SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR
You are already subscribed to notifications.

Gastroekonomi Zirvesi'nden notlar

Gastronomi en önemli yumuşak güçlerden biri.
Aynı zamanda ülkelerin en büyük pazarlama araçlarının da başında geliyor.
Turizm, Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği’nin (TURYİD) düzenlediği 3. Global Gastroekonomi Zirvesi çarşamba günü gerçekleşti.
Zirvede, gastronominin bir kaldıraç görevi görerek Türkiye’de bu sektörün hak ettiği yere gelmesini ve gastronominin potansiyelinin açığa çıkarılması hedeflendi.

İşte konu başlıkları…

- Açılış konuşmasını TURYİD Yönetim Kurulu Başkanı Kaya Demirer ve Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy yaptı. Kaya Demirer konuşmasında yeme-içme sektörünün pandemi sebebiyle yaşadığı sürece ve değişen dinamiklere değinerek sektörün, TURYİD’in sağladığı enformasyon kabiliyetiyle ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle pandemi sürecinden güçlenerek çıktığını anlattı. Demirer, ayrıca zirvede katılımcı olan bine yakın öğrenci olmasından dolayı mutluluk duyduğunu söyledi ve “Turizm ülkemizin geleceğidir, turizmde gelecek ise gastronomi ile şekillenmelidir” dedi.

- Ardından sözü alan T.C. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da pandemiye değinerek başladığı konuşmasında dünyanın en seçkin mutfak kültürüne sahip ilk üç ülkesinden biri olduğunu belirtti. Bakan Ersoy, “Bunu ülkemiz için bir faydaya dönüştürmek bizim sorumluluğumuz” dedi. “Gastronominin ülkemize katacağı değerin ve getirilerin farkındayız,” ifadesiyle gastronominin önemine vurgu yapan Bakan Ersoy, “Şimdi biz soruyoruz, neden Türkiye ‘fine dining’ amacıyla seyahat edenlerin tercihi olmasın? Doğru projelerle dünyadaki Gastrocity listesine İstanbul, Bodrum, İzmir ve Çeşme gibi turizm destinasyonlarımızın girmesi hiç de zor değildir” dedi.

- Zirvede oturum başlıkları: Derin Bakış, Sürdürülebilirlik Hemen Şimdi!, Yeni Çağın Kıyısında Dönüşüm! ve Gastronominin Ekosistemi oldu.

- Derin Bakış oturumunda FutureBright Group kurucusu Akan Abdulla, Sonuçlar Çağında Dip Dalgalar konuşmasıyla alttan gelen dip dalgalara dikkat çekerek Türkiye’deki farklı tüketici profilleriyle ilgili bilgi verdi ve girişimci ekosistemiyle tarımın buluşması gerektiğini söyledi. Dünyanın bir üretim problemi olmadığını fakat tedarik zinciri problemi olduğunu söyleyen Abdulla, “Büyük şehirler, mega şehirlere dönüşüyor. Bu mega şehirleri fethetmek için yeni stratejiler geliştirmek gerekiyor” dedi. Dünyada dolaşımda olan paranın akacağı yönü ‘sanal kamusal alan’ olarak ifade eden Abdulla, gerçek değer bulunamadığında paranın sanal dünyada kullanılmak zorunda olacağına dikkat çekti ve “Sanal kamusal alanlar daha çok veri demek. Hayatımızın yüzde 40’ı veriye dönüşüyor. Bu nedenle gastronomi sektörü de data ile ilişki kurmalı, CRM’i yeniden tanımlamalı” dedi.

- Livin Farms AgriFood CEO’su Katharina Unger ise iklim krizine ve kaynakların azalmasına dikkat çekerek tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerektiğinin altını çizdi. Unger, yenilebilir böceklerin gelecekte önem kazanacağını ifade etti.

- TURYİD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Gamze Cizreli, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nden yola çıkarak gastronomide sürdürülebilirliğin nasıl ilerletilebileceği ile ilgili konuştu. Gıda israfının boyutlarına değinen Cizreli, “Dünyada çöpe giden gıdanın yüzde 40’ı otel ve restoran mutfaklarından kaynaklanıyor” diyerek sektör olarak konuya daha ciddi bir şekilde eğilme sorumluluğuna değindi.

- Dijital dönüşümün gastronomi ile bağına değinilen oturumda Geleceğe Dönüş başlığıyla konuşmasını yapan yemek yazarı Bill Knott, geleneklerimize dayanan tekniklere dönülerek geleceğin sürdürülebilir dünyasına katkı sunabileceğimizin örneklerini verdi. Geleneksel fermantasyon yöntemleri kullanılarak lezzetten ödün vermeden israfın önüne geçilebileceğini, şeflerin geçmişe sırtını dönmeden çevre dostu bir yaklaşım geliştirilebileceğini belirtti.

