Hormon dengesi yaşam dengesi

24 Temmuz 2021

Kendinizi şişkin ve sinirli hissettiğinizde bir sürü muhtemel sebep sıralayabiliriz. Ama hava değişiminden beslenmeye, hareketsizlikten stresinize kadar aklınıza neredeyse hiç gelmeyen bir neden varsa o da hormonlarınızın dengesizliğidir. Hormonlar, hücrelerimizin ve organlarımızın çalışma şeklini etkileyen kimyasal habercilerdir. Biz kadınlar bunu adet döngümüz ile rutin biçimde yaşıyoruz ve hormon değişimlerinin ne anlama geldiğini biliyoruz, hatta bizler sayesinde erkeklerin de farkındalığı artabiliyor ama hormonlarımızın eksikliği veya fazlalığı hayatın her alanında akla gelmeyecek problemlere sebep olmaya devam ediyor.

Hormonlar vücudumuzda endokrin bezlerde üretilip kan dolaşımımıza verilir, onlar da dokulara ve organlara giderek ne yapmaları gerektiğini söylerler. Metabolizma ve üreme dahil olmak üzere vücudumuzdaki birçok önemli süreci kontrol ederler. Durum böyle olunca hormon seviyelerindeki küçük değişiklikler bile tüm vücudumuzda ciddi etkiler yaratabiliyor. Bu durumu bir yemek tarifi gibi düşünebiliriz; herhangi bir bileşenin miktarındaki ufak bir değişiklik bir anda sofranın tadının kaçmasına sebep oluyor. Etkisi bu kadar yaygın olunca dengesizliği durumunda da çok sayıda belirti ve şikayet gelişebiliyor.

Uyku problemleri: Yumurtalıklarınız tarafından salgılanan progesteron hormonu bundan sorumlu olabilir. Progesteron seviyesinin düşük olması uykuya dalmayı ve sürdürmeyi zorlaştırabilir. Düşük östrojen de aynı şekilde, sıcak basmaları ve gece terlemelerine sebep olarak uyku kalitenizi bozabilir.

Hafıza problemleri: Düşük östrojen ve progesteron düzeyi hafızanızı etkileyebilir. Özellikle östrojen beyindeki nörotransmitter işleyişini etkiler; menopoz öncesi ve sonrası yaşanan hafıza ve dikkat sorunlarının sebebi çoğunlukla budur. Aynı şekilde tiroid bezi hastalıklarına bağlı tiroid hormonları ile ilgili düzensizlikler hafıza ve algıya ait problemlere sebep olabilir.

Sürekli yorgunluk ve halsizlik: Sürekli halsiz ve yorgun hissediyorsanız, bunun altında yatan progesteron fazlalığı ve tiroid hormon eksikliği olabilir.

Depresyon ve değişken ruh hali: Hormon seviyelerindeki hızlı düşüş veya yükselişler, karamsarlık veya hüzne sebep olabilir. Hemen depresyon ilacına başvurmak yerine hormon ve vitamin durumumuzu araştırmak iyi bir yol olabilir.

Kilo değişikliği: Östrojen iştahımızdan sorumlu leptin gibi hormonların seviyesini etkiler, seviyesindeki düşüklük gereğinden fazla yememize ve kilo almamıza sebep olabilir. Fazla çalışan tiroid hormonları da açıklanamayan kilo kaybınızın sebebi olabilir.

Libido kaybı:

Yazının devamı...

EGZERSİZ AŞININ ETKİNLİĞİNİ ARTIRIYOR!

21 Temmuz 2021

Uyguladığımız kanser tedavilerinin etkisini nasıl artırırız konusunda yıllardır çalışıyorum. Bu çalışma modelini bugünlerde aşı için uygulamaya ve aşının etkisini artırmaya odaklandığımda ilginç verilerle karşılaştım. Bugün sizlerle bunları paylaşmak istiyorum. D vitamini, düzenli egzersiz ve probiyotik yönünden zengin beslenme bu araştırmanın öne çıkan aktörleri. Dolayısıyla salgını en az zararla atlatmanın yolu olarak elimizde olan aşı opsiyonunu belki de biraz daha güçlendirebiliriz.

