Kâğıt kesikleri

Farklı sınıflardan, farklı eğitimlerden, farklı kültürlerden iki kadının canı aynı yerden yanar mı? Kâğıtla kesilmiş gibi... Yanar. Şaşırtıcı bir benzerlik göstererek hem de. Tıpkı Elmas ve Şehnaz gibi... Elmas, 14’ünde evlenmiş, 16 yaşında bir çocuk gelin. Evi temizlerken süpürgeyle dans eden, neşeli okul çocuklarının ardından iç geçiren. Şeker hastası, bakıma muhtaç bir kayınvalidesi var. Kendinden yaşça büyük bir kocası, akşamları eve gelmesin diye dua ettiği... Her gecesi başka bir kâbus, tenini de, ruhunu da dağlayan. Bedeninin tarifsiz acılarla sınandığı... Elmas mutsuz.

Şehnaz ise 30’larının ortalarında bir psikiyatrist. Elmas’la aynı taşra kasabasında yaşıyorlar. Rüzgârı, fırtınası, boranı eksik olmayan bir kasaba bu... İstanbul’dan tayinle gelmiş Şehnaz. Hafta içini burada, hafta sonunu şehirdeki evinde geçiriyor. Yakışıklı, karizmatik, mimar bir kocası var. “Risotto hazır hayatım” diye mutfaktan seslenen... Karısının rakı seviyor olmasına burun kıvıran, ille de şarap diyen. Ne pişirdiği yemeklere ne Şehnaz’ın tenine en ufak bir lezzet katabilen... Onun her sevişme sonrası yorganı başına çekip ağladığından habersiz. Robottan hallice. Duygusuz. Bencil hem de. Şehnaz mutsuz.

Bu iki mutsuz kadının yolu hastanede kesişiyor bir gün. Zira Elmas’ı evinin balkonunda donmak üzereyken bulup getiriyorlar hastaneye. Aynı anda anlaşılıyor ki kocası ve kayınvalidesi içeride karbonmonoksitten zehirlenip ölmüş. Adli sürece paralel olarak psikoterapi sürecine de giriyor Elmas. Durumu iyi değil çünkü. Savcı sorgusunda fenalaşıyor. Kırıp döküyor etrafı.

Psikiyatrist Şehnaz, Elmas’la terapilere başlıyor. Başlangıçta epey zorlanıyor. “Cinsellik” diyecek oluyor, “Bu konuda konuşmam ben, günah” diyerek karşı çıkıyor Elmas. O günü, geceyi soruyor. Ağzı mühürlenmiş gibi. Ama sabırla, ruhundaki yaraları usul usul sararak devam ediyor terapilere. Elmas yavaş yavaş açılmaya başlıyor. Şehnaz da kendine itiraf etmeye. Elmas’la Şehnaz, hayatın çok içinden karakterler olmakla birlikte, bu hafta vizyona giren Yeşim Ustaoğlu’nun ‘Tereddüt’ filminin kahramanları aslında. Film, bu yıl 53.’sü gerçekleştirilen Antalya Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma’sında En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini aldı. Yazıyı yazdığım saatlerde iki ödül haberi de Hindistan’dan geldi. Hindistan’da düzenlenen 21. Uluslararası Kerala Film Festivali’nde Yeşim Ustaoğlu’na En İyi Yönetmen Ödülü, Ecem Uzun’a da En İyi Kadın Oyuncu Ödülü verildi.

Filmin en çok konuşulan sahnelerinden biri de Elmas (Ecem Uzun) ve Şehnaz’ın (Funda Eryiğit) birlikte canlandırdıkları psikodrama sahnesi. Bu sahnede Şehnaz Elmas’tan birtakım nesneler seçip, onlara roller vermesini, daha sonra da her birini konuşturmasını istiyor. Kendisi için bir saat seçiyor Elmas. Annesi için ise dikenli kırmızı bir gül. Onun çocuk yaşta evlenmesine göz yumduğundan affedemediği annesi için... Bir kendi oluyor, annesine haykırıyor “Çarşafları dümdüz yaptım, her dediğini yaptım. Niye izin verdin gitmeme?” diye, sonra dönüp annesine ses vermeye çalışıyor. Cevap gelmiyor. “Geleyim mi anne?” diyor en son, “Gel kızım” cevabını alıyor, duymak istediği... Şehnaz da bu sahnede kendini çözümlüyor adeta. Adını koyamadığı iç sıkıntısını. Bir erkeğin bir kadının ruhuna, bedenine atabileceği kâğıt kesiklerini... Gözyaşlarıyla yıkanıp paklanıyor acıları. İyileşmeye doğru koca bir adım atıyorlar birlikte.

Velhasıl, çok konuşulacak, tartışılacak, hayli sağlam bir film ‘Tereddüt’. Derdini o kadar iyi anlatıyor ki... Birçok kadının derdini...