Cilt lekelerinde tedavi mümkün

16 Mart 2021

Cilt yüzeyinde çeşitli faktörler sonucu oluşan cilt lekeleri, birçok insanda özgüven kaybına ve kendini kötü hisetmeye yol açabilir. Ancak gelişen estetik ve medikal uygulamalar ile cilt yenileme ve cilt lekeleri sorununu ortadan kaldırmak artık eskisi kadar zor değil. Hem doğal hem de medikal uygulamalar ile tedavi edilebilen cilt lekeleri genellikle ergenlik sürecinden kalma akne izleri veya korumasız şekilde fazla güneşe maruz kalma sonucu ortaya çıkabilir. Bu haftaki yazımda cilt lekelerinin neden oluştuğunu ve nasıl tedavi edileceğini anlatacağım.

Vücudumuzun en önemli bölümlerinden olan cildimize iyi bakmak, kendimize yapacağımız en iyi yatırımdır. Cilt, yapısı gereği bakım ve uğraş isteyen ancak kişinin doğru tercihleri ve doğru yönlendirilmesiyle mucizeler gerçekleştirecek kadar da değişme açık bir yapıdır. Cildiniz zamanla çevresel faktörlere ve yaş almaya bağlı olarak deforme olur ve eski canlılığını yitirir. Cildinize yapabileceğiniz en büyük kötülük ise onun koruyucu katmanı olan asit mantosunu yok etmektir. Cildi kurutan sabunlar, kimyasal içeren temizleyiciler, sigara ve güneşin zararlı ışınları asit mantosuna zarar verir. Bu manto etkinliğini yitirdiğinde cildin kendini koruma yetisi azalır, kullanılan bakım ürünleri doğru emilemez ve cilt hasarlanmaya açık hale gelir. Yeterince su tüketmemek, hareketsiz yaşam, yanlış beslenme ile de birleştiğinde cilt lekelerinin oluşmasına zemin hazırlar.

Bazı cilt lekeleri akne, güneş, teknolojik cihazlar, yaşlılık lekeleri gibi çevresel faktörler sonucu oluşsa da her leke bu nedenlerle oluşmayabilir. Bazı cilt lekeleri cilt kanseri gibi ciddi sağlık sorunlarının da başlangıcı olabileceğinden uzman bir doktor tarafından takip edilerek v edilmelidir. Cilt lekesi deyip geçmemek gerektiğini, vücudumuzda oluşan her bir kırmızı alarmın aslında vücudumuz tarafından bize bir sinyal olduğunu unutmamak gerekir.

Gelişen en yeni teknolojiler sayesinde, cilt lekelerinin yüzde 90’ı tedavi edilebiliyor. Bazı derin lekeler ve pigment hasarları, tedavilerinden sonra özellikle yaz aylarında tekrar kendini gösterebiliyor. Bu tür lekeleri önlemek için güneşten korunmak çok önemlidir. Özellikle ultraviyole A ve ultraviyole B içerikli olan, yüksek koruma faktörüne sahip kremler kullanmak gerekiyor. Leke tedavisine başlamadan önce her lekenin tamamen ortadan kaldırılamayacağı bilinmelidir. En etkili tedavi bile cilt lekelerinde tatminkar bir azalma sağlasa da lekeleri tamamen yok edemeyebilir. Tedavi sonucunda yüzde 60-70 azalma elde edilmesi, tedavide altın standarttır. Bazı cilt lekelerinin tedaviye cevap vermesi daha uzun sürebilir. Seans aralarında leke giderici krem ve güneş koruyucu krem uygulanmalıdır. Leke tedavisi birçok klinikte yapılabilir fakat konun uzmanınca lekenize uygun teknolojik cihazlarla ve kombine metotlar kullanılarak uygulanan tedavi protokolleri çok daha başarılı sonuçlar verecektir.

 

Cilt lekerinin tedavisi öncesinde mutlaka lekenin derin mi yoksa yüzeysel mi olduğu tespit edilmelidir. Çoğu leke cildin hem yüzeysel hem de derin tabakasındadır. Bu yüzden leke tedavisinde genellikle kombine tedaviler daha iyi sonuçlar vermektedir. Lekenin durumunun tespit edilmesi tedavi yöntemini belirlememizde yol göstericidir. Yüzeysel lekelerde bazen leke giderici kremler ve yüzeysel kimyasal peelingler yeterli olabilirken ileri teknolojiye sahip cihazlarla hem derin hem de yüzeysel cilt lekelerini tedavi edebilmekteyiz. Aynı zamanda cilt altı tabakasını besleyici, kolajen ve elastin doku artışını destekleyen ürünler kullanılarak cilt dokusu daha da canlı hale getirilebilmektedir.

