İMMÜNOTERAPİ FARKINDALIK AYI

23 Haziran 2021

Kanser tedavisinde son yıllarda en çok tartışılan konu hiç şüphesiz ki immünoterapiler... İmmünoterapi çok anlam ifade etmeyebiliyor ama Küba aşısı olarak daha bilindiğini söylemek mümkün. Yakın dönemde çok popülerdi ve bir dönem kanser tedavisinde umut olarak yoğun biçimde pazarlandı. Bu ay da immünoterapi ile ilgili farkındalık ayı ve daha çok konuşulsun, önemi anlaşılsın istiyoruz.

Tanımı nedir?

Kişinin bağışıklık sistemi aktive edilerek ya da baskılanarak uygulanan bir tedavi yöntemidir. İlk geliştirilen immünoterapiler monoklonal antikorlardır. Monoklonal antikorlar bir çeşit savunma proteinleridir. Daha sonra check point inhibitörleri dediğimiz kontrol noktası inhibitörleri geliştirildi. Bugünlerde ise gen tedavileri veya aşılar üzerine çok sayıda çalışmalarla devam ediliyor. İlk çalışılan kanserler küçük hücre türü akciğer, bir cilt kanseri türü olan malign melanom, prostat, mesane ve böbrek tümörleriydi. Günümüzde ise neredeyse çalışılmadığı kanser türü yok gibi. Yine ilk yıllarda standart kemoterapilere uygun olmayan tümörlerde veya metastaz yapmış hastalıkta immünoterapilerin çalışıp çalışmayacağına bakılıyordu. Ancak artık birçok hastalıkta ilk basamak tedavi olarak, yani tanı anında alınmaya başlanan ilk tedavi protokolünde kullanılmaya başlandı. Geleneksel kemoterapilere göre daha az yan etkisi var, ancak tamamen yan etkisiz olduğu da söylenemez.

Bağışıklık sisteminin aşırı aktifleşmesine bağlı yan etkiler gözlemleyebiliyoruz ki, bunlar bazen tedaviyi kesmeyi gerektirebiliyor. Ya da tümörün olduğundan daha büyük görünmesini sağlayıp kafa karışıklığına sebep olabiliyor.

Olmazsa olmazlar

İmmünoterapi tüm başarısına rağmen halen belli bir grup hastada, belli bir süre işe yarıyor; yani tedaviye verilen cevap kişiden kişiye değişiyor. Verilen tedavilerin etkisini artırmak için yapılacaklar elbette önemli; öncelikle bağışıklık sistemimizi -normalde de- güçlü kılmak için ne yapıyorsak onları yapmaya devam etmeliyiz. Tedaviler sırasında iyi uyumak çok önemli; gecenin erken saatlerinden sabahın erken saatlerine kadar karanlık ortamda uyumak, egzersiz yapmayı ihmal etmemek, çok yüklenmemek kaydıyla düzenli ve ritmik yürüyüşler tahmininizden çok daha fazla yararlı olacaktır. Stresinizin kontrol edilmesi, dengeli ve düzenli beslenme de olmazsa olmazımız!

Çoğu zaman tedaviyi veren doktorların da pas geçtiği bir gerçek var: Mikrobiata! Bağırsaklardaki mikroorganizmalara mikrobiata diyoruz. Yapılan çalışmalarda mikrobiatanın birçok kanser türünün gelişmesinde ve yayılımında etkisinin olduğu gösterildiği gibi, immünoterapilerin faydası üzerinde de etkili olduğunu artık biliyoruz. Hayvan deneylerinde immünoterapilerin etkinliğinin mikrobiyata üzerine yapılacak manipülasyonlarla değiştiği gözlemleniyor. İnsanlarda yapılan çalışmalarda en etkili sonucun dışkı nakli ile alındığı, ancak probiyotik takviyelerinin de etkili olabileceği belirtiliyor.

Yazının devamı...

NEDEN SAÇLARIN BEYAZLIYOR ARKADAŞ?

19 Haziran 2021

Sadece en iyi bildiklerimi değil, kendi merak ettiklerimi de sizin için araştırıp yazmaya çalıştığımı biliyorsunuz. Geçenlerde saçımızın niye beyazladığını ve beyazlamasını yavaşlatmak için neler yapabileceğimizi araştırdım. Saçımızın beyazlamasını genelde strese bağlarız, ancak gerçekten sebebi bu mu?

Saç folikülleri, saça rengini veren melanini üreten pigment hücrelerini içerir. Ancak yaşlandıkça bu hücreler ölmeye başlar. Pigmentsiz yeni hücreler daha açık renk ve grinin tonları olma eğilimindedirler. Bir kere foliküller melanin üretmeyi bırakırlarsa, tekrar renkli saç çıkması imkansız hale gelir.

