Çok erken birkaç seçim sorusu

Yıllar önce, yine bir ‘erken seçim kapıda mı?’ söylentisinin peşine takıldığımız günlerdi. Bir bilenlerin yine “şu açıklama işaret”, “bu gösterge kesin işaret”, “yok o karar bildiğin kanıt” dediği zamanlar. Görüşünü her daim önemsediğim bir siyasetçi “Bu erken seçim tartışması diş macunu gibidir, tüpten bir kez fırladı mı bir daha içine sokamazsın” demişti. Hakikaten de 2018 Haziranındaki cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimleri tamamlandıktan hemen sonra bir şekilde başlayan/başlatılan erken seçim tartışması bir türlü bitmiyor. “Bu yasa geldi işaret”, “Şu karar işaret”, “Devlet Bahçeli böyle dedi işaret”, “Ahmet, Mehmet’e gitti işaret”, “İl kongreleri hızlandı işaret” diye diye iki yıl geride kaldı. Görünen o ki bu şekilde de devam edecek.

Buna bağlı olarak ise özellikle cumhurbaşkanlığı seçimine ve muhalefet partilerinin çıkaracağı adaylara odaklanılmış durumda. Zira iktidar bloğunu oluşturan AK Parti açısından tartışılacak zerrece bir nokta olmadığı zaten bilinirken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de partisi adına tartışmaya fırsat tanımadığını, 7 Eylül 2020’de “Cumhur İttifakı’nın 2023 yılında Cumhurbaşkanı adayı bellidir, o muhterem isim de Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır” diyerek gösterdi.

Muhalefet bloğu açısından ise; seçime giderken hem Millet İttifakı’nın nasıl bir yeni şekil alacağını/almayacağını, hem de henüz yekvücut görüntü vermekten uzak partilerin cumhurbaşkanı adayını/adaylarını netleştirmek gereği var. Bu iki konuyu sadece bu partilerin seçmenleri değil, iktidar bloğu da yakından izliyor hatta kısmen katkı sağlıyor. Çünkü erkenden ortaya atılan isimleri tartışmak/tartıştırmak, bir şekilde sürekli gündemde olmayı/kalmayı da enerji sarfiyatını da beraberinde getiriyor. Elbette bu durum kimine yarıyor, kimine de hiç iyi gelmiyor.

Belediye başkanlarının adaylığına dair

Bu yazının konusu hiçbir şekilde muhalefet partilerinden birinin ya da bir kaçının adayı olabilecek isimlere dair şimdiden bir söz söylemek değil. Ancak isimlerden kesinlikle bağımsız olarak, şimdiden hem CHP, hem de AK Parti’de sorulduğunu bildiğimiz bazı soruları gündeme getirmek.

Cumhurbaşkanı adayı olma/gösterilmeleri ihtimalinden bahisle kamuoyu yoklamalarına konu edilen iki belediye başkanı var. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş. Bu iki isimle ilgili ölçümler, hesaplar, kitaplar, yakıştırmalar, iddialar hızına hız katarak yol alıyor. Peki 25 yıl aradan sonra iki büyükşehirde koltuk değişikliğini sağlayan bu iki isim, koltuklarını AK Partili isimlere bırakıp aday olabilirler mi? Zira bu belediye başkanları şayet aday gösterilirlerse görevlerinden ayrılmış sayılacaklar.

Bu da boşalan koltuklar için çoğunluğun AK Parti - MHP’de olduğu belediye meclislerinden büyük olasılıkla AK Partili bir ismin ‘yeni başkan’ olarak çıkması demek. Yani Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı için koltuğundan kalkması halinde mesela Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’nun, Mansur Yavaş kalktığında da Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok ya da Mamak Belediye Başkanı Murat Köse’nin oturması mümkün.

Sorular ve olasılıklar

Dolayısıyla, süreç içerisinde kendilerinin alacağı ya da haklarında alınacak kararda belirleyici olacak, cevabı aranması gereken temel sorulardan biri bu. CHP’li belediye başkanları ya da partileri bunu göze alabilirler mi?