- Metaverse dünyasıyla ilgili ana kavramlarla ilgili bilgi veren Esen Girit Tümer ise bu dünyada restoranlar için sınır olmadığını dile getirdi. Tümer, metaverse dünyasında hayal edilebilen her şeyin mümkün olduğunu belirtti.

- Müge Akgün moderatörlüğünde gerçekleştirilen Türkiye’nin 100 yılı aşan markalarının masaya yatırıldığı Hafıza Mekanlar panelinde Beyaz Fırın, Karaköy Güllüoğlu, Develi ve Pandeli restoranlarının hikayesine ve 100 yılı aşan bu mekanların kent hafızasındaki yerine değinildi.

Yazının devamı...

Genç Yetenekler’den AKM’de dev konser

En son geçen yaz Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV), Genç Yetenekler Bodrum Yaz Konseri vardı. Konserde klasik müzik alanında dünyada yıldızı parlayan uluslararası başarılara sahip genç sanatçılarımız Jamal Aliyev ve Bade Destan performans sergilemişti.

Mütevelli Heyeti üyesi olmaktan gurur duyduğum Çağdaş Eğitim Vakfı’nın ‘ÇEV Sanat Genç Yetenekler’ projesi Berrin Yoleri öncülüğünde, Fazıl Say, İbrahim Yazıcı, Bülent Evcil ve Mehmet Yasemin’in desteğiyle 12 yılda büyük yol kat etti.

2009’da Aya İrini’de Ebru Ceylan’ın objektifinden “Kutup Yıldızı” sergisi ve mini konserle temeli atılan bu harika projenin amacı Türkiye’den dünya çapında sanatçılar çıkarmak, Türk kültürünü ve sanatını dünyaya tanıtmak.

Aslında ‘ÇEV Sanat Genç Yetenekler’ projesinde gençler birbirleriyle rekabet içinde değil, tam tersine büyük dayanışmayla büyüyorlar, birbirlerini alkışlıyor, birbirlerine destek oluyor ve birlikte aynı sahneyi paylaşıyorlar.

ÇEV Sanat şimdi ise 23 Mayıs’ta AKM’de dev bir konsere hazırlanıyor.

Uluslararası başarılara sahip ve dünya sahnelerinde ülkemizi temsil eden genç müzisyenler bu konserde sahneye çıkacak.

Kimler mi?

ÇEV Sanat Başkanı Berrin Yoleri’nin organize ettiği ve ünlü orkestra şefi İbrahim Yazıcı’nın yöneteceği konserde kemanda Deniz Erten İspir, Ezgi Su Apaydın, Deniz Şensoy, Doğa Altınok, Duru Önhon ve Defne Güngör perküsyonda Elman Mecid, piyanoda Damla Ece Karataş ve Fikret Uçar, violoda ise İklim Özenli Olten Filarmoni Orkestrası eşliğinde performanslarını sergileyecek.

Jamal Aliyev’in solist olarak yer alacağı konserde Aliyev, Türk enstrümanları ve çello ile doğu ve batı kültürlerini buluşturduğu yeni albümü “Illusion”ı ilk kez canlı seslendirecek.

Gecenin onur konuğu Haldun Dormen açılış konuşmasını yapacak.

Projenin daimi gönüllüsü Halit Ergenç de gecede yer alarak genç müzisyenlere destek olacak.

23 Mayıs Pazartesi akşamı AKM’de gerçekleşecek ÇEV Sanat konserinin biletlerine ÇEV Sanat’tan (Whatsapp hattı: 0536 077 05 05) veya www.biletinial.com’dan ulaşabilirsiniz.

Konserin biletlerinden elde edilecek gelir genç müzisyenlerin eğitimlerine katkı sağlayacak.

Konserde izlediğiniz isimlerin yanı sıra ÇEV’in desteklediği tam 42 Genç Yetenek var.

Hepsi enstrüman, eğitim ve seyahat için destek bekliyor.

Umarım bu harika konserden sonra hayatlarına yeni sponsorlar, yeni destekçiler de katılır.

Yazının devamı...

Günün programı

İstanbul’da bugün iki önemli sanat etkinliğinin açılışı var.

Biri, Contemporary Istanbul’un kurucuları Ali-Rabia Güreli’nin yeni ve tamamen yerli sanat fuarı CI Bloom.

Diğeri ise İngiliz sanatçı David Hockney’nin ‘Baharın Gelişi, Normandiya, 2020’ başlıklı sergisi.

Tersane İstanbul’da gerçekleşecek CI Bloom’la başlayalım.

Bugün ve yarın Akbank ana sponsorluğunda ön izlemeyle başlayacak olan CI Bloom’a 23 yerli galeri katılıyor.