Genetik yatkınlık

Stresten bir gecede saçı beyazlayan insanların hikayesini duymuşsunuzdur, ancak genelde sebebi o kadar basit değil. Genetik yatkınlık en önemli sebebi belki de; aile üyelerinize bakmanız size saçınızın ne zaman beyazlayacağı hakkında bir fikir verecektir. Irk da önemli bir faktör: Beyaz ırk genelde 30’lu yaşlarda beyazlamaya başlar, Afrikan Amerikanlar 40’lı yaşlarının ortasına kadar idare edebilirler. Bazı sağlık problemleri de saçın beyazlamasına sebep olabilir. Tiroid hastalıkları, vitamin B12 eksikliği, bazı tümöre bağlı durumlar, vitiligo gibi cildin pigment bozukluğu ile giden hastalıklar.

Stres beyazlatır mı?

Stres saçın dökülmesini hızlandırır, geri gelen saç aynı renk olmayabilir, ancak stresin saçı beyazlattığına dair direkt bir kanıt yok. Kanıtlı bir sebep isterseniz hemen söyleyebilirim, sigara! Evet bunun için kanıt var. Sigaranın 30 yaş altında 2.5 kez daha fazla saçın beyazlamasına sebep olduğunu gösteren çalışma var.

Yanlış diyet

Düşük kalsiyum, vitamin D, çinko, bakır, demir saçın hızlı beyazlamasına sebep olabilir. “Saçı koparmak beyazlaşmasını hızlandırır” diye bir şehir efsanesi de var ama maalesef bu da hurafelerden biri; beyaz saçı koparınca yerine beyaz saç gelir ve giderek beyazlar artar. Saçı koparırken saç foliküllerini zedelememek her şeyden önemli, ama koparmanın direkt beyazlamayı artırma ile ilgisi yok.

Yazının devamı...

TATİL DİYETLERİ

16 Haziran 2021

Bu yazımda konuğum BP Klinik ekibinden Diyetisyen Emel Duman... Birlikte çalışmaktan çok mutlu olduğum Duman ile yaz detokslarını konuştuk.

Yazın gelmesi ve kısıtlamaların kalkması ile birlikte tatil planları yapılmaya başlandı. Bu dönemde kişiler tatil öncesinde çok hızlı kilo vererek forma girmeye çalışırlar ancak forma girmek hızlı değil, doğru kilo vermek ile olabilir. Ayrıca hızlı kilo vermek bağışıklığı düşürür, pandemi nedeni ile az da olsa stresin hâlâ devam ettiği bu dönem hastalıklara da kapı açabilir. İncecik olup tatilde güzel fotoğraflar çektirmeyi beklerken soluk, halsiz ve bitkin görünümlü karelere sebebiyet verebilir.

Aylık 3-6 kilo hedefi

Bu dönemde hedefleri doğru koymak, doğru zamanlama önemlidir. Ortalama aylık 3-6 kilo kayıp hedeflenebilir, bu şekilde bir hesaplama yaparak geç kalmadan diyete başlanması sağlıklı olacaktır. Beslenme programında asıl önemli nokta doğru beslenerek kilo verebilmektir; eksik beslenmeden, ihtiyaçları karşılayarak, strese girmeden ve bağışıklığı düşürmeden... Almanız gereken besin öğelerinden ödün vermeyin! Her gün yoğurdunuzu, meyvenizi, bol sebzenizi, salatanızı, etinizi-kurubaklagilleri ve ekmek ya da ekmek grubunu (bu grubun miktarına dikkat ederek ama tamamen kesmeden) ve yağları (yine miktarına ve çeşidine dikkat ederek) mutlaka tüketin. 

Kilo kontrolünde en önemli konuların başında yavaş yemek yemek ve iyi çiğnemek gelir, bunu lütfen unutmayın. Farkındalıkla yemek yemek, gereksiz atıştırmalardan kaçınmak da size destek olacak diğer konular. Bu dönem en çok dikkat çeken konu, sağlıklı besinlerin fazla tüketimi. Evet meyve, ceviz, fındık, badem sağlıklı ama ne kadarı sağlıklı. Bunu göz ardı etmemek önemli. Her besinin fazlası vücutta depo yağın artmasına neden olur. Kullanılmayan proteini de, yağı da, karbonhidratı da vücut yağ olarak depo eder.