Ayrıca belediye başkanları aday olup kazanamamaları halinde görevlerine dönebilirler mi? 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun adayların görevden ayrılması ve göreve dönmesi başlıklı 11. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının ilgili bölümünde şu ifade var: 

“MADDE 11  (1) Cumhurbaşkanı adayı gösterilen ..... belediye başkanları ....belediye meclisi üyeleri, il genel meclisi üyeleri...aday listesinin kesinleştiği tarih itibarıyla görevlerinden ayrılmış sayılır. Bu durum Yüksek Seçim Kurulu’nca aday gösterilenin bağlı bulunduğu bakanlığa veya kuruma derhal bildirilir.

(2) Yüksek mahkeme üyeleri, hâkimler, savcılar ve bu meslekten sayılanlar ile subay ve astsubaylar hariç olmak üzere, Cumhurbaşkanı adayı gösterilen Devlet memurları ve diğer kamu görevlileri, adaylığı veya seçimi kaybetmeleri hâlinde, Yüksek Seçim Kurulu’nca Cumhurbaşkanının seçildiğinin ilân edilmesini takip eden bir ay içinde müracaat etmeleri kaydıyla eski görevlerine veya kazanılmış hak aylık derecelerindeki başka bir göreve dönebilirler.”

Bu düzenlemeden belediye başkanlarının cumhurbaşkanlığına aday olup seçilememeleri halinde görevlerine dönebileceği anlamı çıkıyor. Ancak 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun belediye başkanlığının boşalması halinde yapılacak işlemler başlığı altında yer alan 45. madde yukarıda anlattığımız belediye meclisi seçimine atıf yaparken bir de şunu söylüyor:

“MADDE 45: Belediye başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması durumunda, vali tarafından belediye meclisinin on gün içinde toplanması sağlanır.....

a)Belediye başkanlığının boşalması veya seçim dönemini aşacak biçimde kamu hizmetinden yasaklanma cezasının verilmiş olması durumunda bir başkan seçer.

(2016 yılında eklenen fıkra)

....Yeni seçilen belediye başkanının görev süresi, yerine seçildiği başkanın görev süresi ile sınırlıdır....”

Bu düzenlemeden ise, belediye başkanının yerine yenisi seçilmişse, göreve dönemeyeceği anlaşılıyor.

Bir de 2014’de Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in Cumhurbaşkanı adaylığı gündeme geldiğinde yapılan tartışma var. Büyükerşen’in belediyeye dönebilmesinin tek yolunun Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçlanıncaya kadar, belediye meclisinin yeni başkan seçmemesi olduğu görüşünde birleşilmişti.

Sonuçta önümüzde örneği olmayan bir durum var. Belediye başkanları için koltuklarını seçim sonucu netleşene kadar garantiye almanın yolu var mı? Eğer yoksa, Cumhurbaşkanlığı adaylığının bedeli belediyeyi kaybetmek mi? Seçmen bu bedeli kabul eder mi? 

Erken başlayan tartışmada, benim erkenden not aldığım sorulardan bazıları bunlar. 

***

Ağıralioğlu’nun çadır karantinası

Pandemi sürecindeki normalleşmeye (gerçi gün geçtikçe anormalleşiyoruz) paralel siyasi partiler de yarım kalan il, ilçe kongre süreçlerine döndüler. CHP kurultayını yaptı, MHP, AK Parti, Gelecek Partisi il kongrelerini sürdürüyor. İYİ Parti de bu ay içinde ikinci olağan kongresine hazırlanıyor. Doğal olarak genel merkez yöneticileri kontrollü şartlar altında gerçekleştirilen il ilçe kongrelere katılıyor, ziyaretler yapıyor, fotoğraflar çektiriyor. Bazı siyasilerin katıldıkları kalabalık etkinliklerden sonra evlerinde aile bireylerinden uzak bir odada kendilerini karantinaya aldığını duymuştum. İYİ Parti Sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu ise daha doğa içinde bir formül bulmuş. Evinin bahçesine çadır kurmuş. Eşi ve üç çocuğunu riske atmamak için, katıldığı kalabalık toplantılardan ya da gittiği seyahatlerden sonra kendisini çadırında karantinaya alıyormuş. Sanırım Ağıralioğlu pandemiye karşı siyasetteki en havadar çözümü bulmuş.