Benimle Boşanır mısın?

12 Şubat 2018

Benimle Boşanır mısın? Kitabı Çıktı !!!

Kitabın kapağında yer alan Benimle Boşanır mısın? sorusu size ironik gelebilir. Evlenmeden önce her genç kızın duymak istediğibir sorudur: “Benimle Evlenir misin?” İşin özünde bu sadece salt bir ev paylaşma teklifi değil, bu aslında bir hayatı paylaşma teklifidir. Hayat içinde neler vardır: İyilik- kötülük, güzellik- çirkinlik, sağlık- hastalık, zenginlik- fakirlik, sevinmek-üzülmek, çalışmak –pes etmek, sevmek- nefret etmek, affetmek- ayrılmak ve daha nice birbirinin zıddı duygular ve olaylar. Aile olmak vardır. Bireyin kendi özeli vardır, bu özeli paylaşan sevdikleri, ailesi vardır. İşte Benimle Evlenir misin? sorusuna evet demek, iki kişinin özelini birleştirip yeni bir hayat kurmaları ve bu hayatı paylaşmaları demektir.

“Evlilikleri mutsuz kılan sevginin eksikliği değil, arkadaşlığın eksikliğidir.”
Nietzsche

Benimle Boşanır mısın? sorusu ise Benimle Evlenir misin? sorusu gibi heyecan verici ve etkileyici değildir. Çoğu zamanda böylesine kibar ve naif bir yanı da yoktur. Sert ve acımasızdır boşanma teklifi. Evlenme teklifi gibi içine almaz, ısıtmaz ve sarıp sarmalamaz. Soğuk bir yüzü vardır. Tüm çabaları, fedakârlıkları, yaşanmışlıkları, resimleri, anıları bir kâğıdı buruşturup çöpe atmak gibidir. Mış gibi yapmaktır, mazide kalan ne varsa hiç yaşanmamış gibi silip atmaktır. Eşleri yıpratır çoğu zaman, bazende rahatlatır. Kimine kötü gelir kimine iyi. Evlilik sürecinin eşlere hissettirdiği duygulara göre değişir ayrılık sürecinin etkisi. Ama ne hissetirse hissettirsin şarkıda dendiği gibi “Her ayrılık bir vurgundur. ”Kimse vurgun yemek, acı çekmek, üzülmek ve yıpranmak istemez. Bir yuva kurarken herkesin genel arzusu; mutlu olmak ve sevdiği insanla bir ömür boyu birlikte yaşamak, birlikte yaşlanmaktır.

“Eğer evliliğinizin yürümesini istiyorsanız lekeye değil, her zaman güzelliğe bakmayı bilmelisiniz..."
Steven W. Vannoy

Hayaller , umutlar, güzel dilekler vardır evlilik yolunda.. Bazen bu hayaller kırılır, umutlar tükenir ve ilekler gerçekleşmez. Kurulan aile yuvası ortadan ikiye çatırdamaya başlar. Eşler arasında mesafeler girer, soğuk rüzgarlar eser evin içinde.. Onca emek, onca çaba yapılan hatalar yüzünden boşa gider. Bir yazarında dediği gibi: “Başkalarının hatalarından dersler çıkarın. Çünkü insan tüm hataları kendi yapacak kadar uzun yaşamıyor.”

Her ilişki ve evlilik özeldir. Ancak hatalar benzerlikler gösterebilir. Bazen hatalardan ders çıkarmak için o hatayı tecrübe etmeye gerek olmayabilir.

Benimle Boşanır mısın? kitabında birbirinden farklı ve ayrı zamanlarda yaşanmış beş hayat hikayesi yer almaktadır. Bu hikayeler ve yaşanmışlıklar size çok yabancı gelmeyecek. Kendinizden ve çevrenizden izler bulabileceksiniz. Zira evliliklerin bitmesine genel olarak tekrarlanan aynı hatalar neden olabilmektedir.

Yazının devamı...

Reklamlar Çocukları Nasıl Etkiliyor?

