Akil’ler huzurda!

Yalnız ve güzel ülkemizin sorunları çok ama bir de iyi yanı var...
Magazini ve mizahı bol...
İşte size son eğlenceli malzeme; akil adamlar... Dün öğle saatlerinden beri herkesin dilinde bu konu...
Akil’lerin bazı ortak yanları var... Hemen hepsi geçmişteki bütün sorunlardan Cumhuriyet’i sorumlu tutar, her tartışmada Türkiye’yi suçlu bulur, Atatürk’e karşıdır, çoğu soldan dönme, liberal, yetmez ama evetçi, Kürtçü, gizli AKP’li kişiler...
BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak böyle bir heyette olması gereken niteliği anlatıyor:
“Heyetin taraflara eşit durabilen kendi tarafsızlığını koruyabilen ve eğer taraf olacaksa barışın, çözümün ve özgürlüklerin yanında taraf olabilecek kişilerden oluşması gerekir.”
Akil adamların görevi ve konumu tam da bu olmalıydı... Ancak seçilen kişiler tarafsız özellik taşımıyor. Üstelik ikna yetenekleri bu iş için uygun mu? Meçhul!..
Halkın merak ettiği şey İmralı’da neyin pazarlığının yapıldığı... PKK’nın ne istediği... PKK’nın silah bırakmasına karşılık nelerin vaat edildiği... PKK’ya demokratik özerklik verilip verilmeyeceği vs... Akil heyetler bu konuda ne biliyor ki, neyi anlatacak?
Gidecekleri yerlerde dinleyici bulacaklar mı? O da başka mesele...Üstelik çok sıkı korunmaları gerekecek. İşleri zor...

Kim o şerefliler?
Balyoz tutuklusu subayların aileleri tarafından düzenlenen “sessiz çığlık” gösterisinde bu hafta Gonca Çelebi şu konuşmayı yaptı:
- Bu tutuklamalar, ‘Şerefli bir Türk subayı’ adıyla yapılan ihbar mailleriyle başladı. Şimdi bu ‘Şerefli Türk subayına’ sesleniyorum. Tüm şerefsizler içeride olduğuna göre çık ortaya ve ne kadar şerefli olduğunu tüm Türkiye’ye göster...
Balyoz, Poyrazköy vb. gibi davalar hep imzasız mailler veya “Şerefli Türk Subayı” imzalı ihbarlarla başladı.
Prof. Çetin Yetkin, “Bir Savcının Not Defteri’nden”adlı kitabında Romalı düşünür Çiçero’nun yazılarını aktarıyor. Bundan 2000 yıl önce... Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde bu dine gizlice girenleri birileri imzasız mektuplarla ihbar eder, cezalandırılmasını sağlarmış. Trabzon Valisi durumu imparatora bildirdiğinde imparator bu şekilde işlem yapılmamasını emretmiş, imzasız ihbarın “çağdışı” olduğunu bildirmiş...
Günümüz Türkiyesi’nde ise imzasız ihbar geçerli bir kanıt adeta...
Üstelik... İhbarcıların yalancılığı ortaya çıkınca, sanıkların talebine rağmen, mahkemeler ihbarcıları araştırmıyor, “Şerefli Türk subayları” hep karanlıkta kalıyor. Ne şeref ama...

Emlak
Emlak vergisini uzun süredir yatırmamıştık... Gidip sıraya gir, beyanname doldur vs. zor geliyordu. Bir dostumuzla konuşurken bu konu geçti:
- Kadıköy Belediyesi’nin gezici tahsilat ekibi var, dedi dostumuz, bir telefon et gelip vergiyi alsınlar...
Belediyeye telefon açtık. Ertesi gün için randevu verdik. Belirlenen saatte temiz pak iki genç memur kapıya geldi. Vergi borcumuzu önümüze koydular. Ne kadarını ödemek istediğimizi sordular. Bir bölümünü ödedik. Nasıl mı? Kredi kartıyla, anında. Doğrusu hoşumuza gitti uygulama... Teşekkür ettik. Belediye’ye...

TC
Sağlık Bakanlığı sağlık kurumlarının tabelalarından T.C. ibaresinin kaldırılmasını istemiş. Tabelalardaki T.C. ibaresi siliniyor.
Emri veren Bakan Mehmet Müezzinoğlu, Batı Trakya göçmeni. Röportajlarda 1983 yılında Meriç Nehri’ni gizlice geçerek Türkiye’ye kaçtığını anlatıyor. Gelmiş tıp okumuş, hastane sahibi olmuş, bakanlığa yükselmiş. Ona özgürce yaşama ve hayatta yükselme koşullarını bu Cumhuriyet’i kuranlar sağlamış. O ise şimdi tabelalardan cumhuriyetin adını silmekle meşgul. İçinden zaman zaman “kadere bak” diyor mudur acaba?

Bülent Arınç, “PKK’nın
meşruiyet
aradığını görmeyecek
kadar enayi miyiz?” demiş.
Öyle bir
soru ki, yanıtı
kendi içinde!
Fahrettin Fidan

Teyzem
Hatice Teyze 2B mağduru olarak CHP grup toplantısında kürsüye fırlamış:
- Bu ülkeye bir Atatürk daha lazım, diye haykırmış...
Hatice Teyze gibi teyzeler seçimlerde tercihlerini doğru yapsa... Meclis’ten yasalar çıkarken biraz kulağını kabartıp bu yasa ne getirip ne götürüyor diye merak etse... Haksızlık yalnızca kendi başına gelince değil, başkalarını vurduğunda da sesini yükseltse... Siyasi oyunu doğru okusa... Böyle sorunlar olmaz... İkinci Atatürk’e hiç gerek kalmazdı...