Ambidexter, Anna Laudel, Art On, artSümer, Bozlu Art Project, Büro Sarıgedik, C.A.M. Galeri, Dirimart, Ferda Art Platform, Galeri 77, MERKÜR, Galeri Siyah Beyaz, Galerist, Martch Art Project, Öktem Aykut, Pg Art Gallery, Pi Artworks, Piramid Sanat, Sanatorium, The Pill, Vision Art Platform, x-ist ve Zilberman Gallery.

CI Bloom’da yabancı galeriler yok.

CI Bloom NFT eserlerinden oluşan Digital Horizons: The New State of Art adlı seçkiye de ev sahipliği yapıyor.
Kürasyonu MoCDa (Museum Of Contemporary Digital Art) ve yaratıcı yönetmenliği sanatçı ikilisi ha:ar tarafından yapılan sergide NFT koleksiyoncuların sahip olduğu Beeple, XCopy, Pak, Damien Hirst, Sofia Crespo, Larva Labs, Mario Klingemann ve BayC gibi sanatçıların eserleri yer alacak.

Ayrıca ContempoNeo Lounge’da 12-14 Mayıs’ta NFT Konferansı da gerçekleşecek.

CI Bloom’da da, Contemporary Istanbul’un Tersane İstanbul’daki edisyonunda olduğu gibi yeme-içmeye geniş yer ayırılmış.

Wu Bomonti, Momo, Cup of Joy, Markus Ribs, Sail Loft, Townhouse, Petra, Borsa, Parle ve Nappo Pizza gibi mekânlar fuarda pop-up’larıyla yer alacak.

Ayrıca bu akşam fuarda House of Brothers’ta İlhan Erşahin İstanbul Sessions konseri var.

Fuarla eş zamanlı olarak 14 Mayıs Cumartesi günü ünlü DJ Peggy Gou Tersane İstanbul’da performans sergileyecek.

CI Bloom 15 Mayıs’a kadar devam edecek. 20. yüzyılın en etkili sanatçılarından David Hockney’nin ‘Baharın Gelişi, Normandiya, 2020’ başlıklı sergisi ise Akbank’ın desteğiyle bugün ön izlemeyle Sakıp Sabancı Müzesi’nde açılıyor. Bu sergiyi geçen yıl Londra’daki Royal Academy’de gezme şansım oldu.

Sergi sanatçının 2020’de Normandiya’daki evine kapanıp pandemi boyunca yaptığı eserlerden oluşuyor.

“Bu yaşımda gerçekten değerli bir şey yapmam için kendimi izole etmem gerektiğini biliyordum. Sonra mart ayındaki kapanma geldi ve hiç umursamadım çünkü bu hiç ziyaretçi olmayacağı anlamına geliyordu ve işte uzun süre çalışabilirdim ve yaptım” diyor David Hockney. 2020 yılı için hedefi iPad’inde 220 resim yapmakmış ve hedefini tamamlamış.

Tam bir yıl boyunca doğada mevsimlerin yarattığı değişiklikleri resmetmiş.

David Hockney teknolojiyi her zaman takip ediyor, 1986’da bir fotokopi makinesinde yaptığı ilk ev yapımı baskılarla sanatına teknolojiyi ilk kez dâhil ediyor, daha sonra 80’lerde polaroidlerin ve 35 mm renkli baskıların popülerleşmesiyle foto-kolajlar yapmaya başlıyor.

1990’da ise lazer faks makinesi ve lazer yazıcıları kullanıyor.

2000’lerde iPhone ve iPad ile ‘brushes’ uygulamasını kullanarak çalışmalar yapıyor.

2007’de iPhone’uyla eserlere imza atarken, 2010’dan itibaren iPad ve Stylus’la eserlerini yapmaya başlıyor.
Bu sergide de yine iPad kullanıyor, iPad’de yaptığı eserler daha sonra kâğıda basılıyor.

iPad’de sanat yapabilmek için hem karakalem çizim hem yağlı boya resim yapabilme yeteneğiniz olması gerektiğini söylüyor.

85 yaşında, pandemi sırasında karantinada yaptığı tam 116 adet eseri sergiliyor.

Eserlere baktığınızda hayata hâlâ ne kadar olumlu baktığını ve izleyicilerine her zaman neşe verdiğini görüyorsunuz.

Her zaman yenilenmek gerektiği, doğanın ve baharın coşkusu öne çıkıyor eserlerinde.

Sergi 29 Temmuz’a kadar devam edecek. 

Yazının devamı...

Londra Caz Festivali İstanbul’a geliyor

Pandeminin en zorlu günlerinde Londra Caz Festivali’nde ‘Istanbul Psychedelic’ konserleri vardı.