2 Ekim 2017

Reklam; bir şeyi geniş kitlelere tanıtmak, beğendirmek ve o şeyin satın alınmasını, satılmasını sağlamak için söz, yazı ve benzeri araçlarla yapılan her türlü tanıtma çabasını ifade eder. Günümüzde ise bu tanıtma çabaları hayatın her alanında daha çok kendini gösteriyor. Başımızı çevirdiğimiz her yerde karşımıza çıkan reklamlardan çocuklarda nasibini alıyor. Çocukların aileler üzerindeki tesiri ve ürün seçimindeki ısrarlı davranışlarını göz önüne alarak hazırlanan reklamlar karşısında ebeveynler kimi zaman çaresiz kalıyor ve çocuklarının isteklerini yerine getirmek zorunda kalıyorlar.

Reklamların çocuklar üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri bulunuyor. Bu nedenle ebevenlerin çocuklarını olumsuz etkileyebilecek reklamlara karşı dikkatli olmaları gerekiyor.

Reklamların çocuklar üzerindeki olumlu etkilerini şöyle sıralayabiliriz:

1. Reklamlar çocukları dış dünya ve sosyal hayat hakkında bilgilendirmektedir. Reklamlarda yer verilen tanıtıcı ve doğru bilgiler çocuğun bilgi kapasitesinin armasına katkı sağlar.

2. Reklam izleyen çocuk yetişkin dünyasına ait nesnelerle yakınlaşması açısından önemlidir. Yeni neselerle yakınlaşma çocuğun sosyal gelişiminide olumlu etkiler.

3. Reklamlarda olumlu davranışlar sergilemesine yönelik mesajlar verilmesi ( ellerini yıka, dişlerini fırçala v.b.) çocuğun davranışlarında değişiklik göztermesini sağlar.

4. Reklamlarda çocukların bir tiyatro yada spor gösterisi yapmaları, sosyal sorumluluk projesinde yer almaları, bu reklamı izleyen çocuklarında bu tip faaliyetlere katılmalarını teşvik etmiş olur.

5. Reklamlarda sağlıklı besinlerin kullanılması ( balık, süt, yoğurt v.b.) teşvik edilmesi, çocukların beslenme alışkanlıklarını sağlıklı olmasına katkı sağlamış olur.

Yazının devamı...

Çocukların Yalan Söylemelerini Önlemek ve Dürüstlüğe Alıştırmak İçin 10 Etkili Yol

10 Temmuz 2017

Yalan söyleme çocuk yada yetişkin olsun her insanda görülen bir davranıştır. Toronto Üniversitesi Çocuk Eğitim Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Kang Lee'nin yapmış olduğu araştırmaya göre okul öncesinde çocuğun yalan söylemesi Onun için yeni bir gelişimsel dönüm noktasıdır. Bu değişim, bilişsel olup çocuğun bilgi düzenleme biçimindeki değişiklikleri ifade eder. Bu normal bir gelişim adımıdır ve çocuğun patolojik bir yalancı olacağı konusunda endişelenmeye gerek yoktur. 4-17 yaş arasında yaygın olan yalanın 17 yaşından sonra azalmaktadır.

Okul öncesi önemde başlayan yalanların devam etmesi ebeveynlerin göstermiş oldukları tepkilerle ilintilidir. Çocuklar başlarına gelebilecek cezayı önlemek yada öfkelenen anne babanın gazabından kurtulmak için kendilerini yalan söylemek zorunda hissedebilirler. Doğruyu söylemesine rağmen aşağılanan, cezalandırılan çocuğun dürüst olmasını beklemek de pek gerçekçi değildir. Çocuğa karşı yalan söylemeye teşvik edici davranışlar içinde olmak yerine onların dürüst olmalarına yardımcı olabiliriz.