Çalışmalar ne gösteriyor?

Fiziksel aktivitenin genel olarak bağışıklığı iyileştirdiğini biliyoruz. Ancak çalışmalar gösteriyor ki, aşı yapılmadan birkaç saat öncesinde spor yaptıysanız aşıya karşı daha fazla antikor oluşturuyorsunuz. ‘Human Vaccines and Immunotherapeutics’ dergisinde yeni yayınlanan bir yazıda egzersizle kan dolaşımında bağışıklık sistemine ait hücrelerin arttığı rapor ediliyor. Dayanak çalışmaları bir hayvan deneyi; grip aşısından yarım saat sonra koşan farelerin, aşının yan etkilerine karşı daha dirençli olduğu görülüyor. Ancak insanlardaki iki klinik çalışmada bu sonucu doğrular nitelikte. Sporcularda aşıya yanıt genel olarak daha fazla ancak aşının yapıldığı saatlerde spor yaparsanız yanıt çok daha güçlü elde ediliyor. Tüm bu çalışmalara rağmen hepimizin aşılara vereceği reaksiyonun farklı olabileceğini, ağır egzersizden kaçınıp, bol su içmek gerektiğini hatırlatmak gerekir.

D Vitamini

Yine grip aşısıyla ilgili yapılan çalışmalarda, Vitamin D düzeyinin yüksekliği ile aşıya antikor cevabı arasında kuvvetli bir ilişki olduğunu biliyoruz. 

D vitamini, pandemi döneminde de takviyesinin işe yaradığını bildiğimiz tek vitamindi. Çok sayıda çalışma Kovid-19 enfeksiyonun sıklığı, şiddeti ve ölüm riski ile serum 25 (OH) D düzeyi arasında ters bir ilişki olduğunu ortaya koydu. Kovid-19 aşısı ile olan ilişkisini ortaya koyan herhangi bir data yok ancak grip aşılarından edindiğimiz tecrübe ile Vitamin D eksikliği olduğu bilinen hastalarda ve Kovid-19 için yüksek risk taşıyanlarda aşı öncesi-sonrası Vitamin D takviyesi almanın herhangi bir sakıncası yok.

Mikrobiata

Son yıllarda hemen her hastalık sorunun altından bir mikrobiata problemi çıkıyor. Enfeksiyonlar dahil solunum sistemi hastalıkları ile mikrobiata ilişkisi de ortaya konulmuştu. D vitamininde olduğu gibi mikrobiatayı güçlendirmenin faydasını gösteren bir çalışma henüz gelmedi ancak grip aşısından bildiğimiz prebiyotik/probiyotik takviyeleri aşının etkisini artırabiliyor. Kovid-19 için de aynı şeyi önermek yanlış olmayacaktır.

Yazının devamı...