Farklı diyet yöntemleri denenebilir ancak bunları kısa kısa deneyip daldan dala atlamak dikkatinizi dağıtır. Hangi diyet yönetimini yapmak istediğinizi diyetisyeninizle paylaşın ve bu doğrultuda destek alın. Hangi diyetin size daha iyi geldiğini anlamanız için de biraz zaman verin. Size iyi gelenin farkındalığında, bilgili, maskeli, sağlıklı ve mutlu kalın.

Ferahlatıcı içecek (2 kişilik)

Yazının devamı...

ÖLÜMCÜL AMA EN ÖNLENEBİLİR KANSER!

12 Haziran 2021

Tekrar tekrar yazmayı gerektiren bir konu çünkü en sık görülen kanserlerden biri. Ancak tedavi şansı da giderek artıyor. Erken evrede yakalanırsa işler çok daha kolay ama ileri evrede bile bir grup hastayı, kronik hasta durumuna getirebiliyoruz. Mutajenik bir tümör olduğu için son dönemdeki hedefe yönelik ilaçlar ve immünoterapilerden nasibini alan tümörlerin başında geliyor. Artık tarama programları arasına da girdi. O zaman tekrar tekrar yazalım.
İyi haberleri verdim. Dünya Sağlık Örgütü artık en sık görülen kanserin meme kanseri olduğunu bildirdi. Ancak en ölümcül kanserler listesinin başında halen akciğer kanseri var. Ama en önlenebilir kanserlerin de başında geliyor çünkü sigara en sık sebebi.

Genellikle geç fark edilir

Bir ailede akciğer kanserinin çok sık görülmesi onun kalıtsal olduğu anlamına da gelmiyor. Pasif içicilik diye bir kavram var. Kendiniz içmeseniz de sürekli yanınızda birinin içmesi ve maruz kaldığınız dumanla akciğer kanseri olabilirsiniz. Sigarada 5 bine yakın kimyasal madde var ve bunun en az 100’ü kanserojen özelliğe sahip. Nikotin en bilinen madde; bağımlılık yapar ama bunun yanı sıra hasar fiksasyonu yapar. Şöyle ki; sigaranın içindeki diğer maddeler DNA’da hasar yaptıklarında normalde hücrenin verdiği ilk tepki hasarı tamir etmek, edemiyorsa da hücrenin ölümüne giden bir dizi enzimatik reaksiyonu başlatmaktır. Nikotin bu hasarlı hücrenin kendi kendini yok etmesini sağlayan reaksiyonları bloke eder. Böylece hasarlı hücreler birikerek kansere giden süreç başlar. Yani nikotin sadece bağımlılıktan sorumlu olan madde değildir.
Akciğer kanseri belirtileri, enfeksiyon veya akciğerin diğer kronik hastalıkları ile çok karıştığı için genellikle geç fark edilir. Geçmeyen bir şikayet olduğunda bir film çektirip bakmak için belki tahminimizden hızlı davranmak gerekebilir. Öksürük, nefes darlığı, yorgunluk en sık rastlanılan belirtilerdir. Ancak daha nadir rastlanılan başka bulgular da olabilir. Bazılarını sıralayacak olursak...

Tırnak ve parmak uçlarında değişiklik: Bazı akciğer tümörleri salgıladıkları kimyasallar nedeniyle tırnak ve parmaklarda değişiklik yapabilir.
Hiperkalsemi: Kandaki kalsiyum seviyesi artabilir ve buna bağlı karın ağrısı ve kabızlık görülebilir.

Yazının devamı...

DİKKAT YAZ GELDİ!

6 Haziran 2021

Yaz geldi, güneş ışınları yine yükseldi, yasaklar da büyük ölçüde kalktı... “Keyfimiz yerinde, niye şimdi kanserden bahsediyorsun” diyeceksiniz ama doğru bilinen yanlışlardan birini konuşmamız gerekiyor. Bu doğru bilinen yanlışlardan gündeme bağlı en önemlisi ise, D vitamini sentezlensin diye güneşlenmek gerektiği, üstelik koruyucu krem, yağ olmadan!
D vitaminin bağışıklık sistemi için önemini biliyoruz. Eksikliği de birçok hastalığa yol açıyor. Yapılan çalışmalara baktığımızda, ağızdan alınan takviyelerin tek işe yaradığı vitamin diyebiliriz... Kanser hastalarında kemoterapi yan etkisi için değişik vitamin takviyeleri verildiğinde nüksetme ihtimali artıyor. Sigara içenlere verildiğinde akciğer kanseri riski artıyor. Cildin çeşitli hastalıklarında değişik takviyeler deneniyor; ancak sonuç yine değişmiyor, sadece D vitamini takviyesi işe yarıyor.
Pandeminin başında da hatırlarsanız, önce “C vitamini ve D vitamini takviyeleri hayat kurtarıcı olabilir” dendi, sonra da “C vitamini işe yaramıyor” sonucuna varıldı. D vitamini bizim için şart ama yiyeceklerden yeteri kadar alamadığınızı düşünüyorsanız lütfen kremsiz, yağsız yani koruyucusuz güneşlenme yoluna gitmeyin, takviyesini alın.

