Star Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu, dün NTV’de “Ergenekon davası ile AK Parti’ye kapatma davasını ilişkilendirmek bühtandır” diyordu.
“Bühtan” yani iftira...
Kime?
“Anayasa Mahkemesi’ne” diyor Karaalioğlu:
“Ergenekon davası ondan evvel başladı. Eğer bir rövanş varsa, kapatma davası rövanş sayılır.”
Takvimler onu doğruluyor.
Ümraniye’de el bombalarının yakalanışı Haziran 2007’dir.
Biz çocukken, tepesinde bir dantela örtüyle başköşede duran yeşil ışıklı ahşap radyomuzdan, hüzzam makamında ayrılık şarkıları yayılırdı salona:
“Ayrılık, ümitlerin ötesinde bir şehir”di o zamanlar;
“...ne bir kuş, ne bir haber, ne de bir selam gelir”di.
“Yaman kelime”ydi ayrılık; “benzetmek azdı ölüme”...
Ve her kim uğrarsa bu zulme, “gündüzü olurdu gece...”
Selahaddin Pınar’ın tamburu “Ayrılık yarı ölmekmiş/ o bir alevden gömlekmiş” diye inler ve sorardı:
“Ey sevgili sen nerdesin/ nerdesin ey sevgili?”
Eskiden büyük devlet adamları tatile giderken “izne çıktı” denmez, “Yaz dönemi çalışmaları için” filanca yere gittiği söylenirdi.
Benimki öyle değil.
Ben düpedüz çalışmak için izin aldım.
Hasretle beklediğim bir tatil haftasını, ahşabından har fışkırtan bir tavanarasında, bilgisayar ekranı karşısında geçirdim.
Saçlarımda tuzlar, ayak parmaklarımda kumlar yerine el parmaklarımda karıncalar hissettim.
“Son dakika”sız tatil
Önceki gün şehirlerarası yoldaydım. Radyoda TRT FM açıktı.
Haberler başladı.
İlk haber şuydu:
“Amerikan Başkonsolosluğu’na düzenlenen saldırıyla ilgili 4 kişi gözaltına alındı.”
İkinci haber:
“Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ergenekon terör örgütüyle ilgili açıklamalar yapan eski Genelkurmay Başkanı emekli Org. Hilmi Özkök’ü kabul etti.”
Üçüncü haber:
Susurluk skandalının önemli sahnelerinden biridir: Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu, dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’dan cinayetle ilgili polis belgelerindeki tahrifatı sorar. Soruşturmanın önüne örülen duvardan yakınır.
Ağar,
“Altından bir tuğla çekilse yıkılır” der.
Sonraki diyalog şudur:
“Çekin o zaman!”
“ Yapamam.”
“ O halde çekilin, başkası çeksin.”
Fransız filozof Louis Althusser, “devletin ideolojik aygıtları” kavramını ortaya attığında Marksist teorisyenler arasında tartışma çıkmıştı.
Söylediği özetle şuydu:
Çağdaş devlet, çoğu kez sanıldığı gibi sadece değneğiyle dürtükleyerek koyun güden bir çobandan ibaret değildir.
Bu baskıcı niteliğinin yanı sıra ideolojik işlevleri de vardır.
Devletin bu iki işlevini, farklı aygıtlar üstlenir:
İlkini, “sopa kuvveti” diyebileceğimiz “baskı aygıtı”...
Diğerini “rıza üreten” “ideolojik aygıtlar”...
Düşünün; babasınız. Bir gün elinize bir tenis kitabı geçiyor.
İki küçük kızınız var; onlara tenis öğretmeye karar veriyorsunuz.
Ama hayatınızda hiç tenis oynamamışsınız.
Kitapta okuduğunuz kadarıyla anlatıyor, gösteriyorsunuz.
Sonra o kızlar birbirleriyle oynamaya başlıyorlar.
Tenis okullarına gidiyorlar; zamanla profesyonel oluyorlar.
Giderek uluslararası turnuvalarda boy gösteriyorlar.
Bu yazıyı yazmak için 6 ay bekledim. “Soruşturmanın selameti” açısından...
Yargıya saygımdan...
Geçen süreçte, “çetenin kanıtı bombalar” imha edildi.
Kimlerin ne zaman gözaltına alınacağı hükümet yanlısı gazetelerde önceden açıklandı.
Açıklanmamış iddianamenin belgeleri kitap halinde yayımlandı.
Ve iddialar, iddianameden önce gazetelerde çarşaf çarşaf yer aldı.