Wellness, Wellbeing, velhasıl

17 Temmuz 2021

Bu haftaki meselemiz hayatımıza çoktandır girmiş olsa da, hak ettiği değeri ve özeni pek görmediğini düşündüğüm iki terim: Wellness ve wellbeing. Bunlardan ilki biraz daha fiziksel görünümle ilgili bir dikkate ve özene odaklansa da ikincisi olan wellbeing yani ‘iyi hissetme’ olarak çevirebileceğimiz terim aslında herkesi ilgilendiriyor. Çünkü wellbeing kişinin kendisini iyi hissetmesi, bedensel, ruhsal ve zihinsel olarak tam bir iyilik halini ifade ediyor. Yani hepimizin peşinde olduğu bir yaşam biçimini özetliyor.
Bu özeti sizin için biraz açayım isterseniz; wellbeing, sağlıklı yaşamayı seçmeyi ve bunun için de bilinçli, istekli ve kararlı olmanızı salık veriyor. ‘Tedavi etmeye alışmış’ sağlık sistemine karşı, hasta olmamayı tercih eden günümüz insanının sloganı haline geliyor. Malumunuz, hasta olmamak, uzun yaşamak, iyi, kaliteli ve dinç kalmak da emek, zaman, disiplin ve rasyonel seçimler gerektiriyor.
Pandemi öncesi sağlıklı yaşama arzusu bir tür moda gibiyken, pandemi ile zorunluluk haline geldi. Bu durum umarım yıllar sonra pandemiden bize kalan bir değişim olarak devam eder. Artık hastalıkların pek azının kalıtsal olduğunu, kanser başta olmak üzere birçok hastalığın sebebinin seçimlerimiz olduğunu biliyoruz. Yine bildiğimiz bir gerçek, sağlığımızı dedikodulara göre değil, farklılıklarımıza göre davranarak yoluna koyabileceğimiz. Hayat tarzımızı, stilimizi, yediklerimizi, içtiklerimizi ve deneyimlediğimiz her şeyi şuna buna değil de gene göre seçmemiz gerektiği. Yani hepimize iyi gelecek bir ilaç, bir tedavi, bir yaklaşım yok! Wellbeing dediğimiz ‘iyi hissetme’ durumunun bir şartı var; hepiniz diye bir kolaycılık yok, her biriniz diye bir çözüm var. Bu çözüm için de yapmamız gerekenler çok zor değil.
En basiti, algımızı komşumuzdan, falanca hanımdan, filanca hastadan ayırıp kendimize çevirmek. Vücudumuzun, beynimizin, bünyemizin sevmediğini zorla içeri almamak. Bunun bir adım ötesine gidebilecek maddi-manevi gücümüz varsa genetik testlere başvurmak ve kendimizi, hücrelerimizi biraz daha iyi ve net tanımak. Yani 21’inci yüzyıl bilim ve teknolojisinde ‘iyi hissetme’ avantajını genetiğimize göre sağlamak.

 

 

 

Yazının devamı...

AYRINTILARIYLA MAGNEZYUM

14 Temmuz 2021

Magnezyumu da yazarak son dönemde dikkat çekmeye çalıştığım üçlemeyi tamamlamış olayım. Kalsiyum ve fosfordan sonra vücutta en sık rastlanılan üçüncü mineraldir ve yüzde 60’ı kemikte depolanır. Çok sayıda görevi var; vücudumuzda 300’den fazla kimyasal reaksiyonda görevli, kalbinizin ve kemiklerinizin sağlıklı olması, kasların kasılabilmesi ve sinirlerin mesajları ilgili organa iletmesi ve alması, magnezyumun faaliyetlerinden sadece birkaçı...

Aslında yeteri kadar yeşil yapraklı, kuruyemiş ve tahıl yiyenlerde eksikliği çok görülmez. Ama yetersiz ve dengesiz beslenenlerin, böbrek ya da bağırsakta emilim bozukluğu olanların magnezyum seviyesi düşük olabilir. Bu da beraberinde birçok rahatsızlığı getirebilir. O yüzden magnezyumu da ayrıntıları ile incelemek yararlı olacaktır.

Yararları

İnflamasyonu engeller: Tavsiye edilen değerlerin altında magnezyum tüketenlerin inflamasyon belirteçlerinin yükseldiğine dair yayınlar var. İnflamasyonun artması demek kalp hastalığı, yüksek tansiyon, şeker hastalığı gibi birçok kronik rahatsızlığa eğilim demektir.

Migreni önler: Beyinde migreni tetikleyen kimyasalların salınımını durdurur. Klinik çalışmalarda magnezyumun migrenin sıklığını, süresini ve şiddetini azalttığı kaydedilmiştir.

Kan şekerini dengeler: Krom gibi insülin hormonunun düzgün çalışması için gereklidir. Çalışmalara göre  Tip II diyabetin gelişmesini engeller.