Aşağıda sıralan 10 öneri çocuğunuzun yalan söylemekten ziyade dürüst bir davranış sergilemesini teşvik edebilir:

1- Sakin ve Sabırlı olun

Çocuğunuz bir hata yaptığında öncelikle ona karşı nasıl bir tepki verdiğinizi düşünün. Eğer gereğinden fazla kızıyor ve bağırıyorsanız bu tepkileriniz çocuğunuzun normal zamanda benzer tepkiler vereceğiniz endişesi nedeniyle yalan söylemek zorunda kalacaklardır. Aşırı ve sert tepkiler yerine sakn bir ses tonu kullanmayı deneyin ( evet zor alabilir ama imkansız değil) Çocuğu yaptığı hata karşısında suçlamak yerine tepkinizi yapmış olduğu davranışa yönlendirirn ve beraber çözüm yolları arayınız.

2- Cevabını Bildiğiniz Sorular Sormayın

Çocuğunuzun odasının dağınık olduğunu gördüğünüz halde odasını toplayıp toplamadığını sormanyınız. Zaten cevabını bildiğiniz soruları sormak hiç bir fayda sağlamaz. Bu sadece çocuklara yalan söyleme fırsatı verir. Bunun yerine Odanı toplamak için planların neler? yada üstü başı kit içinde olan çocuğunuza "Elbiselerini temizlemek için neler yapabiliriz? diye sorabilirsiniz. Bu tutumunuz hem çocuğunuzla çatışma yaşama ihtimalinizi düşüreceği gibi beraber hareket edip çözüm üretmenizi sağlayacaktır.

3- Önyargılı Olmayın

Yazının devamı...

Başarılı Bir Evlilik Kurmanın 5 Yolu

16 Kasım 2016

Evlilik iki farklı insanı bir araya getiren, bir ömür boyu birlikte olmanın amaçlandığı bir kurumdur. İki farkli insanın aynı ev içerisinde sürekli uyumlu ve mutlu olmalarını beklemek pek doğru değildir. Evlenen çiftler arasında bazı konularda anlaşmazlık olması ve çatışmalar yaşanması oldukça doğaldır. Önemli olan küçük sorunları büyütmeden çözüme kavuşturmak ve yaşanan çatışmaları asgari düzeye çekip bir orta yol bulabilmektir. Bu nedenle evliliği mutlu ve başarılı kılmak için çiftlerin bazı adımları alışkanlık haline getirmeleri gerekmektedir. Küçük ve basit adımları yerine getirerek evliliğinizi güçlendirebilirsiniz.

1-Sorunlarla Başa Çıkmayı Öğrenin

Evlilikte yaşanan zorluklar ve anlaşmazlıklar ilişkileri zorlayabilir. Sakin ve çatışmacı olmayan bir şekilde sorunlarınızı ele alın. Eşinizi dinleyin ve olaylara bakış açısını , yaklaşımını anlamaya çalışın. Sonra sorun ile ilgili çözüm önerisini dinleyin. Eşinizin bakış açısı anlamak ve çözüm yolunu öğrenmek sizin bakış açınız ve çözüm yolunuz arasındaki farkları görmenizi sağlayacaktır. Bu farkları analiz etme fırsatı buluğunuzda ise problemin çözümüne yönelik ortak bir yol bulmanız o denli kolaylaşacaktır.

2-Sabırlı Olun

Eşinize karşı sabırlı olmak onu daha iyi tanımanın ve ondan yeni şeyler öğrenmenin yanında sorunlarla nasıl başa çıktığını da öğrenmenizi sağlar. Sabırlı olmak evliliğinizin uyum ve mutluluk içinde geçmesi için önemlidir.

3-Pozitif Olun

Olumlu düşünen biri, genellikle başkalarının imkansız gördüğü şeyleri bile yapabiir. Eğer evliliğiniz hakkında olumlu düşüncelere sahip olursanız, olumlu sonçlara varmanızda o kadar kolay olur. Ayrıca yapılan araştırmalar insanların pozitif bakış açısına sahip kişilerle ortak yaşam alanlarını daha çok paylaştıklarını göstermiştir. Pozitif olmak eşinize ve size hayatın kaçınılmaz problemlerine birlikte karşı koymanız için güç verir.

4-Bağışlayıcı Olun

Yazının devamı...

