Otomotiv kazan, biz kepçe!

Dünya bir yandan Kovid-19 salgınıyla boğuşurken, diğer yandan da henüz sonu gelmemiş salgın sonrası neler olacağını konuşmakla meşgul. Otomotiv dünyası da aynı şeyi konuşuyor, tartışıyor, merak buyurmayın!..

Otomotiv kazan, biz kepçe

Henüz daha yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının “beli kırılmamışken”, bırakın onu, bu meret hastalığın çıktığını yazdığımız kalemin mürekkebi bile kurumamışken, şimdilerde “Eee, salgın bittikten sonra neler olacak peki?” sorusu sorulmaya başladı şimdiden. Bu soruyu soran da biz değiliz sadece, bildiğiniz koskoca dünya... Otomotiv de bu dünyanın bir parçası olduğuna göre, “otomotiv dünyası”nın dilinde, aklında da aynı soru, aynı konu var elbette...

Kovid-19 öncesinde krizin fişeğini yemiş otomotiv sektörü, dizel emisyon skandalı nedeniyle adeta feleğini şaşırmıştı. Nitekim o güne kadar dizel motorlar geliştirmek için uğraş veren, ancak 2008 krizinin sillesini yedikten sonra “isteksiz” müşterileri cezbetme formülünü SUV’da bulan otomotiv üreticileri, ABD’deki “bedbaht” emisyon skandalı patlayana kadar gayet de iyi gidiyor gibiydi. Ardından dizel motorlar ülkeler hatta kentler tarafından birer birer “kara listeye” alınmaya başlayınca, bu kez üreticiler, çaresiz yine tüm planlarını değiştirmek ve bu durumdan kurtulabilmek için kesenin ağzını açmak zorunda kalmıştı.

Her şey güzeldi!..

Aslında birkaç ay öncesine kadar da aynen bu istikamette gidiyordu her şey. Bugüne kadar dizelde nam salmış, ancak “hibrit” motorlara burun kıvırmış ya da “Ben prensip olarak karşıyım” demiş hangi marka varsa, bundan “seve seve”geri dönmüş, “Hibrit de yaparım, saf elektrikli de...” diyerek kolları sıvamıştı. Ar-Ge bölümlerine ödev üstüne ödev vermiş olan markalar, 5, 10, 15 yıllık planlarını bile “en azından kağıt üstünde” yapmıştı. Bunun için gerekirse bazı kadroları küçültmüş, hatta tesis kapatma veya tesislerinde üretilen araçların “yakıtını” değiştirme (elektrikli araç demek istedim, biraz süslü oldu) aşamasına gelmişti. Bununla birlikte, yine kabaran bütçe harcamaları, kısıtlı zaman, aceleci piyasalar derken, birbirleriyle asla yan yana telaffuz edilemeyecek üreticiler, işbirliği yaptıklarını (yani ilişkilerini) açıklamaktan çekinmediler.

Otomotiv kazan, biz kepçe

Peki ya şimdi ne oldu?

Ocak ayından bu yana ise otomotiv dünyası, artık farklı “telaşlar” içinde. Bakın, tekil olarak “telaş” değil, çoğul “telaşlar” demeyi tercih ediyorum farkındaysanız... Çünkü dertler “bir” değil...

Öncelikle salgın nedeniyle tüm dünyada araç üretimi durdu. Sonrasında otomotiv üreticileri, hiç de deneyimleri olmamasına rağmen solunum cihazı ve maske başta olmak üzere sağlık gereçleri imalatına başladı. Yetmedi, bu kez “yeni düzen”de nasıl (sosyal mesafe, dezenfeksiyon, sürekli testler, vesaire) üretim yapmaları gerektiği üzerinde hızlıca kafa patlatmak zorunda kaldı, hatta düşünme ve planlama süreci halen pek çok üretici için devam ediyor bile... Çünkü salgın döneminde üretim, satış, araç geliştirme gibi konularda “Deneyimliyim!..” diyebilecek kimse yok!

Ancaak, otomotiv üreticileri, bir de salgınla birlikte tüketicilerde ne gibi değişimler olacağını düşünmek durumunda. Hatta şimdiden başlandı bile. Zira tüketicileri “çevreci olduğu için” sürekli olarak toplu taşımaya teşvik eden çevreler, şu sıra biraz suskun. Çünkü yapılan araştırmalar, bu dönemde markete gitmek için bile araç kiralayan, “Yeter ki ayağımı yerden kessin, beni A’dan B’ye ‘steril’ bir şekilde götürsün” mantığıyla araç edinmeye çalışanların sayısında artış olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye değil, pek çok ülkeden bahsediyorum elbette...

E insanlar otomobil sahibi olma konusunda yeniden böyle iştahlı olunca, “Çevre de kirlenmesin bari” arayışları da masaya geldi tabii. Mesela Avrupa Birliği Komisyonu, 27 Avrupa ülkesinde geçerli olacak, tüketicilere düşük emisyonlu otomobil aldıracak 20 milyar euro’luk bir ekonomik teşvik paketi sunmaya hazırlanıyor. Bununla birlikte İngiltere’de “hurda indirimi” tartışılırken, Fransa ise, “daha fazla çevrecilik ve yüksek teknoloji” şartıyla bazı büyük üreticilere “kurtarma sermayesi” enjekte etmeyi düşünüyor.

Anlayacağınız, otomotiv dünyası, son yıllarda illa tartışacak, çözüm bulmaya uğraşacak, mücadele verecek “bi konu” buluyor mutlaka... Eh, biz de masalcı olmadığımıza ve ortam da filmin “Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine...” tadında bitmesine izin vermiyorsa, yazıyı “İzleyip göreceğiz!” diye bitirmek yerinde olur...