Dünyanın en prestijli müzik festivallerinden birinde İstanbul bölümünde Moğollar, İlhan Erşahin, BaBa ZuLa ve 2018 yılı Montreux Jazz Festival Talent Award sahibi Islandman sahnedeydi.

İlk kez pandemi nedeniyle çevrimiçi gerçekleşen festivalde İstanbul konserleri bir konser salonunda değil, İstanbul Boğazı’nda, köprünün önünde nefis bir İstanbul manzarasıyla birlikte gerçekleşti.

Bu konserleri izleyen her İstanbullu gibi gurur duydum.

Hem müzisyenlerimizin performansıyla, hem İstanbul’un büyüleyici güzelliğiyle, hem de dünyanın en önemli müzik festivallerinden birinin İstanbul’a özel bölüm ayırmasıyla.

Tabii bütün bunlar tesadüf eseri olmuyor.

Her ne kadar İstanbul’un güzelliği de, müzisyenlerimizin başarısı da sınırlarımızı çoktan aşsa da, bunları dünyaya daha iyi duyurabilmek için gizli kahramanlar gerekiyor.

‘Istanbul Psychedelic’ konserlerinin gerçekleşmesinde en büyük rol hiç şüphesiz Pelin Opcin’e aitti.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen İstanbul Caz Festivali’nin direktörüydü Pelin Opcin.

Şubat 2018 itibarıyla dünyanın en kapsamlı caz festivallerinden Londra Caz Festivali’ni düzenleyen Serious’ın Programlama Direktörü oldu.

Peki ama her şey nasıl başladı?

Pelin Opcin, 1999 yılında İKSV’de çalışmaya başladı, 2005’te İstanbul Caz Festivali’nin direktörü oldu.

Direktörlüğü sırasında festivalde birçok yenilik gerçekleştirildi, Türkiyeli sanatçıların uluslararası sanatçılarla iş birliğinin artırılması yönünde çalışmalar yapıldı, Türkiye’den sanatçıların uluslararası erişimlerinin artmasıyla ilgili girişimlere öncelik verildi.

Pelin Opcin ayrıca genç müzisyenlerin İstanbul Caz Festivali’nde daha fazla dinleyiciye ulaşmasını amaçlayan Genç Caz serisinin de yaratıcısı oldu.

Pelin Opcin ve Londra Caz Festivali ekibi tam altı ay önce ise İstanbul’a önemli bir bölüm ayırdıkları, dijital olarak gerçekleşen Londra Caz Festivali 2020 ile caz dünyasına getirdikleri yenilikler nedeniyle prestijli bir ödülü, Jazz FM Innovation Award’u kazandı.

Şimdi ise Londra Caz Festivali’nin 30. yılında festivali daha geniş bir kitleye yayan Pelin Opcin EFG Londra Caz Festivali küratörlüğündeki London X İstanbul etkinliğini İstanbul’a getiriyor.

“London X Istanbul” kapsamında Londra’nın yenilikçi seslerinden Sons of Kemet, Nubya Garcia, Kokoroko, Jordan Rakei ve Binker & Moses İstanbul’da sahneye çıkacak.

Londra Caz Festivali bu özel seriyle birlikte 30 yıllık tarihindeki ilk uluslararası açılımını Türkiye’de yapmış olacak.

Yazının devamı...

Lagerfeld koleksiyonu açık artırmada

Karl Lagerfeld, Chanel ve Fendi gibi çok güçlü iki markanın uzun yıllar kreatif direktörlüğünü üstlendi, ama en büyük başarısı bu değildi.

En büyük başarısı kendisiydi; kendi kendini ikonlaştırmayı başardı, hatta bununla zaman zaman dalga da geçti; “Kendi kendimin karikatürüyüm, bir maskeyle yaşıyorum, Venedik Karnavalı benim için sürekli devam ediyor” diye anlatıyordu.

Balmain, Jean Patou, Chloé, Charles Jourdan, Krizia, Valentino gibi birçok markaya tasarımlar yaptıktan sonra daha genç yaşlarda beyaz saçla kendine bir imaj çizdi.

Sonra tasarımlarını çok beğendiği Hedi Slimane’in kıyafetlerini giyebilmek için bir yılda tam 42 kilo verdi. Onu özel yapan sadece yaratıcılığı değildi, aynı zamanda zamanın ruhunu da son derece iyi kurmasıydı.

49 yaşında Chanel’in kreatif direktörü olduğunda eskimiş ve güncelliğini yitirmiş bir markayı alıp 10 milyar dolarlık, hiç eskimeyecek bir marka haline getirdi. Bunun için de önce CC logosunu yarattı.

Tom Ford’dan Riccardo Tisci’ye birçok tasarımcının köklü bir markanın nasıl yeniden yükselebileceği konusunda önünü açtı.

