Hüzünle izliyoruz

Yunanistan’a ait Meis Adası’nın yanı başında iki küçük ada var: Karaada ve Fener Adası. Bu adalar kime aittir?

Emekli Tümamiral Cihat Yaycı’ya göre, “Fener Adası ve Karaada Yunanistan’a ait değil”dir. Türkiye’ye aittir. Kimi başka yorumlara göre ise bu iki ada aidiyeti tartışmalı adalardandır.

Ne var ki Yunanistan 1847 Paris Antlaşması’na aykırı olarak Meis’i silahlandırdığı gibi, kendisine ait olmayan Karaada’ya da mavi beyaz bayrağı çekmiş ve askeri tesis kurmuştur.

Kaş’ta yaşayan okurumuz telefonda diyor ki:

- Karaada’da 4-5 yıl önce hareketlenme görmeye başladık. Buraya botlar ve helikopterlerle malzeme taşındı. Kıyıda bazı binalar belirdi. Biz dürbünle takip ettik durumu. Geceleri adada ışıklar yanıyordu. Durumu yetkililere haber verdik. Fazla ilgilenmediler.

Bizim medya durumu geçen ay 10-13 Eylül tarihleri arasında tespit ediyor. TRT dahil birçok medya organı Karaada’nın silahlandırıldığını, asker yerleştirildiğini, nöbet değişimi yapıldığını görüntülerle saptıyor.

Dışişleri Bakanlığı Meis’in silahlandırılmasına bir ara sözlü “tepki” gösteriyor. O kadarla yetiniyor. Karaada’yı ise hiç gündeme getirmiyor.

Biz Libya, Suriye, Azerbaycan’daki askeri başarılarla övünürken Yunanistan’ın Karaada’ya el koymasına ve silahlandırmasına ses etmemişiz. Görmezden gelmişiz. Karaada kıyılarımıza 3 kilometre, Yunanistan’a 580 kilometre uzaklıktadır.

Gelecek nesillere ağır faturalar bırakılıyor.

LÜKÜS HAYAT!

Türkiye makam aracı yönünden dünyanın bir numarasıymış.

Bizde çoğu Mercedes olmak üzere 125 bin makam aracı varken, Almanya’da bu sayı sadece 9 bin, Japonya’da 10 bin, Fransa’da 8 bin imiş.

Zaman zaman tasarruf çağrıları yapılıyor. Fayda verir mi? Vermez.

Lüks, ihtişam, gösteriş öyle bir hastalık ki... Bir kez tutulan, bir daha kolay kolay kurtulamaz. Misali Osmanlı döneminden verelim.

Sene 1854... Kasada para bitmiş. Devlet İngiltere ve Fransa’nın desteğinde Rusya’ya karşı Kırım savaşına giriyor. İlk dış borçlanma o yıl yapılıyor. İngiltere’den 200 bin sterlin alınıyor.

Sene 1856... Savaş sürerken, bir yandan da inşaatı süren Dolmabahçe Sarayı tamamlanarak padişahların ikametine açılıyor.

Küçük bir saray görünümündeki Küçüksu Kasrı aynı yıl yapılmıştır.

Bu arada Ortaköy ile Beşiktaş arasında hanedanın saraylara sığmayan yakınlarının kalacağı Feriye Sarayları açılıyor. Bu binaların bacası yoktur. Çünkü yemekler saraydan geliyor.

Aynı yıllarda Abdülmecit’in kızları Cemile ve Münire Sultan için Fındıklı’da çifte saraylar (Bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi) inşa ediliyor.

Abdülmecit’in 19 karısı ve ikbali ile 20 çocuğu 300 cariyesi vardır. Saray masraflarına ailenin çılgın alışverişi ekleniyor. O kadar ki Abdülmecit ölüm döşeğinde: “Beni karılarım ve kızlarım bitirdi” diyecektir.

Sene 1865... İç ve dış borç hızla büyüyor. Ama saray tutkusu devam ediyor. Beylerbeyi Sarayı bitirilerek açılışı yapılıyor.