Kemikleri güçlendirir: Kalsiyum ve potasyum gibi diğer minerallerin emilimini artırır, D vitamini metabolizması açısından önemlidir. Kandaki düzeyinin düşmesi osteoporosis dediğimiz kemik erimesine sebep olur. Özellikle orta yaş ve üstünün kemik yoğunluğu açısından magnezyuma dikkat etmesi şarttır.

Kalbe etkisi:

Yazının devamı...

Olmazsa olmazlardan çinko

10 Temmuz 2021

Olmazsa olmaz minerallerden biri daha; çinko… İnsan sağlığı için az miktarda da olsa varlığı şart olduğu için ‘temel eser element’ olarak adlandırılır. Vücutta hemen her sistemde, biyolojik reaksiyonda bulunur; büyüme, gelişme ve vücut sisteminin işlemesi için gereklidir. Bu kadar önemli olunca yazma gereksinimi duydum. Bizler sağlıklı olmak için genelde vitaminlerin vücutta tam olması gerektiğini düşünüyoruz ama bazı eser elementler var ki, onlar olmazsa enzimatik reaksiyonların çoğu çalışmıyor, dolayısıyla vücut çalışmıyor. Çinko da o eser elementlerden biri. Eksikliğine de az rastlamıyoruz diyemeyiz. Bir çalışmaya göre 60 yaş üstü insanların yüzde 35-45’inde çinko eksikliği var.
Fonksiyonlarına bir daha bakacak olursak; 300’den fazla enzimin aktivitesinde rol aldığı için sağlıklı sindirim sistemine, beyin ve sinir sistemi sağlığı ile metabolizmaya kadar çok sayıda fonksiyonu bulunmaktadır.

Beyin, sinir sistemi: Diğer organlara kıyasla en yüksek çinko konsantrasyonu beyindedir. Eksikliğinde beyin fonksiyonlarında azalma, depresyon görülebilir, Alzheimer hastalığı sürecini tetikleyebilir.
Yara iyileşmesi: Hücre büyümesi, hücre zarının tamiri ve sağlıklı bir cilt için gereklidir. Çinkoya bağlı olarak çalışan enzimler DNA tamir mekanizmalarından dahi sorumludur. Eksikliğinde yara iyileşmesi gecikir.
Tat ve koku kaybı: Eksikliğinde tat alma ve koku almada kayıp görülür.
Bağışıklık sistemi: Antioksidan mekanizmaların çalışmasına katkıda bulunur. Ayrıca inflamasyon hücrelerinin azalmasına sebep olduğu için eksikliğinde kronik inflamasyon dolayısıyla erken yaşlanma ve kronik hastalıklara eğilim artar.
Yaygın çinko kaynakları arasında kırmızı et ve kümes hayvanları sayılabilir. Yine aynı şekilde deniz ürünleri, süt ürünleri, kabuklu yemişler, baklagiller ve tahıllarda bulunur. Bu kadar çok besinde bulununca takviyesi gerekiyor mu? Tabii ki değil; yeterli ve dengeli beslenen birinde çinko eksikliği bulunması beklenmez.

Yazının devamı...

SELENYUM NEDEN BU KADAR ÖNEMLİDİR?

7 Temmuz 2021

Yaşlanma, kanser, tiroid, kalp hastalıkları başta olmak üzere, birçok önemli hastalığın oluşumunda etkin bir mineral daha... İlginç olan, gerçekten bu kadar hastalık ve durumla ilgisinin pek tahmin edilemez olması...

Bu kadar önemli olmasının sebebi vücuttaki birçok enzimatik reaksiyonun yapısına girmesidir. Enzimler, hücrelerimizin normal işlemesi için gereken kimyasal reaksiyonların hızını artıran protein yapısındaki biyo moleküllerdir. Hücredeki tüm reaksiyonlar enzimlerin varlığı ile olur. Ancak bu enzimlerin de düzgün çalışabilmesi için bazı minerallere ihtiyaç vardır. İşte onlardan biri de selenyumdur. Yine öğretmen edasıyla tek tek anlattım, ama niye ihtiyaç duyduğumuzun daha iyi anlaşılması için şart.

