Melih Aşık

Melih Aşık

m.asik@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Kanal İstanbul’un gündeme gelmesinin sebebini ve faydalarını iktidar ve ona yakın çevreler şöyle anlatıyor:

Gemi trafiğinin artması İstanbul Boğazı’nda tehlike yaratmaktadır, trafiğin bir kısmının kanala aktarılması güvenlik açısından elzemdir.

Kanal yılda 6-8 milyar dolar getirisiyle yeni bir gelir kaynağı olacaktır.

Montrö Anlaşması Türkiye’ye Boğazlar üzerinde tam hakimiyet sağlamıyor. Yeni bir anlaşmayla Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki hakimiyeti artacaktır...
Peki, Kanal’a muhalefet edenler ne diyor? Şunları:

Nasıl bir anlaşma yaparsanız yapın, ticaret gemilerini Boğaz varken kanaldan parayla geçmeye zorlayamazsınız.

En dar yeri 700 metre olan Boğaz’daki trafik, genişliği 150 metre olacak kanaldan her zaman daha güvenlidir. Bir tanker kazası Kanal’ı aylarca tıkayacak hem de çevresindeki yerleşimleri tehlikeye atacaktır.

Montrö’nün değişmesini sadece Karadeniz’e uçak gemisi, nükleer denizaltı vs. sokmak isteyen ABD istemektedir.

Montrö Anlaşması iptal edilse de yenisi yapılıncaya kadar mevcut anlaşma yürürlükte kalacaktır. Yeni anlaşma mevcut güç dengesi sonucu ABD ile Rusya’nın pazarlığı sonucu belirlenecek, Türkiye bugünkünden daha avantajlı koşullar elde edemeyecektir.

Tartışma bu çerçevede sürüyor.

ÜSLER

Türkiye işler biraz daha kızışınca İncirlik ve Kürecik üslerini kapatır mı?

Strateji uzmanı Cahit Armağan Dilek’in görüşleri:

- ABD, işin bu yönde gelişeceğini çoktan öngördüğü için, yıllar öncesinden bu yana B planını yapıp, Girit, Ürdün, Kıbrıs, Erbil ve artık Suriye kuzeyindeki üslere yönelmiş durumda. Bu yüzden İncirlik’in ABD’ye kapatılması, ABD’yi bu aşamada çok zora sokmayacak. Kürecik Radar Üssü ise NATO Füze Kalkanı Projesi’nin bir parçası. Türkiye’nin Kürecik’i kapatması, doğrudan NATO’dan çıkmasından farklı bir sonuç doğurmaz. Yani Kürecik’i kapatmak ben NATO’dan çıkacağım demektir.

BAKIŞ

Abdullah Naci Bey genel durumu özetliyor:

* Türkiye’de halkın siyasete bakışı:

“Diğer partiler sanki daha mı iyi?”

* Türkiye’de halkın ekonomiye bakışı:

“AVM’ler insan kaynıyor, kriz mriz yok.”

* Türkiye’de halkın yargı kararlarına bakışı:

“İlla ki bir şey yapmıştır, bana niye bir şey yapmıyorlar?”

Halkımız kendisini böyle rahatlatıyor.

Aksi takdirde, ya sabahtan akşama dövünecek ya da memleketin sıkıntılarına ortak olacak. Kendisini yoracak.

SÜPER

Doğa dostu Cem Seymen bir kuşkusunu dile getiriyor:

“Kafama takılan bir şey var. Marketlerden aldığımız süper indirimli şampuan, sabun, tıraş bıçağı gibi ürünler sırf kampanyalı diye daha düşük kalitede üretiliyor olabilir mi? Özellikle tıraş bıçakları. Ben şüphelenmeye başladım. Denetimi yapılıyor mu merak ediyorum.”
Bizden de Cem Seymen’e bir soru:

- Piyasada hangi malın denetimi yapılıyor, söyler misiniz?

FARK

Zeki bir meslektaşımız dünkü sütununda CHP liderini köşeye sıkıştırıyor:

“ ‘Türkiye’nin Libya’da ne işi var’ diyen Kılıçdaroğlu’na, ‘Peki, Atatürk’ün Libya’da ne işi vardı?’ diye sormak isterdim.”

Güzel soru! Ancak dünle bugün arasında bir fark var.

Libya o zaman Osmanlı toprağı idi.

Ankara’nın taşı

Büyükşehir belediye başkanlarının en önemli bürokratları genel sekreterleridir. Bir anlamda başkanın eli, ayağı, gözü kulağıdırlar. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş başkan seçildiğinde bu göreve Serdar İyideler’i getirmek istedi. Ancak yasaya göre bu atamada imzası gereken Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum onay vermedi. O yüzden Mansur Yavaş, yaklaşık 8 aydır kendi istediği genel sekreterle değil, eski yönetimden kalan Cumali Kınacı ile çalışmak durumunda. Genel Sekreterliğe vekâleten bakan Kınacı’nın asıl görevi ASKİ Genel Müdürlüğü. Kınacı’nın sözleşmesi 10 Şubat 2020’de doluyor. Sanılır ki görev o zamana kadar vekâleten sürdürülecek. Sonrası da meçhul. Belediye Başkanı’nın en önemli bürokratını 8 aydır atayamaması hangi şartlarda görev yaptığına çarpıcı bir örnek.