Sene 1872... Borçlar dağ gibi ama Çırağan Sarayı hizmete giriyor. Abdülaziz ilk günlerini burada geçiriyor. Sonra çok rutubet var diyerek Dolmabahçe’ye geçiyor.

Sene 1876... Tahta çıkan 2. Abdülhamit için Yıldız Sarayı tamamlanıyor ve padişah oraya yerleşiyor.

Sonuç... 1856-1876 yılları arasında 20 yılda 4 saray.

Osmanlı 1875 yılında iflas ilan ediyor. Alacaklı devletler 1881 yılında vergi gelirlerini toplayıp dış borçları ödeyecek Düyunu Umumiye’yi kuruyor. Bu borçları Cumhuriyet ancak 1954 yılında bitirecektir.

Lüküs hayat insanlarda öyle bir bağımlılık yapıyor ki...

Bindikleri geminin batıyor olması da onları durduramıyor. Hatta batan gemide eğlenmeye devam ediyorlar.

ÇUBUK

29 Ekim’de Ankara’da önemli bir açılış var.

Ankara Belediyesi tarafından yeniden düzenlenen Çubuk-1 barajının rekreasyon alanı o gün halka açılıyor. Atatürk’ün talimatıyla 7 yılda inşa edilen Çubuk Barajı, yıllarca Ankara’nın su ihtiyacını karşılamasının yanında, piknik ve rekreasyon alanı olarak da Ankaralılara hizmet vermişti.

Bu alan ve Atatürk’ün baraj yapımı sırasında denetleme ve çalışma amacıyla kullandığı ziyarete açık Atatürk Evi, Melih Gökçek’in başkanlığı döneminde kaderine terk edilmişti.

Başkan Mansur Yavaş bu alanı yeniden Ankara’ya kazandırdı. Baraj çevresi belediye iştiraki ANFA tarafından temizlenirken, binlerce ton çöp ve moloz başka alanlara taşındı. Alana binlerce ağaç ve bitki dikildi, yollar yapıldı. Atatürk Evi aslına uygun olarak restore edildi.

Mansur Yavaş, yeniden yaratılan Çubuk Barajı çevresini 29 Ekim’de açıyor.

KORİDOR

Kitap piyasasında olay yaratan bir yayınevi “Koridor”...

Beyaz Balina ile kardeş yayınevi.

Türkçe ve yabancı klasikler yayımlıyorlar.

Şu sırada kitapçılarda 11 yerli, 52 çeviri kitapları var.

Bu kitapların özelliği mi?

Kapakları takır takır bez ciltli, kapak resimleri özenli, yazıları okunur büyüklükte, kâğıdı kaliteli.

En önemlisi fiyatları. 7 ile 15 lira arasında değişiyor.

Yayıneviyle konuşuyoruz...

- Biz 20 yıl önce her çocuk her kitabı okuyabilsin sloganıyla yola çıktık, diyor, bugün de amacımız çok fazla sayıda insana çok fazla kitabı okutabilmek.

Kitapların başında çevirmenin ve editörün isim ve tanıtımları yer alıyor.

Çevirmenler tabii o dili ve edebiyatı iyi bilen isimler. Editörler de çeşitli üniversitelerin o dille ilgili kürsülerinde çalışan öğretim üyeleri.

Diğer yayınevleri çok şaşırmış bu işe. 10-15 liraya ciltli klasikler. Gerçekten şaşırtıcı.

RADYO

Yeni bir radyo aldık. Radyonun düğmesini bir baştan bir başa çevirdik.

Yüzden fazla istasyon birbiri ardından geçiyor.

Her istasyon üzerinde beş on    saniye durarak yürürseniz...

Söylenen şarkıların sözlerini, yapılan yayınları biraz dinlerseniz.

Ülkenin kültür düzeyi hakkında fikir sahibi olursunuz.

Deneyiniz.