Deniz Kilislioğlu

Deniz Kilislioğlu

deniz.kilislioglu@ntv.com.tr

Tüm Yazıları

"Batılı ülkeler ve İran nükleer anlaşmaya hiç olmadığı kadar yakın"… Malum bir süredir 2015’te imzalanan ve 2018 yılında ABD eski başkanı Donald Trump’ın tek taraflı çekildiği anlaşma yeniden canlandırılmaya çalışılıyor.

İngiltere, Çin, Fransa, Almanya ve Rusya’nın doğrudan, ABD’nin ise dolaylı katıldığı görüşmelere dair Viyana’dan gelen bilgiler bu yönde. Elbette çözülmesi gereken bir dizi sorun da var. Mesela İran bir daha ABD yönetimlerinin anlaşmadan tek taraflı çekilmeyeceğine dair siyasi garanti (Kongre’den bir karar) istiyor.

Haberin Devamı

Ayrıca ABD'nin uluslararası şirketlere İran'da ticaret yapmamaları için uyguladığı baskıyı sona erdirmesini ve bu yönde garantiler vermesini de talep ediyor. Bu garantilerin nasıl karşılık bulduğuna dair bir netlik yok ancak gizli yürüyen görüşmelerle ilgili basına sızan birkaç bilgi var. Buna göre ortada 20 sayfalık bir taslak metin var. Taslağa göre, İran uranyum zenginleştirmeyi yüzde 5 ile sınırlandırırsa ilk aşamada Güney Kore bankalarında ABD yaptırımlarıyla dondurulmuş 7 milyar dolarlık İran fonları serbest bırakılacak.

Müzakerelere dair bir başka boyut, İran hapishanelerinde tutuklu ABD ve batılıların durumu. ABD de İran da kamuoyuna bu konunun müzakerelerle irtibatlı olmadığını söylese de, perde arkasında “tutukluların serbest bırakılması” için ayrıca bir çaba olduğu biliniyor.

Bunun hayata geçirilebilmesi için en aktif isim Barry Rosen. Rosen ABD-İran diplomatik ilişkilerini koparan 1979 Tahran Elçiliği baskınında rehin alınan 52 diplomattan biriydi. 444 gün boyunca İran’ın elinde olan ve o sürecin 6 ayını İran hapishanesinde geçiren Rosen’le bu süreci konuştum.

İç içe geçmiş iki başlık

Rosen, İran hapishanelerinde geçirdiği dönemi “Tüm o süreçte sadece iki kez, toplamda 20 dakika dışarı çıkarıldım” sözleriyle anlattı ve İran’ın 79’dan bu yana “tutukladığı” kişileri “rehine manivelasına dönüştürdüğünü” ve bunu bir dış politika kozu olarak kullandığını, bunun artık son bulması gerektiğini söyledi.

Son olarak Ocak ayında nükleer müzakerelerin yapıldığı Viyana’daki Coburg Palas’ın önünde “İran hapishanelerindeki ‘rehineler’ serbest bırakılmadan anlaşmaya imza atılmamalı” talebiyle açlık grevine başlayan Rosen, 5 gün boyunca bu eylemini sürdürmüştü. Eski diplomat, gelinen son aşamayı değerlendirirken “Tam olarak hangi konularda anlaştılar bilmiyorum. Ama ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ile yaptığım görüşmede bana doğrudan söylediği şey ‘Amerikalı rehineler özgürlüğüne kavuşmadan, İran ile nükleer meselede bir anlaşmaya varılamaz’ oldu” dedi.

Haberin Devamı

Rosen bu iki konunun artık iç içe geçmiş olduğunu söyledi ve ABD’den ‘tutukluların serbest bırakılması’ garantisini almadan bu anlaşmayı imzalamamasını istedi, “Aksi, dış politikaya bir darbe olur” ifadelerini kullandı. Rosen’ın benzer bir uyarısı da Avrupalı ülkelere:

“İran hapishanelerinde bildiğimiz 4 Amerikalı var. Diğer Batılı ülke vatandaşlarını da eklediğimizde (İngiliz, Fransız, Alman, Avusturyalı ve İsveçli) bu sayı iki düzineye çıkıyor. Bu çok uluslu bir yaklaşım gerektiriyor. Bu sadece ABD’nin rehine dosyası olarak masada kalmamalı.”

Haberin Devamı

ABD hapishanelerinde kaç İran tutuklu olduğu ve bu kişilerin durumlarının müzakerelerin bir boyutu olup olmadığı ise henüz bilinmiyor.

ABD ve Batı’ya ‘tutuklu’ uyarısı

Herzog’dan sürpriz

İsrail Cumhurbaşkanı Izak Herzog’un 9 Mart’taki Türkiye ziyareti için geri sayım başladı. Hafta içi de ziyaretin ayrıntılarını görüşmek için Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal İsrail’e gitti. Kalın ve Önal’ın, İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel Direktörü Alon Ushpiz ve İsrail Cumhurbaşkanlığı Ofisi Genel Direktörü Eyal Shviki ile yaptığı görüşmenin bir bölümüne, Cumhurbaşkanı Herzog’un da katılması “sembolik” ama çok pozitif bir mesajdı.

Edinebildiğim bilgilere göre Herzog, Türk heyetini çok sıcak karşılamış ve “Türkiye ziyaretini önemsediğini ve güzel bir ziyaret olacağına inandığını” söylemiş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a selamlarını iletmiş. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da, ziyaret hakkında Herzog’a ayrıntılı bilgi vermiş.

Ayrıca bazı konularda Türk tarafının da görüşlerini paylaşmış, karşılıklı fikir alışverişi bir süre devam etmiş.

Herzog, tecrübeli bir devlet adamı. İsrail tarihinde en uzun süreli görev yapmış devlet başkanlarından biri olan Haim Herzog’un oğlu. 15 yıl milletvekilliği, bu süreçte de çeşitli hükümetlerde bakanlık yaptı. 1999-2001 yılları arasında Hükümet Sekreteri olarak da çalıştı.

Yetkililer, Herzog’un tüm bu siyasi birikim ve geçmişiyle bu ziyaretin öneminin bilincinde olduğunun altını çiziyor.

Bu görüşmede Kalın’ın “İkili ilişkileri geliştirme” hedefi kadar “Filistin meselesinde mesafe almak istediklerini” bizzat Herzog’a söylemesi de önemli. İbrahim Kalın’ın, görüşmenin ardından Anadolu Ajansı’na verdiği röportajda en can alıcı nokta da, bununla irtibatlı olan Türk-İsrail ilişkilerinin “sürdürülebilir olması” vurgusuydu.

İsrail’le ilişkilerin kopmasında Filistin meselesi her zaman en önemli faktör oldu. Türkiye’nin İsrail’i tanıdığı 1949 yılından bu yana Filistin hassasiyeti hiç değişmedi. Bundan sonra da ilişkilerin “sürdürülebilir” olmasında Filistin meselesi yine belirleyici olacak.

Türkiye İsrail ile ilişkilerde bu iniş çıkışları bir daha yaşamamak için Herzog döneminde çözüm arayışını sürdürüyor.

ABD ve Batı’ya ‘tutuklu’ uyarısı

ABD ve Batı’ya ‘tutuklu’ uyarısı