85 yaşına kadar her gün çalıştı, “Çalışmazsam ölürüm” diyordu.

Üstelik sadece birbirinden çok farklı tarzları olan Chanel ve Fendi’nin kreatif direktörlüğünü üstlenmekle de kalmadı, Karl Lagerfeld, KL ve Karl markalarını da yarattı.

Bunları yaparken fotoğrafçı kimliğiyle de öne çıktı, birçok marka için iş birlikleri oluşturdu.

İş birliklerinin çalıştığı diğer markalara da faydalı olacağını hiç şüphesiz en erken gören isimdi.

Çok sevdiği kedisi Choupette’e Instagram hesabı açarak milyonlar kazandırdı.

80’li yaşlarında Instagram’ı herkesten önce çözdü.

“İşimle ilgili Alzheimer’ım var, bu çok iyi bir şey” diyordu.

“Bugün çok fazla kişi daha önce yaptıklarına takılıyor ve kendi kendini tekrarlıyor. Oysa daha önce yaptıklarınızı unutup her seferinde sıfırdan başlamak lazım” diye düşünüyordu.

Modayla ilgili, “İyi kötü her şey modayı etkiliyor, mimaride, tasarımda, otomotivde bu etkiyi görmek uzun süre alıyor, oysa modada çok hızlı görebiliyorsunuz” diye özetliyordu.

Bir de öğüt veriyordu: “Asla çok fazla fedakârlık etmeyin, kendinizden ödün vermeyin, başkaları için çok fedakârlık yaparsanız, daha sonra onlara verebileceğiniz bir şey kalmaz ve o zaman kimse sizi umursamaz.”

Karl Lagerfeld, sadece tasarımlarıyla değil, duruşuyla da farklıydı.

Tam üç yıl önce, 85 yaşında hayata veda etti, daha sonra koleksiyoner kimliğiyle yeniden karşımıza çıktı.

Resim, heykel, seramik ve tasarım koleksiyonu, Sotheby’s Monako’da geçen yıl gerçekleşen bir açık artırmayla satışa çıktı.

Tam da Chanel’de Lagerfeld’den sonra bayrağı teslim alan Virginie Viard’ın son Chanel koleksiyonunu Paris’te sergilediği günlerde.

Hatırlayacaksınız, Karl Lagerfeld, daha önce 2000 yılında, Christie’s müzayede evinde koleksiyonunda artık beğenmediği bir bölümü satışa çıkarmıştı.

Sotheby’s Monako’da satışa çıkan eserlerin değerlendirmesi tam iki ay sürdü.

Karl Lagerfeld’e ait Rolls-Royce marka üç otomobil 1.2 milyon euro’ya satıldı.

Satılanlar arasında efsane tasarımcının defterleri, Takashi Murakami ve Gianni Versace imzalı portreleri, Marlene Dietrich’den bir telgraf gibi özel anı eşya da vardı.

1980’lerde kullandığı üç adet çizim defteri tam 151.200 euro’ya alıcı buldu.

Yves Saint Laurent ve Dior Homme koleksiyonlarından kıyafetleri ve imzası haline gelen Chanel eldivenleri de satılanlar arasındaydı.

Karl Lagerfeld koleksiyonunun çağdaş tasarıma odaklanan ikinci bölümü ise Paris’te geçen aralık ayında açık artırmayla satıldı.

Lagerfeld’in son 20 yılda topladığı Mark Newson, Martin Szekely, Ronan ve Erwan Bouroullec tasarımları da satılacaklar arasındaydı.

Ayrıca açık artırmanın çevrimiçi düzenlenen bölümüne de büyük ilgi oldu, tahmini rakamlar aşıldı.

Şimdi ise Karl Lagerfeld koleksiyonunun son bölümü Sotheby’s Köln’de açık artırmayla satışa çıktı.

Karl Lagerfeld’in farklı evlerinden bir araya getirilen özel eşyalarının satıldığı açık artırma 6 Mayıs’a kadar devam ediyor.

Çevrimiçi katılmak da mümkün.

Yazının devamı...

Bir aşk ve nefret ilişkisi: Elon Musk

Hatırlayacaksınız; bir kadın gazeteci, birkaç yıl önce Daily Beast adlı haber sitesinde Elon Musk’ı eleştirmenin artık mümkün olmadığını, çünkü en küçük eleştiride bile Musk’ın Twitter’daki milyonlarca takipçisini kadın gazetecilere karşı kışkırtmak için kullandığını söyledi ve Musk’ı kadın gazetecilere ve bilime saygısızlıkla suçladı. 