Oyun deyip geçmeyin! oyun oynamak bir çocuğun en ciddi işidir.

29 Temmuz 2016

Oyun ve Çocuk

Gerçek yaşamın bir parçası ve etkin bir öğrenme süreci olan oyun; genellikle boş vakitleri değerlendirmek için yapılan, bireye mutluluk veren, kural ve sınırları olan, eğlendirici bazen de öğretici faaliyetler bütünüdür. Oyun hayatın her döneminde var olan bir etkinliktir.

Hayatın her döneminde önemli bir yeri olan oyun, çocukların en temel ihtiyaçlarından biridir.Bu ihtiyaca bağlı olarak, dünyanın neresinde olursa olsun, çocuğun olduğu her yerde oyun vardır. Oyun, çocuğun hayatıdır.Çocuk, hemen her durum ve şart altında, mutlaka oynayacak bir şeyler ile oynayacak bir yer ve zaman bulur.

Oyun; çocuğu yetişkin hayata hazırlayan en etkin yoldur. Çocuğun fiziksel, sosyal ve bilişsel yeteneklerinin gelişimine katkı sağlar. Oyun bir çocuğun zihinsel gelişiminin bir aynası olmakla birlikte bedensel ve duyusal gelişiminde de aktif bir rol oynar. Kişiliğin olumlu bir yönde gelişmesine katkı sağlar. Oyun, çocuğun insan ilişkileri, yardımlaşma, konuşma, bilgi edinme, deneyim kazanma becerilerini, psiko-motor gelişimi, duygusal ve sosyal gelişimi etkilediği gibi, zihin ve dil gelişimini de etkiler. Bazı yetişkinler ise çocukların oyununu, çocuğun eğlenmesi, oyalanması ya da başlarından savmak için iyi bir uğraş olarak görürler, oysa oyun, çocuk için ciddi bir iştir. Çocuk oynadıkça becerileri artar, yetenekleri gelişir. Çevresini, bilinmeyenleri tanır, kendisi için anlaşılır duruma getirir. Çocuğun bu temel ihtiyaçtan mahrum bırakılması ya da kısıtlanması bu gelişim alanlarının sağlıksız bir şekilde gelişmesine neden olur.

Oyun oynamak özellikle okul öncesi yaşlarda çok önemlidir. Çocuğun sağlıklı bir gelişim gösterebilmesi için oyun oynaması şarttır. Ev ortamında ebeveynler, okulda öğretmenler oyunu etkin bir şekilde kullanarak, çocuğun bütün gelişim alanlarına aktif katkı sağlamalıdırlar. Bunun için; anne babalar ve öğretmenler, çocuklar için uygun oyun ortamları oluşturmalı, oyun için gerekli materyalleri sunarak onlara gereken fırsatı vermeli ve oyunlarını desteklemelidirler. Ebeveynlerin, çocuklarına oyun oynama imkânı vermesi, gerekli ortamları oluşturması, oyuncakların bulunduğu yere önem vermesi ve çocuklarının oyunlarına dâhil olmaları, çocuklarının gelişimlerini daha iyi tamamlamalarına imkân sağlayacaktır.

Çocuğun Gelişiminde Oyunun Yeri

Çocuğun duygusal ve fiziksel yönden gelişimini sağlayan en doğal ve aktif öğrenme ortamı oyun zamanıdır. Oyun, çocukların kendi kapasitelerinin ve yeteneklerinin farkına varmalarınısağlayan, sosyal, fiziksel, ruhsal ve zihinsel alanlarda gelişimlerine katkı veren önemli bir süreçtir.

Oyun, çocuğun toplumsal bir varlık olarak gelişmesinde en doğal ortam olup, kendi kişiliğini tanımasına ve kendini başkalarından ayıran özelliklerin farkına varmasına yardımcı olur. Çocuğun mutluluk ve heyecanını, taklit yeteneğini, hayal gücünü, olaylara aktif katılımını, inisiyatif alma ve karar verme becerisini, özgüvenini, iletişimini, empati kurma ve kendini tanıma kabiliyetini; hoşgörü, yardımlaşma, paylaşma, kurallara uyma, problem çözme, cinsiyetiyle özdeşim kurma, çeşitli toplumsal rolleri benimseme, kendilik değerlerini oluşturma, kendini ifade etme, sorumluluk ve risk alma, bildiklerini uygulama, yeteneklerini geliştirme, karar verme ve bunun sonuçlarına katlanma becerilerini geliştirir.

