Genel merkezlerde ince hesaplar

Ankara’da siyasetin nabzı Meclis’in açılmasından bu yana, her geçen gün biraz daha hızlanıyor. Yeni heyecanımız liderler ve hatta heyetler halindeki ziyaretler. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 17 Kasım’da Külliye’de gerçekleştirdikleri görüşmeye - ki sadece bir kaç hafta önce buluşmuşlardı- , aynı gün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ekonomi kurmaylarıyla birlikte ani İYİ Parti ziyareti eklenince, basın mensuplarıyla siyasetçiler arasında işleyen telefon trafiğini görmeliydiniz.

Üstelik bunlar sadece ‘görünür’ olanlar. Bir de fazla dikkat çekmesin diye İstanbul’da gerçekleştirilen, şehrin büyüklüğü içinde daha kolay gizlenebilen ‘ittifak buluşmaları’, mevcutların dışında kompozisyon çalışmaları var. Bazı partiler ‘ilan etmeksizin’ kampanya fazlarını başlattı. Seçim bildirgelerini yazmaya koyulanlar, strateji ekiplerini oluşturanlar var. Hatta bazı partiler şu aşamada ‘ince işçilik’ sayılabilecek konularda mesai yapıyor. Geçen hafta bir parti genel merkezinde, seçim barajının yüzde 7’ye inmesi halinde, bir ilden çıkarılabilecek milletvekili sayısına çalışılıyordu. Başkentte işte o düzeyde bir ‘gelecek seçim’ antrenmanı var anlayacağınız.

Mesele kazanılan sandalye

Bu arada Cumhur İttifakı ortakları, seçim barajının yüzde 7’ye indirilmesi konusunda mutabık olduklarını açıklamış olmalarına rağmen, bu değişikliğin akıbeti hâlâ merak konusu. ‘Son anda rafa kaldırılabilir’ diyen de var, ‘yüzde 5 tekrar gündem olur belki’ diyen de. Asıl merak sahipleri elbette anketlerde oy oranları mevcut yüzde 10 barajının altında kalanlar. Çünkü onlar için asıl mesele barajın yüzde 7 ya da 5 olması kadar, çıkarabilecekleri sandalye sayısı. Barajın düşürülmesi partilerin işini tek başına kolaylaştıran bir şey değil. Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir sohbette yapılan yorum, durumu çok güzel özetliyordu: Maratonu birinci bitirdiğiniz halde, finişte kalp krizinden ölürseniz, madalya ikinciye gider.

Biraz daha açalım. X partisinin oyu yüzde 10’un altında ve baraj yüzde 7’ye düştü. 10 - 11 milletvekili çıkan bir seçim çevresi açısından, o partinin sadece yüzde 7’yi geçmesinin anlamı yok. Öncelik en yüksek oyu olan üç büyük partinin. 6 milletvekili çıkaran bir ilde de, yüzde 7’lik bir parti milletvekili çıkaramıyor. Dolayısıyla, barajın indirilmesi oyu düşük partiler için ittifakların önemini ortadan kaldırmıyor. Ancak, barajın düşmesi, mevcutların dışındaki ittifak kombinasyonlarının ortaya çıkışına katkı sağlayıcı bir etkiye sahip. İşte yukarıda söz ettiğim ‘İstanbul buluşmaları’ da daha çok bu açıdan değerlendirilmeli.

Yüzde 50 + 1 tartışmasına dair iki not

Her ne kadar yine geçen hafta, yine yeniden, nur topu gibi bir ‘başkanlık seçiminde 50 + 1’ gündemimiz olsa da, bugünkü konjonktürde boş bir tartışma. AK Parti içinde, 50 + 1 ilk gündeme geldiği andan itibaren karşı çıkanlar oldu. Hâlâ da varlar. Ancak, bugün Meclis şartları bu koşulu değiştirmeye uygun olsaydı bile, en büyük zararı AK Parti’nin göreceğini söyleyenler daha haklı. Bir AK Parti kurmayı, ekonomik koşulların baskısı altındaki iktidar partisinin ‘değiştirelim’ tavrını benimsemesinin ‘bitirici’ etkisi olduğunu ifade ediyor. “50 artı 1’e mana bulmak yerine 50 artı 1’i yakalamaya çalışmak lazım” ifadesini kullanan AK Partili, “Tayyip Bey, zamanında 52 almış mı, almış. Daha önce yüzde 70’e yakın insan AK Partiye oy vermiş mi, vermiş. Belki bir kere vermiş, sonra vermemiş ama vermiş. Makul olan, 50 artı 1’i revize etmek yerine, bunu yakamak için çalışmaktır” ifadesini kullandı.

CHP’den bir ismin 50 artı 1 tartışması konusunda yaptığı yorum ise şöyleydi:

“Yüzde 51 ile yüzde 49 arasında sadece 2 puan fark yok. Bu sistemle, 100 puan fark var. Çünkü yüzde 49’u alırsanız 0 alıyorsunuz. Yüzde 51’i alırsanız 100 alıyorsunuz.”