Elon Musk, iddiaları gülünç bulduğunu söylese de başta takipçilerini kadın gazeteciye yağdırdıkları küfürler ve hakaretler konusunda uyarmadı. Ta ki annesi Maye Musk, “Ben seni bilim kadınları arasında, bilime ve kadınlara saygılı yetiştirdim; bu yalan haberlerin kadınlara düşmanlık meselesi haline getirilmesinden utanç duyulmalı” diye bir tweet atana kadar! Daha sonra Elon Musk da takipçilerini, kendisini eleştirenlere hakarette bulunmamaları konusunda uyardı ama doğrusu artık çok geçti. 

Elon Musk, PayPal, Solar City, Tesla ve SpaceX ile milyonları kendisine bağlamayı başardı. Tabii, Anıtkabir’den paylaştığı fotoğrafın da bizim kalbimizde ayrı bir yeri var. 

Erkek kardeşi Kimbal’ın Nextdoor Eatery ve The Kitchen ile gıda konusundaki sosyal yardım çalışmalarına, kız kardeşi Tosca’nın film platformu Passionflix’ine kadar Musk ailesinin her bireyini tek tek izlemekteyiz. En çok ilgimi çeken ise 74 yaşındaki süper model annesi Maye Musk… Maye Musk “Bir Kadın Plan Yaparsa-Ömür boyu macera, güzellik ve başarı için tavsiyeler” başlıklı kitabının Türkçe kapağını takipçileriyle paylaştı ve Türkiye’den rekor sayıda destek, yorum, alkış emojisi ve tabii “like” aldı. 

Elon Musk ve ailesi sosyal medyayı uzun zamandır çok kullanıyor. Hatta Elon Musk zaman zaman takipçilerine sorduğu oylamalarla şirketlerinin hisselerini ve kripto paraları da manipüle etmekle suçlanıyor. 259 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin insanı olan Musk, 4 Nisan’da aldığı yüzde 9.2’lik hisselerle en büyük ortağı haline geldiği Twitter’ın tamamını alıyor. Tam 44 milyar dolara. Bunun için de 4 milyar dolarlık Tesla hissesini sattı. Şöyle bir gerçek var, sosyal medya büyük bir güç ve devletlerle iş yapan, uydular satan bir iş adamının bir sosyal medya platformunun patronu olması da bu nedenle tartışılıyor. 

Elon Musk ise “İfade özgürlüğünün işleyen bir demokrasi için toplumsal bir zorunluluk olduğuna inanıyorum. Ancak, yatırımımı yaptığımdan beri, şirketin mevcut haliyle ne gelişeceğini ne de bu toplumsal zorunluluğa hizmet etmeyeceğini anlıyorum. Twitter’ın dönüştürülmesi gerekiyor” diye bir açıklama yaptı.  

“Eğer kabul edilmezse, hissedar olarak konumumu yeniden gözden geçirmem gerekecek” diye de ekledi teklifi ilk verdiğinde. 

Twitter yönetimi, bu teklife ne kadar karşı çıksa da Elon Musk, “Yönetim kurulu değil, hissedarlar karar vermeli” diye görüşünü dile getirdi. Bu durumda Twitter tek kişinin özel şirketi olursa ifade özgürlüğü bakımından ne gibi değişiklikler yapılacak, bu durum olumlu mu yoksa olumsuz mu olacak; tartışılır tabii! 

“Paralel girişimci”  

Twitter’ın ve sosyal medyanın geleceğini değiştirmeyi planlayan Elon Musk Tesla şirketinin piyasa değeri 737.6 milyar dolara çıkınca, Amazon’un sahibi Jeff Bezos’u geride bırakarak dünyanın en zengin kişisi unvanına sahip oldu. Tesla ve SpaceX ile gündemden düşmeyen Elon Musk’ın fikirleri ilk başta hep gerçekleşmeyecek hayaller sanıldı, oysa o fikirlerini hızla hayata geçirdi. Hatta onun için ABD’de “seri girişimci” yerine “paralel girişimci” denilmesine bile neden oldu. Aslında her şey Zip2 ile başladı, babasından 28 bin dolar borç alarak erkek kardeşi Kimbal ile kurduğu online rehber hizmeti kısa sürede beğenildi; şirketin CEO’su olmasına daha sonra yatırımcılar izin vermedi, şirketten ayrılmak zorunda kaldı, ama Compaq’a satıştan tam 22 milyon dolar kazandı. Daha sonra PayPal ile dünyada tanındı, balayındayken teknik anlaşmazlıklar nedeniyle şirketten uzaklaştırıldığını öğrendi. PayPal’ın satışından 165 milyon dolar kazandı. 2004’te güneş enerjisi şirketi Solar City fikrini, kuzeni Lyndon Rive ile Burning Man festivali yolunda buldu. Kendisini batırabilecek kadar zorlayan iki şirket ise Tesla ve SpaceX oldu. Zorluklar sadece iş hayatını değil, özel hayatını da etkiledi. İlk oğlunu henüz 2.5 aylıkken kaybetti, daha sonra beş oğlu ve bir kızı oldu. Geçen mayıs ayında da altıncı oğlu doğdu. 2018 yılından bu yana birlikte olduğu Kanadalı şarkıcı Grimes ile ilk bebeklerine ‘X Æ A-12’ adını verdiklerini Twitter’dan açıkladılar. Mart ayında ise Grimes ile ikinci bebekleri Y adını verdikleri bir de kızları oldu. Bu arada Elon Musk, Johnny Depp ile olaylı boşanmasıyla gündemden düşmeyen Amber Heard ile birlikte de anıldı. 