Yazının devamı...

Çocukla Kaliteli Zaman Geçirirken Nelere Dikkat Edilmelidir?

3 Haziran 2016

KALİTELİ ZAMAN NEDİR?

"Beni mutlu etmeye çalışma, benimle mutlu ol. "

Jean-Christophe Grange

Kaliteli zaman; ebeveynlerin çocuğun yaş ve gelişim özelliklerini göz önünde bulundurarak, onun duygusal, sosyal, bedensel ve zihinsel gelişim alanlarını destekleyen etkinliklerin gerçekleştirildiği, oyunların oynandığı, ruhen ve bedenen çocuğun yanında oldukları, karşılıklı etkileşim içinde keyif aldıkları, çocuk ve ebeveyn ilişkisini besleyen, çocuğa ayrılmış sürekli ve tutarlı bir şekilde devam eden özel zamanlardır.

Çocukların her şeyden öce anne babalarıyla vakit geçirmeye ve sağlıklı ilişkiler kurmaya ihtiyaçları vardır. Çocuklar anne babalarının kendi dünyalarına aktif katılımını beklerler. Onlarla eğlenmek, etkinlikler yapmak ve oyunlar oynamak isterler. Çocuklarına vakit ayırmak, bir anne babanın en önemli görevidir. Çocuklara vakit ayırmadan onları tanımak, onlarla ilgilenmek, onları gözlemlemek ve ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılamak ve etkili bir ebeveyn olmak mümkün değildir. Ancak yoğun yaşam temposu nedeniyle birçok aile çocuğuna vakit ayıramamaktadır. Ve bu durumun vicdani rahatsızlığını yaşamaktadırlar. Özellikle, çalışan ve dolayısıyla çocuklarıyla baş başa geçirilecek zamanları yetersiz olan anne-babalar bu kaygıyı daha yoğun yaşamaktadırlar. Bu nedenle de kısa da olsa çocuklarına zaman ayırmaya çalışırlar. Aslında her aile kısa ya da uzun süreli olsun çocuklarına zaman ayırır. Ancak çocuk gelişiminde önemli olan çocuğa ayrılan zamanın uzunluğu değil, çocuğa ayrılan zamanın kaliteli ve verimli geçmesidir.

Kaliteli zaman uygulamasında ana unsur, çocukla ebeveynin baş başa zaman geçirebilmesidir. Bu zaman içinde neler yapılacağı ise kişisel tercihlere, zamana ve çevresel koşullara göre değişebilir.

KALİTELİ ZAMAN GEÇİRİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

"Bir çocukla uğraşırken, iki duygu içindeyizdir. Çocuk olduğu için sevgi ve yarın büyüyeceği için saygı. "

Yazının devamı...

Çocukların Kötü Alışkanlıklarını Düzeltmek İçin 7 Basit İpucu

18 Mayıs 2016

Çoğu ebeveyn çocuklarının tırnak yeme, saç çekme, parmak emme, ısırma v.b. davranışlarından şikayetçidir. Malesef bu olumsuz davranışlar çocukluk döneminde başlayıp bazılarında yetişkinlik döneminde bile devam edebilmektedirler.

Çocuklar çoğu zaman bu davranışları zararsız ve masum bir eylem olarak görürler. Dolayısıylda bu kötü alışkanlıkları bırakmak için çaba göstermezler. Çocukların bu davranışları sergilediklerini görmek çoğu anne babayı endişelendirerek kaygıya sürükleyebilir.