Selenyum eksikliğinin hastalığa sebep olduğu ilk defa Keshan hastalığı ile tanımlanmıştır. Keshan hastalığı, Çin’in Keshan bölgesinden bildirilen, (kardiyomyopatidir) kalp kası tutulumu ile oluşan bir hastalıktır.

Sağlığımıza etkileri

Bağışıklık sistemi: Glutatyon peroksidaz enzimi üzerinden yaptığı etki ile antioksidan etkisi gösterir, iltihabı azaltır ve bağışıklık sisteminin normal fonksiyon görmesini sağlar.

Sinir sistemi: Oksidatif hasarı engelleyerek hafızayı korur, Parkinson, Alzheimer gibi hastalıkların oluşumunu geciktirir, engeller.

Tiroid fonksiyonları: Tiroid hormonlarının yapımı için sadece iyot değil; selenyum da gerekmektedir.

Kanser:

Yazının devamı...

Doktor anonsu yerine kokpit çağrısı alırsak!

3 Temmuz 2021

Uçaklarda ‘doktor’ anonslarına alışığız. Kendi adıma, kalkıp elimden geldiğince yolculara yardımcı olmaya çalıştığım, hatta 12 saatlik bir uçuşu bir yolcunun nabzını tutarak geçirdiğim bile olmuştur ama ya bir gün kokpit anonsu alırsam!..
Uçmak edebiyattan sanata kadar birçok alanda doğrudan özgürlükle ilişkilendirilir. İnsanın doğası uçmaya uygun değildir ve sanırım bu sebeple fantastik yapımlarda, film kahramanlarının çoğu uçar. Bilim kurgu filmlerinde ışınlanmak ve her an her yerde olabilmek insanlığın geleceği en son nokta olarak betimlenir. ‘Uçmak’ böylesine bir metaforken düşünün uçaktasınız ve kokpitte işler yolunda gitmiyor... O an gerçek bir kahramana dönüşebilirsiniz.

Uçmak var, uçmak var!

Hayatımın radyoterapi olduğu dönemlerde başladım uçuş okuluna. Hep aklınızda olan o tutku vardır ya; şartlar bir türlü oluşmaz, hep ertelersin, ama bir gün “Tamam artık” dersin ve başlarsın. İşte uçuş hikayem böyle başladı. Öncesinde lise yıllarında Hava Harp Okulu’nu aklımdan geçirsem de, ailemin otorite konusunda beni iyi tanıyor olması sebebiyle izin çıkmamıştı. Sanırım uçmaktan uçmaya fark olduğunu içgüdüsel bir şekilde biliyorlardı. Daidalos ve oğlu Ikaros mitinde olduğu gibi, bazen sınırlarınızı şaşırıp Ikaros gibi güneşe yaklaşır ve kanatlarınızdan olabilirsiniz. Tarih sizi aşırılık ve tatminsizliğin sembolleri hanesine kaydeder. Ya da Daidalos gibi güvenli bir seyirle uçar başarının ve ilerlemenin sembolü olabilirsiniz. Hezarfen Ahmet Çelebi gibi olmak da var. Üstün melekeleriniz önce keselerce altın, sonra sürgünle cezalandırılır.
Yani ister teknik açıdan, ister felsefi ve tarihsel işaretleriyle uçmak zor iş. Ben okuyucuyu yormadan kendi mütevazı hikayemi anlatmak isterim. Önce sekiz ay boyunca her hafta sonu Hezarfen Havaalanı’nda yer derslerini aldım, sonra da pratik...
Dersler öncesinde fiziksel ve ruhsal sağlığınızın yerinde olması, beslenmeniz, yediğiniz, içtiğiniz, uykunuz çok önemli. İş uçağın başına geçmeye geldiğinde, check-list detaylarını onaylamak, bulutların ve rüzgarın sizin tarafınızda olduğuna açık bir zihinle emin olmanız gerekiyor.