Elon Musk, ilk oğlunu kaybetmenin yanı sıra büyük sağlık sorunları da yaşadı. Doğduğu Güney Afrika’da tatil sırasında beyin sıtması geçirip ölümden döndü, ağır geçen hastalığından sonra, ilk açıklaması “Tatilden çıkardığım ders şu oldu: Tatil öldürür!” oldu. 

Ve daha da çok çalışmaya başladı. Böylece hem Tesla’nın hem de SpaceX’in tüm sorumluluğunu üstüne aldı. Sonuç, SpaceX şimdi en uzun uçuş sürelerini, roketle 30 dakikaya indirmeyi hedefliyor. Falcon Heavy ile hem NASA’ya meydan okudu; hem de yüzyılın tanıtımını yaptı, bu anı tüm dünyaya canlı izleterek… Tabii arkasında 13 yıllık çalışma, 90 milyon dolarlık kalkış maliyeti, çağın en güçlü roketi, başarılı kalkış ve başarılı inişten oluşan uzun ve zorlu bir süreç var. Daha sonra TÜRKSAT 5A uydusu, SpaceX firmasına ait Falcon 9 roketiyle ABD’nin Florida eyaletindeki Cape Canaveral üssünden başarıyla fırlatıldı. İşte böylece, iş ve özel hayatındaki tüm zorluklara rağmen Elon Musk’ın roket hızıyla yükselişi son yıllara damga vurdu. 

Şimdi ise Elon Musk çok sevdiği Twitter’ı satın alarak ve ifade özgürlüğünü sürekli dile getirerek, tüm dünyanın kendisi hakkındaki gerçek fikirlerini öğrenmiş oldu. Bu durumda her zaman sakinliğini koruyamadı, bazı tweetlerle sevenlerini bile üzdüğü oldu. Bakalım bundan sonra neler olacak. Hep birlikte göreceğiz. 

Yazının devamı...

Od Urla'dan yeni Bodrum restoranı

Geçtiğimiz yaz yeme-içme dünyasının en şaşırtıcı transferi Urla’nın gastronomi üssü olmasında öncü olan Od Urla’nın şefi Osman Sezener’den geldi. Şef Osman Sezener, restorancı bir aileden geliyor, İzmir’in meşhur Pizza Venedik’i ve Venedik Catering’in de başında. Zeytin ağaçlarıyla dolu bir bahçede, yüksek tavanlı tamamen cam, son derece şık bir şef restoranı Od Urla.
Ege’yi çok iyi tanıyan, malzemeleri iyi bilen bir şefin mekanında mevsimin en taze lezzetleri ön planda oluyor tabii.
Sadece odun fırınlı, geniş açık mutfakta pişen şahane yemekler değil, el yapımı tabaklar ve şık sunumlar da, Od Urla’nın enerjisi de etkileyici.
Şef Osman Sezener geçen yaz The Edition Bodrum’da Od markasıyla değil, Kitchen Bodrum ile karşımıza çıktı.
Restoran yerel üretimi destekledi, tesisin kendi bahçelerinde sürdürülebilir bir yaklaşımla üretilen otlar, salata yeşillikleri ve sebzelerin yanı sıra, en taze et ve balık ürünleri yakın çiftliklerdeki yerel üreticilerden temin edildi.
Menünün öne çıkan lezzetlerinin başında ise şampanya ve kaküle soslu deniz mahsullü cannelloni, bottarga ve single malt viski eşliğinde linguine ve hurma püresiyle ve tarçınla tatlandırılmış dana kaburga, keşkek geliyordu.
Şimdi ise Osman Sezener Six Senses Kaplankaya bünyesinde açılacak olan Anhinga by OD ile karşımıza çıkıyor.
Peki ama ne zaman? Açılış 11 Mayıs’ta.
Anhinga by OD’a 30 dakikada Türkbükü’nden tekne seferleriyle de ulaşım olacak.
Heyecanla bekliyoruz.