Yağda erir

Bilim sürekli değişiyor, gelişiyor ve bugün doğru dediğimiz bir durumun handikaplarını yarın keşfedebiliyoruz. Eskiden, “Ne olursa olsun güneşe çıkmayın ve mutlaka güneş koruyucu kullanın” diyorduk. Sonra, D vitaminin özellikle bağışıklık sistemi için önemi daha iyi anlaşıldı ve “Bu ihtiyacı karşılamanın en sağlıklı yolu el, yüz, kol ve ayakları haftada 3-4 kez, 15-20 dakika güneşlendirmek” dendi. Şimdi ise özellikle dermatologlar, cilt kanseri için kesin uyarıyor, “Güneşe koruyucu olmadan çıkmayın ve D vitamini gerekiyorsa takviye olarak alın” diyorlar.
D vitamini ayrıca büyük deniz balıklarında, tahıllarda, yoğurt ve yumurtada bulunuyor. Yeterli oranda alamadığınızı düşünüyorsanız en doğru yol, kan düzeylerini ölçtürüp ihtiyacınız olan miktarı takviye ile karşılamak. Ama takviye almaya başladığınızda düzeyini sadece D vitaminine bakarak karar vermek doğru bir yaklaşım olmayabilir. Takviye alındığında kan düzeyi mutlaka yükseliyor ancak bu, vitaminin hücrelere geçtiği ve uygun şekilde kullanıldığı anlamına gelmiyor. Bu sebeple mutlaka kalsiyum ve paratiroid hormon seviyeleri ile birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Damla, şurup, ampul vb. değişik kullanım şekilleri var. En rahat kullanımı aylık içilen ampuller olsa gerek ama onunla ilgili de doğru bilinen yanlış şu; ekmeğin üzerine dökülmesi ya da meyve suları ile içilmesi! Oysa D vitamini yağda erir ve yağlı yiyeceklerle alınmalıdır. Süt veya yoğurt ile almak tercih edilmelidir.

Güneşten nasıl korunacağız?

Yazının devamı...

DÜNYA LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR HAFTASI

2 Haziran 2021

Kanser toplumun her kesiminde endişe ve üzüntüyle karşılanan bir hastalık ama bu üzüntü çocukluk çağı kanserleri denilince hissettiğimizin yanında çok daha hafif kalıyor. Erişkinde kanserin, çevresel etmenler, alışkanlıklar, yaşamsal hatalarla açıklanabilir bir dolu kaynağı varken, çocuklarda kanserin oluşma dinamiklerini açıklamak zor. Çoğu zaman kalıtsal da değil. Lösemiler, çocukluk çağı kanserlerinin büyük kısmını oluşturuyor. Lösemiler hakkındaki bilgimizi ve farkındalığımızı artırmak amacıyla da geçtiğimiz hafta ‘Dünya Lösemili Çocuklar Haftası’ olarak çeşitli etkinlikler düzenlendi.  

Lösemi, kemik iliğinin kanseridir, herhangi bir yaşta görülebilir ancak en sık görüldüğü dönem 2-8 yaş arasıdır. Akut ve kronik formları ile myeloid veya lenfoblastik lösemi şeklinde dört ana alt tipi var. Çocuklarda daha çok akut lösemileri gözlemliyoruz. Akut formları maalesef daha hızlı ve bulgu vererek ilerliyor. Kemik iliğinden başlayıp sonra hızlıca kana geçiyor ve bazı hastalarda lenf nodu, dalak, karaciğer, beyin ve omurilik sistemi, testis ve diğer organları tutabiliyor.

Sebepleri

Aslında her zaman altta yatan bir sebep olması gerekmiyor. Ama öyküsünde aşağıda sıraladığım hastalık veya faktörlerden bir veya birkaçına rastlayabiliyoruz...

Down sendromu veya Li-Fraumeni gibi genetik sendromlar,

Bağışıklık sistemini tutan problemler,

Kardeşte lösemi öyküsü,

Radyasyona maruz kalma; annenin hamileyken çektirdiği röntgen veya tomografiler,

Yazının devamı...