye birçok farklı şehirde Formula 1 grand prix’lerini izleme şansım oldu. Formula 1 pilotlarının favorisi Monako Grand Prix.
Nedeni belli, Monako’da yarışa özel bir pist yok, yarış daracık sokaklarda yapılıyor, adrenalin tavan yapıyor.

Önemli bir gelir kaynağı

Monako Grand Prix zamanı Monakolular balkonlarını bile kiraya verip şehri terk ediyor, balkon kiraları bile binlerce euro’yu buluyor.
Formula 1 turizmi diye önemli bir gelir kaynağı var, sadece paddock’ta değil, balkonlardan dev teknelere her yerde herkes yarışı izlemek üzere toplanıyor.
Bu manzarayı ilk gördüğümde ne kadar
üzüldüğümü hatırlıyorum, İstanbul’da yıllar önce nasıl yeterince izleyici bulunamamıştı diye.
2011’de Vodafone McLaren Mercedes tesislerinde, McLaren takımının o zamanki yöneticisi Jonathan Neale ile konuşmuştum, “McLaren olarak İstanbul’da tekrar yarışmayı çok isteriz, ama tabii son kararı Ecclestone verecek” demişti.
Hemen akabinde ise Bernie Ecclestone’a sormuştum, “İstanbul Grand Prix devam edecek mi?” diye.
Ecclestone, “Seçimi bekliyoruz, seçimlerden sonra Bakan’la görüşeceğiz, ondan sonra belli olacak” diye cevaplamıştı sorumu.
Ne yazık ki o zaman İstanbul takvime girmedi, ama neyse ki şimdi sevindirici haber geldi, İstanbul, Formula 1’in önce 2020 takvimine, şimdi de 2021 takvimine eklendi. Formula 1 Turkish Grand Prix 2020, dokuz yıl aradan sonra 13-15 Kasım’da Intercity İstanbul Park’ta gerçekleştiğinde sevindik.

Pandeminin seyrine göre

Evet, yarışı izlemek kolay değil. Araçlar vızır vızır geçiyor, izlerken bile başınız dönüyor.
Tabii gürültü de cabası, kulaklıklar bile vız geliyor ama otomobil sporları meraklıları bu yarışları izlemek için dünyanın bir ucundan bir ucuna gidiyor, gidemeyenler de ekran başında nefeslerini tutup izliyor. Yarışlar kadar partileriyle de ünlü Formula 1.
Hatta İstanbul’da ilk yıllarında Selim Hamamcıoğlu’nun Kız Kulesi’nde düzenlediği Racing Fever Party’ler de dünya çapında ses getiriyordu. Tabii dünyanın hiçbir yerinde Kız Kulesi kadar etkileyici bir mekan yok.
2020 ve 2021 pandemi nedeniyle şanssız yıllar. Ama yine de Formula 1’in 2020’den sonra 2021’de de Türkiye ayağının devam etmesi sevindirici. “Bu anlaşma, Türkiye için uzun süreli bir sözleşmenin de habercisi niteliğindedir” diyor Intercity Yönetim Kurulu Başkanı Vural Ak. Bilet satışları ise pandeminin seyrine göre netlik kazanacak.
Umalım, tam kapanma işe yarasın ve Formula 1’i hem yerli hem de yabancı izleyiciler yerinde izleyebilsin.

 

 

Yazının devamı...

© Copyright 2021

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.