İyi haber ise irade olduğu yerde değişimin var olduğudur. Kötü alışkanlıkları değiştirmek zor ama imkansız değildir. Sabır, ilgi, gözlem ve bilinçli çabalar ile çocuklarınızın bu olumsuz davranışları bırakmalarına yardımcı olabilirsiniz.

Kötü Alışkanlıkları ortadan kaldırmada bazı önemli noktalar şunlardır:

1-DİKKATE ALMAMAK

Kötü alışkanlıklara aşırı dikkat etmek ve cezalandırmak aslında olumsuz bir etkiye neden olabilir. Çocuğunuzun davranışına dikkat ettikçe, çocuk bu davrnışın tekrar edilmesi için teşvik edilmiş olacaktır. Dolayısıyla rahatsız edici davranışı başta dikkat vererek önlemeye alışmak yerine çocuğunuzun zamanla bu davranıştan kurtulmasına fırsat vermelisiniz.

2- ÖVGÜ ve ÖDÜLLENDİRMEK

Çocukları iyi davranışlar sergilerken övmek ve ödüllendirmek, kötü davranışları önlemek için oldukça iyi bir stratejiktir. Çocuklarınızın iyi davranışlarına dikat çekmeniz ve övmeniz o davranışları pekiştirmelerini sağlarken, kötü davranışlardan uzak durmaları içinde iyi bir neden olacaktır.

Yazının devamı...

Hep Hastalıklar Bulaşacak Değil Ya. Bulaşıcı Olduğu İddia Edilen 8 Davranış

11 Mayıs 2016

Esneme ve kahkahanın bulaşıcı olduğu söylenir. Peki bunlara benzer bulaşıcı davranışlar var mı?İşte insanlar arasında hızla yayılan 8 davranış:

1-MUTLULUK

Online ifade duyguları( hem olumlu, hem olumsuz) bulaşıcıdır. Facebook'un bugüne kadar yapmış olduğu en büyük çalışmalarından biri iki yılda 1 milyar mesajın duygusal içeriğini incelemek oldu. Yazılım her yazının duygusal içeriğini analiz etmek için kullanıldı. Ortaya çıkan sonuçlar duyguların bulaşıcı olduğunu göstermiştir. Olumlu duygusal mesajların olumlu duygusal tepkiyi sağladığı, olumsuz mesajların olumsuz duygusal tepkilere neden olduğu görüldü.

2-ANKSİYETE

Anksiyetenin bulaşıcı olduğu ve genellikle velilerden çocuklarına geçtiği yapılan araştırmalarla tespit edilmiştir. Araştırmayı yürüten Prof. Dr.Thalia Eley'e göre: " Velinin yaşadığı kaygının çocuk tarafından gözlemlenip öğrenilmesi kaçınılmazdır. Sorun ile başa çıkabilmek için biraz risk alınabileceği çocuğa gösterilmelidir. Çocuk ve ergenlerde anksiyeteti azaltmak için evde yapılacak pek çok şey vardır."

3-KABALIK (NEZAKETSİZLİK)

Yapılan bir çalışma iş yerinde kabalık ve nezaketsizliğin bulaşıcı olabileceğini göstermiştir. Kaba bir davranış sergileyen birinden bu davranışı daha sonra tekrar yapmasını beklemek olasıdır. Bu beklenti bu insanların daha sonra diğerlerinden daha fazla kaba davranışlar sergilemelerine neden olmaktadır.

4-KAHKAHA

Yapılan araştırma kahkaha atıldığı zaman karşıdaki kişinin yüz kaslarının gülmeye hazır hale gelerek hafifte olsa kasıldığını göstermiştir.

Çalışmanın yazarlarından olan Prof. Dr.Sophie Scott şunları ifade etmektedir: "Güldüğünüz zaman tüm dünyanın sizinle güldüğünü hissedersiniz.Bir insanla konuşurken onun sesini, yüz hareketlerini kopyalama durumunda oluruz. Yapılan çalışmada kahkanın, gülmeninde karşıdakini etkilediğini göstermiştir."

5-RİSK ALMAK

İnsanlar risk almaktan kaçındıkları bir durumda başkalarının risk alıp almamasına bakarak hareket etmektedirler.

