Saf aşka özlem

Son üç dört yıldır, zincir kitabevlerinin ve internetteki kitap satış sitelerinin hazırladığı çok satanlar listelerinde değişmeyen, ilk ondaki yerini her hafta, her ay düzenli olarak koruyan bir yazar-kitap çifti var: Sabahattin Ali ve “Kürk Mantolu Madonna”. Sabahattin Ali kitaplarını yayımlayan Yapı Kredi Yayınları’nın verdiği bilgiye göre, “Kürk Mantolu Madonna” 1983’te YKY’de yeniden yayımlanmaya başladıktan bugüne 66 baskı yapmış. YKY’de şimdiye kadar toplam 700 bin adet satmış. Sözünü ettiğim üç dört yıllık zaman diliminde ayda ortalama 10-15 bin arasında satmaya devam ediyor. Stokları bitmek üzere ve eylülde 67. baskısını yapacak.
Bu rakamları anlamlandırmanıza yardımcı olmak için şu bilgileri vermekte fayda var. Türkiye’de, eğer Elif Şafak, Ahmet Ümit, Ayşe Kulin kalibresinde değilse bir yazar, kitapları tek baskıda ortalama 2 bin adet olarak basılıyor. Türkçesi düzgün, kurgusu iyi ortalama bir kitap en fazla 4-5 baskı yapıyor, yazarın bir sonraki kitabına kadar geçen birkaç yıl içinde. O kadar fazla kitap basılıyor ki, raf ömürleri kelebeklerle yarışıyor her birinin. Yerini yenileri aldıkça unutuluyor, bırakın çok satanlar listesinde senelerce kalmayı, baskıları da bir süre sonra tükeniyor. Yeni talep olmayınca yeni baskı yapılmıyor. Bu bilgiler ışığında baktığımızda Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna”sının rekoru tartışılmaz.

Okur paralellik kuruyor
Peki nedir “Kürk Mantolu Madonna”nın sırrı? Nasıl oluyor da 1943’te yazılmış bir roman 2000’li yılların en çok satan kitaplar listelerinden hiç düşmüyor? Soruyu Türkiye’nin en saygın edebiyat eleştirmenlerinden Ömer Türkeş’e sorduğumda birkaç gerekçe sıraladı. Yayınevinin yıllardır yazarın ve romanın arkasında durmasının önemine dikkat çekti. Okuyucuların kulaktan kulağa yayılan olumlu kanaatlerinin de etkili olduğunu söyledi. Öte yandan romanın hikayesine vurgu yaptı: “Okuyucu yitik, boşa geçirilmiş bir hayatın hüznünü çok iyi ve derinden yansıtan hikaye ile kendi hayatı arasında kolaylıkla paralellik kurabilir. Ya da çevre ile iletişimsizlik, kıymet bilmeyen -kaba saba- insanlar arasında mahsur kalmak, sevgisizlik, geçmişte bir kereliğine yakalanmış mutluluğun hayali ve pişmanlıkla yaşamak, sonuçta sürdürdüğü hayatı bir ceza gibi algılamakÖ Kürk Mantolu Madonna’da yer alan bütün bu kavramların okuyucuda, okuyucunun kendisinin maruz kaldığı hayatta karşılığı olmalı.”

Gençlerin saf aşk arayışı
Daha sonra yazarın kızı Filiz Ali’yle konuştum. Şaşırtıcı bir bilgi vererek başladı Filiz Hanım. Meğer ‘40’lı yılların edebiyat çevreleri, özellikle de Nazım Hikmet, Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna” romanını “yeterince angaje” bulmamışlar. Yakın dostları arasında romanı “hafif” nitelemesiyle eleştirenler bile olmuş. Bunu da şöyle açıkladı: “Sanırım, 1940’lı yıllarda Sabahattin Ali’den bir aşk romanı beklenmiyordu. Oysa, babam şiirlerinde, öykülerinde ve diğer iki romanında da hesapsız kitapsız aşkın, sadece sevmek uğruna sevmenin şarkısını söylemişti.”
Peki bugün ne oldu da eleştirmenlerden okurlara herkesin gözbebeği bu roman? Yanıtı durumumuzu öyle iyi özetliyor ki: “Bugünün yeni yetişen gençlerinin Sabahattin Ali’nin satırlarına bu derece kilitlenmelerinin kendi hayatlarında eksik olan ‘saf aşk’ arayışı yüzünden olduğunu düşünüyorum. Sabahattin Ali onların hissettikleri ama anlatamadıklarını anlıyor, onların da anlamasını sağlıyor Kürk Mantolu Madonna’da”.
Türkeş’in yorumuna katılmakla birlikte, kendi okuma deneyimimden çıkan sonuç Filiz Ali’ninkiyle birebir aynı: ‘Saf aşk’a duyduğumuz özlem ve Sabahattin Ali’nin bunu romanda nefis bir Türkçeyle, usta işi bir kurguyla, derinlemesine psikolojik tahlillerle anlatması.
Zaten babalarının ne yaptığını, neyi niye yaptığını en iyi kızları anlamaz mı?