Cilt lekelerinin çeşitleri nelerdir?

Doğum kontrol hapı kullanımı veya hamilelik sırasında oluşan hormonal değişiklikler melanin denilen renk maddesinin aşırı üretimine neden olur. Bunun sonucunda alın ve burun üzeri, yanak ve dudak üstü ve çene gibi bölgelerde lekeler oluşabilir.

Yazının devamı...

Hamilelik sonrası vücudu yenileyen estetik operasyonlar

1 Mart 2021

Hamilelik sonrası ortaya çıkan vücut deformasyonu ve bazı bölgelerde çeşitli izlerin kalması zamanla anne için sorun teşkil edebiliyor ve psikolojik sıkıntılara neden olabiliyor. Bu haftaki yazımda, annelerin hamilelik dönemi öncesi gibi fit bir vücuda sahip olmaları ve kendilerini daha iyi hissetmeleri için hangi estetik operasyonlara başvurabileceklerini anlatacağım.

Hamilelik süresince hormonal ve mekanik değişiklikler, en fazla karın bölgesi, memeler, bel, basenler, bacak içleri ve vajinada kendisini gösterir. Anne adayı için fiziksel olarak zorlayıcı olabilen hamilelik sürecinde vücut, bebeğin büyümesini sağlamak için değişiklikler yaşar. Vücuttaki bu değişiklikler kadınlarda depresyona kadar varabilecek sorunlara neden olabilirken, sadece annenin kendisini değil, bebeği ve hatta evlilik kurumunu bile yıpratabilir. Bilinçli bir diyet ve düzenli spora rağmen çözülemeyen vücut deformasyonu sorunlarında hastaya yapılacak uygun estetik operasyonla fit bir vücuda sahip olmak mümkündür. 

Sadece hamilelik sırasında değil, doğum sonrasında da, hormonal değişim, artan iş yükü, değişen sosyal yaşam, süt verme gibi faktörler de devreye girince, annenin estetik cerrahlardan destek alması, günümüzde sık olan bir durum.  Bu nedenle doğumdan sonra “Mommy Makeover” dediğimiz anneyi revize etme, yani gençleştirme operasyonlarına sıklıkla gerçekleştiriyoruz. Bu operasyonlarda genellikle karın germe, meme dikleştirme, uyluk germe, liposuction ve vajen yapılarında oluşan deformasyonların düzeltilmesi gibi kombinasyonları tek seansta uygulayabiliyoruz.

Doğum sonrası karın germe

Hamilelikte karın bölgesindeki deri ve deri altı yağ dokularında önemli oranda hacim artışının yanı sıra karın kaslarında gevşeme, deri elastikiyetinde azalma söz konusu olur. Hamilelik sonrasında bu dokuların miktarında önemli ölçüde azalma olsa da karın derisi, deri altı yağ dokusu ve karın bölgesi kasları çoğu kez yeterince toparlanamaz. Gebelik süresince bu bölgedeki derinin sadece genişlemediği, hormon düzensizliklerine de bağlı olarak gevşediği bilinmektedir. Genişlemiş olan derinin elastik lifleri birbirinden ayrılır ve çoğunlukla göbek deliği ile mons-pubis bölgesi arasında olmak üzere hoş görünmeyen derin çatlaklar oluştururlar. Böylece karın bölgesinde egzersiz ve diyet ile düzelmeyen, yağ birikimi ile birlikte deri sarkıklığı ve kaslarda gevşemeye bağlı şekil bozukluğu oluşur.

Doğum yapmış bir karında hem fazla deri hem de cilt altı yağ dokusunda gevşemeler olur, karın duvarına sertlik, gerginlik veren ve iç organların dışarıya bombeleşmesini engelleyen kaslar bebeğin büyümesi için gevşer ve birbirinden ayrılır. Halbuki düz ve gergin bir karna sahip olmanın ilk şartı sıkı karın adaleleridir. Karın germe ameliyatında da en önemli nokta, karın kaslarını yeteri kadar gerginleştirmektir.