Bu önermenin sahiplerinden Dr. Shinsuke Suziki şunları ifade etmektedr: " Bir risk almak yada riskten kaçınmak genelde başkalarını o durum karşısında aldıkları tavra göre belirlenmektedir. Örneğin, bir finansal piyasa alanında hisse seneti alımına yönelik risk alma yada almama durumu diğer yatırımcıların risk alma durumunun gözlemlenmesi ile ortaya çıkabilir."6- ESNEME

Esnemenin bulaşıcı olduğuna dair genel bir kanı vardır. Hatta bu yazıyı olurken bile esneme kelimesinin geçmesi sizi esnemek zorunda bırakabilir. Esnemenin aynı aile üyeleri, arkadaşlar ve en son aybancı kişiler arasında yaygın olduğu tespit edilmiştir. Ancak esnemeye karşı herkes aynı duyarlılıkta olmayabilir. Empati yeteneği fazla olanların esnemeye karşı daha hassas olduğu söylenebilir. Sizde şimdi bir arkadaşınızın yanında esneyerek onun için bir empati testi yapabilirsiniz. Yada Google görsellere esneme yazarak, esnemekte olan insanların resimlerine bakabilirsiniz. Kısa süre içinde esnediğinizi göreceksiniz.

7-GÜLÜMSEME

Birine gülümsemeye karşılık geri gülümsenmesi otomatiktir. Çünkü neredeyse fark edilmeden yapılan bir refleks haline gelmiştir. Ancak dikkat edilirse geri gülümseme herkeste görülmemektedir. Bu oran %50 civarındadır. Buna karşılık, kaş çatana karşı kaş çatma ise pek görülmez.

8-TİTREME

Birisini titrerken görmek kendinizi üşüyormuş gibi hissetmemiz için yeterli olabilir. Araştırmayı yöneten Dr. Neil Harrison şunları söyledi: "İnsanlar derinlemesine sosyal varlıklardır. Karmaşık toplumlarda birlikte çalışmak ve yaşayabilmek insanın yeteneklerindendir.- Empati kurmak, başkalarının duygularını ve düşüncelerini anlamaya borçluyuz. İnsanlar kendilerine sıcak yada soğuk görünenlere karşı tutumlarını belirlemekte olduklarına dair araştırmalar da bulunmaktadır."

Kaynak: http://www.spring.org.uk/2016/04/8-behaviours-contagius.ph

Murat ATİLAKlinik Psikolog

http://www.psikoist.net

http://www.psikoyasamakademisi.com

Esneme ve kahkahanın bulaşıcı olduğu söylenir. Peki bunlara benzer bulaşıcı davranışlar var mı?
İşte insanlar arasında hızla yayılan 8 davranış:

1-MUTLULUK


Online ifade duyguları( hem olumlu, hem olumsuz) bulaşıcıdır. Facebook'un bugüne kadar yapmış olduğu en büyük çalışmalarından biri iki yılda 1 milyar mesajın duygusal içeriğini incelemek oldu. Yazılım her yazının duygusal içeriğini analiz etmek için kullanıldı. Ortaya çıkan sonuçlar duyguların bulaşıcı olduğunu göstermiştir. Olumlu duygusal mesajların olumlu duygusal tepkiyi sağladığı, olumsuz mesajların olumsuz duygusal tepkilere neden olduğu görüldü.

2-ANKSİYETE

Anksiyetenin bulaşıcı olduğu ve genellikle velilerden çocuklarına geçtiği yapılan araştırmalarla tespit edilmiştir. Araştırmayı yürüten Prof. Dr.Thalia Eley'e göre: " Velinin yaşadığı kaygının çocuk tarafından gözlemlenip öğrenilmesi kaçınılmazdır. Sorun ile başa çıkabilmek için biraz risk alınabileceği çocuğa gösterilmelidir. Çocuk ve ergenlerde anksiyeteti azaltmak için evde yapılacak pek çok şey vardır."

Yazının devamı...