Her şeye hakim olmak

Ya havadayken? Havada her şey değişiyor. Mesela ben aynı anda birçok şeyi düşünüp yapabildiğimi zanneder bununla övünürdüm. Anladım ki öyle değilmiş. Benimki sadece önümdeki işleri çok hızlı önem sırasına koyup sonra da adım adım yapabilmekmiş. Gerçek anlamda olması gerekeni hocam şöyle ifade etti; “Sistematize etme, hepsini aynı anda yap!” İrtifanı, hızını, her yönden sana yaklaşabilecek (kuş, diğer uçaklar ve cisimler) her şeyi kontrol et ve önündeki onlarca gösterge hep limitler içerisinde olsun. Her şeyi üç boyutlu düşün, biraz olsun hızını, yönünü ve irtifanı değiştirebilmek için aynı anda kumanda etmek zorunda olduğun levye, gaz, pedal hepsine hakim ol...

Yazının devamı...

HİPOKRAT YEMİNİ

30 Haziran 2021

Üniversiteler için öğrenci mezun etmenin ve mezuniyet törenlerinin ayrı, benzersiz bir önemi vardır. Törenlerde özellikle aileler için unutulmaz anlar yaşanır. Ama tüm fakülteler içerisinde en duygusal anları, ritüelinde mesleki yeminlerin öne çıktığı askeri okullar ve tıp fakültelerinin törenleri yaşatır. Çünkü askeri akademilerde olduğu gibi bizim fakültelerimizde de Hipokrat yemini etmek gibi bir ayrıcalığımız ve sorumluluğumuz vardır. Bizleri herkesten ayıran bu özel yemin, aynı zamanda insan yaşamını koruma sorumluluğunu sırtladığımız, ağır hayatımızın başlangıç noktasıdır.  

Bu hafta, bu özel yemin biraz üzücü bir şekilde gündeme geldi. Ben de bu yeminin nereden geldiğini ve içeriğini yazmak istedim.

Hipokrat Andı’nın, Antik Çağ’da yaşamış ve Batı tıbbının kurucusu Hipokrat tarafından yazıldığı kabul edilir. Hipokrat, hastalıkların, doğa üstü güçlerin insanlara öfke duyduğu fikrinden ilham alan ama bunun bir bilim haline gelmesini sağlayan, bugünkü tıp biliminin temellerini oluşturan hekimdir. Bu andın kendisi tarafından yazılıp yazılmadığı bilgisi çok net olmamakla birlikte, özgün metin defalarca değişikliğe uğramıştır. Ancak ülkemizde mezuniyet tören-lerinde kullanılan ve Türk Tabipler Birliği tarafından yayınlanan metin, Dünya Tabipler Birliği Cenevre Bildirgesi’ndeki Hekimlik Andı’dır ve en son 2017 yılında revize edilmiştir. Hekimlik andını güncellemek için oluşturulan çalışma grubunda ise Türkiye, Almanya, İsveç, ABD, Hindistan ve İsrail tabipler birliği bulunmaktaydı.

“Görevimle hastam arasına; yaş, hastalık ya da engellilik, inanç, etnik köken, cinsiyet, milliyet, politik düşünce, ırk, cinsel yönelim, toplumsal konum ya da başka herhangi bir özelliğin girmesine izin vermeyeceğime” ifadesinin sadeleştirilmesi, kişisel özeliklerin tek tek sayılmasına gerek olmadığı şeklindeki öneri Türk Tabipler Birliği’nin itirazı ile reddedilmiştir. Çünkü bu madde, hekimin hastaları arasında kişisel özelliklerine göre ayrım yapmayacağını belirten, en can alıcı maddedir.

“Hekimlik mesleğinin bir üyesi olarak;

Yaşamımı insanlığın hizmetine adayacağıma,

Hastanın sağlığına ve esenliğine her zaman öncelik vereceğime,

Hastamın özerkliğine ve onuruna saygı göstereceğime,

Yazının devamı...