Şans oyunları...

İnternette bir videobant izleniyor... Alengirli röportajlar yapan bir sunucu Milli Piyango satan bayinin yanına gitmiş, piyangonun İslamiyet’e aykırı olduğunu anlatıyor.

Aynı anda çevredeki hanımlar isyan ediyor. Sunucunun üzerine yürüyor. O hengâmede kimsenin aklına:

- Yahu bu piyango biletlerini devlet basıyor, gelirini devlet alıyor, gidin derdinizi devlete anlatın, demek gelmiyor.

Sadece Milli Piyango değil... On Numara, Şans Topu, Süper Loto, Sayısal Loto, Kazı Kazan, İddaa hepsi devletin düzenlediği şans oyunları.

Para yatıranlar sonuçta hem devletine hem milletine katkıda bulunuyor!!

DİLİN FRENİ

Yazarlar, çizerler, konuşmacılar ve özellikle mizahçılar ekranda radara yakalandıkça dile getirilen bir tavsiye var:

- Canım o da ileri gitmeseydi. İnsan konuşurken biraz diline hâkim olur. Ölçülü konuşur. Devir malum...

Bunu söylemek kolay... Ne var ki insanın bir tek düşünme sistemi ve o sisteme uygun bir tek üslubu var.

Beyindeki sistemi dönem değiştikçe değiştirmek, kelimeleri sarf ederken üzerinde tek tek düşünmek, o kelimeyi değil bu kelimeyi kullanayım demek zor iş... Her kelimeyi süzgeçten geçirerek sarf ederseniz bu defa hem üslubunuzu, hem ifade gücünüzü yitirirsiniz. Bir aydından bunu bekleyemezsiniz.

BU DA GEÇER

Zor zamanlarda teselli için söylenen bir söz var:

“Bu da geliiir, bu da geçer.”

Efsaneleşmiş bu sözün hikâyesini rahmetli Hasan Pulur ağabeyimiz anlatırdı. Sinop kalesinde idamını bekleyen bir mahkûm varmış.

Ancak idamı falan aklına getirmez, avluda volta atarken sık sık söylenirmiş:

“Bu da geliiir, bu da geçer.”

Kale komutanı adamdaki umuda hayran olmuş. Bir gün emir vermiş:

- Madem bu kadar ümit dolu, yaşamayı bu kadar seviyor, salıverin gitsin, demiş... Hikâye bu ya...

Salıvermişler adamı...

KEŞİF

Müjdat Gezen dostumuza geçmiş olsun telefonu açtık... Geçmiş dönemlerle ilgili sohbet koyulaştı... Kenan Evren döneminde “Çizgilerle Nâzım Hikmet” kitapçığı yüzünden önce Diyarbakır, sonra Sağmalcılar’da yatmıştı. Hapishaneye gidiş gelişlerinde prangaya vurulduğunu anlattı. Söz 12 Mart’a geldi. Her zamanki neşesiyle espriler yaparak o dönemdeki ev aramalarını anlattı.

- Gelip buzdolabının buzluğunda bile kitap arıyorlardı...

- Kitap var mıydı buzlukta peki?

- Vardı...

- Adı neydi?

- Kuzey Kutbu’nun Keşfi...

DÜZGÜN

Geçenlerde “Noel Baba düzgün adam olsaydı kapıyı bırakıp bacadan girmezdi” diyen bir müftü için şöyle yazmıştık:

“2016 yılında önce FETÖ’cülükten gözaltına alınmış, sonra görevden ihraç edilmiş. Yani kendileri de düzgün bir şahsiyet değilmiş...”

672 sayılı KHK ile Maliye’den haksız yere ihraç edildiğini anlatan bir memur okurumuz sitemlerini yollamış. Bu toptancı ifadeye tepki gösteriyor. Haklıdır. Savunması alınmadan yargısız infazla ihraç edilen kamu görevlilerini tümden “düzgün değil” diye nitelemek doğru değil. İfademiz amacını aşmış...

BAŞKAN

İstanbul Belediye Başkanlığı için yarışacak Binali Yıldırım’ın Meclis Başkanlığı görevini bırakmayacağı anlaşıldı. Anayasa’nın 94. maddesi özetle şöyle diyor

“TBMM Başkanı, üyesi bulunduğu siyasi partinin Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine katılamaz. Başkan ve oturumu yöneten başkanvekili oy kullanamaz.”

Anayasa, Meclis Başkanı’nın partisinin faaliyetlerine katılmasını yasaklıyor.

Onun partisi lehinde oy kullanmasına bile izin vermiyor. Buna karşılık AKP cephesinin savunması mı? Şöyle:

- Meclis Başkanı genel seçimde milletvekilliğine adaylığını koyunca görevden ayrılmıyor. Pekâlâ belediye başkanlığına da görevden ayrılmadan adaylığını koyabilir!