Eğitime de darbe!

AKP sözcüsü Star gazetesinde yazar Ahmet Taşgetiren Başbakan’a sitem ediyor:
“Nasıl bir arkadan hançerlenme duygusu yaşadığınızı tahmin etmek güç değil.”
Ne demişsiniz zamanın Adalet Bakanı Sadullah Ergin önünüze HSYK yapılanmasını getirdiğinde ve “Başbakan’ım, 21 kişinin 13’ü cemaatten, bir problem olmasın?” dediğinde?
“Olsun varsın canım, nasıl olsa hepsi alnı secdeye gelen insan değil mi?”
Ne diyeceksin yarın Allah’ın huzuruna vardığında? “Ben alnı secdeye gelenlere güvendiğim için vuruldum!” mu?
Ah Tayyip Erdoğan.
TÜBİTAK’ta nasıl varlar? Emniyet’te nasıl varlar? TİB’de nasıl varlar? Yargıda nasıl varlar?
* * *
İşte böyle... ‘Onların da alnı secdeye varıyor’ diye devlet kadrolarına cemaatçileri doldurmuşlar. Koalisyon kurulmuş.
Şimdi cemaatçi ayıklıyoruz diye yargıyı, eğitimi, emniyeti darmaduman ediyorlar...
Dershaneler yasası önceki gece Meclis’ten geçti.. Yasa ile dershaneler belli bir sürede tasfiye ediliyor.. Ama bakın daha neler yapılıyor..
Milli Eğitim’de tüm müsteşar yardımcıları, genel müdürler, daire başkanları, bakanlık şube müdürleri, il milli eğitim müdürleri, onların yardımcıları ve ilçe milli eğitim müdürleri görevden alınıyor...
Okul müdür ve yardımcıları görevde 4 yıl ve daha fazla kalmışsa eğitim yılının bitiminde görevlerine son veriliyor.
Okul müdür ve müdür yardımcılıklarına yeni atamaları İl Milli Eğitim Müdürü’nün önerisiyle Valiler yapıyor...
Artık 1 yıllık bir öğretmen bile (ayrıca hiçbir sınavdan geçmeden) müdür olabiliyor. Eğitim dünyası sıkı sıkıya iktidar partisine bağlanıyor...
Kısacası; eğitim de sıfırlanıyor...

Evlenme teklifi...
Amerika’da genç ve güzel bir kız sosyal paylaşım sitesine şu mesajı koyuyor:
“Sizinle dürüst olacağım. Bu yıl 25 yaşıma giriyorum. Çok güzelim, iyi bir stilim var ve kaliteli şeyleri severim. Yıllık geliri 500 bin dolar veya üstü olan bir adamla evlenmek istiyorum...”
Ünlü finans şirketlerinden J.P. Morgan’ın CEO’su James Dimon bu güzel kıza şu yanıtı gönderiyor:
“Sevgili Bayan Güzel,
Yazınızı büyük bir ilgiyle okudum. Benim yıllık gelirim 500 bin doların üzerinde, sizin kriterlerinize uyuyor. Lütfen profesyonel bir yatırımcı olarak durumunuzu analiz etmeme izin verin...”
Bir iş adamı gözüyle bakarsak, sizinle evlenmek kötü bir fikir. Detayları bir kenara bırakırsak, yapmaya çalıştığınız şey “güzellik” ile “para” ikilisini takas etmek: Fakat burada ölümcül bir problem var; sizin güzelliğiniz kaybolacak ama benim param iyi bir sebep olmadıkça tükenmeyecek. Aslına bakarsanız, benim gelirim yıldan yıla artabilir, ancak siz yıldan yıla güzelleşemezsiniz. Bu sebeple, ekonomik açıdan bakarsak, ben değer kazanan bir varlıkken siz değer kaybeden bir varlıksınız.
Eğer güzellik sizin tek varlığınızsa, değeriniz 10 yıl sonra çok daha düşük olacak.
Wall Street’te kullandığımız bir terimden yola çıkarsak, sizin için “takas pozisyonu” diyebiliriz, “satın al ve bekle” değil. Sizi satın almak iyi bir fikir değil, bu sebeple kiralamayı tercih ederim. Çünkü alışveriş değeri düşen bir şeyi uzun süre elde tutmak hiç de iyi bir fikir değil. Aynı şey sizin istediğiniz evlilik için de geçerli.
Söylediklerim size zalimce geliyorsa şöyle düşünün; tüm paramı kaybetseydim, beni terk etmez miydiniz?
Yıllık geliri 500 bin doların üstünde olan insanlar aptal değil; sizinle yalnızca çıkarız ama evlenmeyiz. Size, zengin bir adamla evlenme fikrini unutmanızı öneririm.”

ROLEX
YouTube’da izlenen kayıtta Rüçhan Bayar isimli kişi Rıza Zarrab ile konuşuyor... Rüçhan Bayar para kabul etmeyen bir bürokrata 30 - 40 bin liralık Rolex saat almayı düşündüklerini söylüyor. Ancak hemen vermeyip biraz beklemeyi öneriyor. Rıza aynı fikirde değil, şöyle konuşuyor:
- Annemin babası derdi ki, orospu ile memurun bahşişini önceden verin, derdi...
Zarrab’dan takım elbise, saat gibi hediyeler alan üst düzey yetkililerimiz herhalde bu sözleri duyunca çok utanacaklardır. Dersek yalan olur. Utanması olan adam rüşvet alır mı?

“Yahu onu bunu bırakın da siz şu hareketi yapabiliyor musunuz?”
Zaytung

FAKİR
Meslektaşımız Sabahattin Önkibar kısa süre önce raflara çıkan “Takkeli Firavunlar” adlı kitabının 138. sayfasında şu olayı anlatır; “Bir gün Gaziosmanpaşa’da Hemşin kökenli Ardeşenlilerin lokantasında öğle yemeğine oturmuşken, içeri Tayyip Erdoğan yanında Hayati Yazıcı, Sadık Yakut ve şimdi Sabah ile ATV’yi alan Kalyon grubunun kurucusu rahmetli Hasan Kalyoncu ve 10-15 kişilik bir kalabalıkla girdi. (Kalyon grubunu şimdi, Cemal Kalyoncu yönetiyor)
Bizi de masaya ısrarla davet etti. Yemek bitince, rahmetli Hasan Kalyoncu hesabı ödemek istedi. Fakat lokanta sahipleri Ogün ve Bahadır Babaahmetoğlu kardeşler hesabı almadılar ve Tayyip Bey’e seslenerek; ‘Tayyip Bey, Başbakan olduğunuzda yemek parasını sizden alırız’ dediler.
Tayyip Bey o söz söylendiğinde aynen şu karşılığı verdi;
‘Biz başbakan olduğumuzda bugünkünden çok fakir olacağız, haberiniz olsun.’
Ne demiş atalarımız... Büyük lokma ye büyük konuşma...

SİHİR
İletişim uzmanı Prof. Nuran Yıldız, sohbetlere yardımcı bir ipucu veriyor...
‘Hiç o açıdan bakmamıştım’ cümlesini daha sık kullanmamızı öneriyor.
Bu söz sihrini nerden mi alıyor?
Yıldız anlatıyor:
“Bir kere karşınızdakinin sözüne önem verildiğiniz hissi veriyor.
İkincisi, ukalalıktan uzak, alçakgönüllü bir hâl takınmanıza yol açıyor.
Üçüncüsü, karşınızdaki sizi uyumlu biri olarak düşünüyor...”