GELECEK PROGRAM: HARVEST KAPLANKAYA

En son pandemi öncesi, 2019 yazında katılmıştım Harvest Kaplankaya’ya, o zamanki edisyonun teması doğaydı.
Kaplankaya’da Burak Öymen ve Roman Carel’in yarattığı Harvest ufuk açıcı, ilham verici bir etkinlik.
Londra, Los Angeles, Prag ve İstanbul’dan gelenler ağırlıktaydı.
Dünyaya bu kadar faydalı olan, bu kadar özel ve yetenekli konuşmacıyla geçen üç günün sonunda kendinizi sorgulamaya başlıyordunuz, “Ben ne yapıyorum, faydalı olmak için daha ne yapabilirim?” diye.
Bu kadar özenle gerçekleştirilen uluslararası etkinlikler sadece dünya çapında isimleri bir araya getirmekle kalmıyor, Bodrum’u global bir destinasyon da yapıyor.
Şimdi ise Harvest Kaplankaya 11 Mayıs’ta başlıyor, 15 Mayıs’a kadar devam ediyor.
Bu yılın konuşmacıları arasında Mark Hyman, Gabor Mate, Alexandra Asseily, Carole Saad, Jamie Wheal, Camilla Fayed gibi güçlü isimler dikkat çekiyor.
Takip etmekte fayda var.

Yazının devamı...

Gelecek program: Mardin Bienali

Mardin Bienali’ne ilk kez tam yedi yıl önce gitmiştim.

Mardin beni şaşırtmıştı, Bienali’yle, bienalle eş zamanlı kitap fuarı ve Ankara Devlet Opera ve Balesi ile birlikte düzenlenen Opera ve Bale Günleri’yle.

Biz İstanbul’da kendi küçük dünyamızda kendimizi büyük şehirde yaşıyor görürken bile opera ve baleye hasret kalmış durumdaydık o zaman.

Her şeyden önce Mardin’de bienal yapılması tabii ki çok olumlu, sergileri gezen ilkokul öğrencilerini görünce bunun değerini daha da iyi anlıyorsunuz.

Ama adında bienal olunca beklenti de ister istemez yükseliyor ve o beklentiyi karşılamak zorlaşıyor.

İstanbul, Venedik, Sao Paulo gibi hem dokusu olan hem de söylemi olan şehirlerle aynı kulvarda yarışabilmek elbette kolay değil.

Uluslararası Bienal Derneği’ne üye olmaya hak kazanan Mardin Bienali bu yıl 5. kez düzenleniyor ve aynı zamanda 12. yaşını kutluyor.

Direktörlüğünü Döne Otyam ve Hakan Irmak’ın yaptığı, Mardin Sinema Derneği’nin ev sahipliğinde düzenlenen bienalin küratörlüğünü Yeni Delhi’de yaşayan bağımsız küratör, teorisyen ve yazar Adwait Singh üstleniyor bu yıl.

“Çimenin Vaadi” konseptiyle düzenlenen 5. Mardin Bienali 20 Mayıs–20 Haziran tarihlerinde gerçekleşiyor.

Mardin Bienali’ne Danimarka’dan Kazakistan’a, Bulgaristan’dan Güney Afrika’ya, Haiti’den İsviçre’ye ve ABD’ye kadar uzanan geniş bir coğrafyadan, tam 24 ülkeden sanatçılar katılıyor.

Heyecanla bekliyoruz.

Mutlaka görülmeli

Mardin’e gitmişken, şehirde ve civarında bienalden, çağdaş sanat sergi ve konuşmalarından rol çalacak, gezecek görecek çok yer var.

Mezopotamya, özellikle de Mardin, her zaman büyülü ve gizemli olarak hatırlanıyor.

Gezdikçe görüyoruz, keşke o büyü ve gizemi daha iyi koruyabilsek.

Deyrül Zafaran Manastırı’ndan Midyat’a, hatta Batman’a uzanıp Hasankeyf’e geçmek mümkün.

Malum, UNESCO Dünya Kültür Mirası kriterlerinin 10’undan dokuzuna sahip dünyadaki tek yer Hasankeyf.

Sular altında kalması da sayemizde ne yazık ki an meselesi.

Mardin’de mutlaka görülmesi gerekenlerden biri de Dara Antik Kenti.

Ürdün’ün dünyanın sayılı harikalarından diye dünyaya pazarladığı Petra’dan altta kalır yanı yok Dara Antik Kenti’nin.

Oysa çoğumuz daha Dara Antik Kenti’ni duymadık bile, Göbeklitepe’yi bile yeni öğrenenler var.

Elbette, Mardin’e gitmişken mutlaka uğranması gereken yerlerden biri de Harran Gastronomi Okulu Projesi ile ‘Basque Culinary World Prize’ın bile dikkatini çeken, kadınlara istihdam yarattığı için de kalbimizde ayrı yeri olan şef Ebru Baybara Demir’in Cercis Murat Konağı.

Yazının devamı...