Türkiye Paris Anlaşması’nı onaylamaya hazır mı?

İklim değişikliği ile mücadele konusunda hükümette ve Meclis’te artan trafiğin farkında mısınız? Şubatta “İklim Değişikliğiyle Mücadele Sonuç Bildirgesi” açıklandı, İklim Kanunu üzerinde çalışıldığı duyuruldu. Geçen hafta Meclis İklim Değişikliğini Araştırma Komisyonu çalışmalarına başladı. Yine geçen hafta 11 bakanın katılımıyla İklim Değişikliği Koordinasyon Toplantısı yapıldı. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi(BMİDÇS), Paris Anlaşması ve Avrupa Yeşil Mutabakatı ele alındı. Bu trafik esasen, yıkıcı etkileri dünyayı tehdit eden değişimle mücadelenin Türkiye’ye uygun yol ve yöntemlerini dengeli şekilde, başka taraflarda farklı sorunlara yol açmadan yapma gerekliliğinden kaynaklanıyor gibi.

AB Yeşil Mutabakatı’nın (2019) ilanından bu yana, ‘Türkiye’nin 2016’da imzaladığı Paris Anlaşması’nın Meclis’te onaylansın’ çağrıları yükseldi. Bu anlaşma ile ülkeler 2020 sonrasında sera gazı emisyon azaltımı taahhüdünde bulundular. Yani anlaşma onaylandığında Türkiye’nin 2030’a kadar sera gazı emisyonunu yüzde 21 azaltması gerekiyor. Ancak bu aynı zamanda, imza atıldığından bu yana çözülmeye çalışılan bir sorun.

Paris Anlaşması, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere göre bir tasnif yaptı. Ama ülkeleri tek tek gelişmiş ve gelişmekte diye sıralamadı. Bu nedenle tanım için referans 1992 tarihli BMİKÇS oldu. Buna göre Türkiye EK 1 diye tanımlanan ve AB ülkelerinin de içinde yer aldığı gelişmiş ülkeler listesinde. EK 2 ülkeleri ve EK DIŞI ülkeler de var. Ek dışı olunduğunda, herhangi bir mutlak emisyon azaltma yükümlülüğünüz olmadığı gibi, emisyon azaltımı için finansman ve teknoloji trasferinden de yararlanabiliyorsunuz. En kaba haliyle, Türkiye yükümlülük altında ve finansman desteğinden, teknoloji transferinden yararlanamıyor, buna karşın Çin, Suudi Arabistan, Güney Kore gibi G -20 ülkeleri yararlanıyor ve yükümlü değiller. Geçen hafta Meclis’e anlaşma ile ilgili bilgi veren Çevre Bakan Yardımcısı ve Türkiye’nin İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Mehmet Emin Birpınar, Türkiye’nin Paris Anlaşmasına karşı olmadığını anlattı ama “Paris Anlaşması maalesef iyiye doğru gitmiyor, Kyoto Protokolü gibi bir işe yaramıyor” da dedi.

Çabaya rağmen yaptırım riski

Türkiye’nin içinde bulunduğu durum için ikilem denilebilir. İklim değişikliğinin sonuçlarına karşı mücadele ediyor. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın (IRENA)son raporuna göre; Türkiye yenilenebilir kurulu güç açısından İngiltere’yi geçmiş ve Dünya’da 12., Avrupa’da da 5. sıraya yükselmiş. Bu çabaya bir gösterge. Öte yandan yaptırım, kısıtlama tehdidi ile yol almak zorunda. Türkiye’yi nelerin beklediğine en yakın örnek Avrupa Yeşil Mutabakatı’ndan. ‘2050’de karbon-nötr Avrupa’ için hazırlanan mutabakat sadece bir çevre stratejisi değil. Ticaret sisteminde ciddi bir dönüşümü zorunlu kılan bir düzenleme. AB, Paris Anlaşmasını imzalamayanlarla ticaretini gözden geçirmeye hazırlanıyor, sınırda karbon vergisini tartışıyor. TÜSİAD Çevre ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu’nun geçen eylülde yayınladığı “Ekonomik Göstergeler Merceğinden Yeni İklim Rejimi Raporu”na göre; Sınırda Karbon Düzenlemesi devreye girer ve ton başına karbon vergisi 30 Euro belirlenirse, bunun Türkiye ihracatına maliyeti 478 milyon Euro ile 1085 milyon Euro arasında, vergi 50 Euro olursa,  797 milyon ila 1809 milyon Euro arasında hesaplanıyor.

Geçen hafta TÜSİAD’ın Ankara’daki ‘iklim hareketliliğine’ paralel “İklim Değişikliği ile Mücadele ve Enerji Sektörünün Dönüşümü” başlıklı bir Webinar düzenlediğini öğrenince kaydını izledim. Çünkü en yoğun karbon emisyonu yaratan sektör sıfatı enerji sektörüne ait. Enerji Bakanlığını temsilen toplantıya katılan Bakan Yardımcısı Alparslan Bayraktar aynı zamanda İklim Değişikliği ve Hava Yönetimi Koordinasyon Kurulu (İDHYKK) üyesi. Bayraktar’ın bir çok uluslararası toplantıda da yinelediğini söylediği sözlerden şunları not aldım:

- “Paris Anlaşması Türkiye için adil bir anlaşma değildir.

- Türkiye, 2016 ve sonrasında BM Taraflar Konferansı (COP) toplantılarına giderken durumunun düzeltilmesi için başvurularını yaptı ama muazzam dirençle karşılaştı.

- ‘Anlaşmayı onaylayalım geçelim, bunun bize yaptırımı yok, hedeflerimizi tutturamazsak da Paris İklim Anlaşması bir şey getirmiyor’ yaklaşımı uluslararası müzakere tekniği açısından doğru değil. AB Yeşil Mutabakatı ne gibi yaptırımlar gelebileceğini gösterdi. Diğer COP’larda ve ilerleyen süreçte başka yaptırımlar da karşımıza çıkacak.

- Konunun Türkiye’nin Yeşil İklim Fonundan yararlanamamasına endekslenmesi doğru değil. Mutlak emisyon azaltım zorunluluğunun daha ağır sonuçları olabilir. Türkiye’nin farklı bir anlatıya, emisyon azaltımı için neler yapmayı hedeflendiğine odaklanması lazım.

- Türkiye, kendi karbon nötr yeşil yol haritasını, ayakları yere sağlam basar vaziyette yapmalı.

- Karadeniz gaz keşfi oyun değiştirici etki yapabilir. Başka keşiflerle de ihtiyacın önemli bölümü karşılanabilirse, Türkiye’nin yeşil dönüşümü çok daha kısa zamanda gerçekleşebilir.

Bayraktar, TÜSİAD raporundakine benzer bir hesaplamayı enerji fiyatları açısından yaptı:

- Ton başına 30 Euro vergi sadece elektrik üretimi üzerinden fiyatlanırsa, megawatt saat başına yaklaşık 14 Euro ilave yük gelir. Olmaz ama, elektrik fiyatlarına yansıtılsa, bu toplam tarifenin yaklaşık yüzde 17 yükselmesi yani enflasyonun yüzde 1.7 artması demek.

Bayraktar’ın aktardığı bir başka bilgi ise üzerinde düşünmeye değer. Kısa süre önce çevreye duyarlı tarife olarak anılan, elektriğini yenilenebilir kaynaklardan elde etmek isteyenler için Yeşil Tarife uygulamaya konuldu. Bayraktar “henüz duymayanlar, bilmeyenler olabilir ama rakamlar inanılmaz düşük. Sanayiciler, oteller, işletmeler, ticarethaneler isteksiz. Çünkü kimse daha fazla para ödemek istemiyor, herkes tabii ki daha ucuza elektrik istiyor” dedi.