Karın germe operasyonlarında göbek deliği altındaki sarkan ve çatlamış olan tüm deri ve yağ dokusu çıkarılmakta; orta karın bölgesi ve karın duvarındaki kas dokusu gerginleştirilmektedir. Bu operasyonda, sarkık karın görünümü dramatik bir şekilde düzelmekte, kişi düz bir karın bölgesi konturuna sahip olmaktadır. Süt verme döneminde operasyon yapılması uygun olmadığından en az 1 yıla kadar beklemek doğru olur. Sezaryen operasyonu ile aynı anda karın germe işlemi asla yapılamaz ve yapılmamalıdır. Çünkü normalde bir armut büyüklüğünde olan rahmin hamilelik sırasında bir basketbol topu kadar büyüklüğe ulaştığını düşünürsek tekrar küçülmesi ve doğum öncesi boyutlarına ulaşması en az 45 gün almaktadır. Rahim ve karın içi diğer organlar normal boyutlarına gelmeden, hormonal dengeler tekrar normale dönmeden karın germe işlemi yapmak uygun değildir.

Doğum sonrası meme estetiği

Yazının devamı...

Menopozda taze bir cilt mümkün

23 Şubat 2021

Kişisel ve genetik farklılıklar, beslenme, spor ve yaşam tarzı gibi etkenler yaşlanma sürecini etkiler. Yaş aldıkça cildimizde kırışıklıklar ve deformasyonlarla oluşur. Genellikle 45 yaşlarından sonra görülebilen menopoz döneminde cildimiz daha fazla bakıma ihtiyacı vardır. Yaşlandıkça yavaşlayan hücrelerimizle birlikte azalan kolajen ve elastine üretimi sonucunda ciltte kırışıklık ve sarkma oluşur. Diri bir cilt için onu bir ağ gibi sarıp sarmalayan, sıkılık ve esneklik veren kolajen ve elastine ihtiyacı vardır. Bu haftaki yazımda menopoz döneminde sağlıklı bir cilt için neler yapabileceğimizi anlatacağım.

Kadınlar yaşamlarının en azından 20 yılını menopozda yani başka bir deyişle hormonal eksikliklerle geçirir. Bu dönemde yumurtalarının azalması ile kadınların vücutlarında değişiklikler yaratır. İlk etkisi cilt kuruluğu olarak kendini gösterir. Bununla birlikte yüzde kıllanmada artış, kasık ve koltuk altı kıllarında incelme, saç dökülmesi, cilt lekelerinde artış, mevcut benlerde koyulaşma gibi değişimler gözlenir. Bu dönemde östrojen ve progesteron hormonlarında azalma, ciltte yaşlanma belirtilerini tetikler. Yaralar daha geç iyileşir, cilt alerjik hastalıklara karşı daha duyarlı hale gelir. Östrojen hormonunun azalması ile cildimizde üretilen kolajen miktarı da azalır. Menopozdan 5 sene sonra cilt yüzde 30 oranında kolajenini yitirir. Deri incelir ve elastikiyetini kaybetmeye başlar. Boyun, yanaklar ve çenede sarkmalar olur, ince çizgiler ve derin kırışıklıklar belirginleşir. Cilt hücrelerinin sentez yapımı yavaşlar ve bu nedenle hücre yenilenmesi azalır.

Cildin yapısını oluşturmak ve kan pıhtılaşmasına yardımcı olmak gibi önemli rolleri olan kolajen, vücudumuzda en bol bulunan proteindir. Kemiklerin, cildin, kasların, eklem bağları ve kirişlerin esas yapı taşı kolajendir. Bol miktarda kolajen içeren paça ve kemik suyu çorbasının sağlık üzerine olumlu etkileri yıllardır iddia ediliyor. Ancak, bu konuda yapılmış bilimsel bir araştırma sonucu bulunmuyor. Kelle paça ve işkembe çorbaları yağ ve kolesterol içerir. Bu nedenle özellikle kalp ve damar hastalığı olanlarda bu çorba oldukça risklidir. Kelle paça çorbası aynı zamanda kalori miktarı da fazla olan bir besindir. Bu sebeple kilo problemi olan kişilerin paça çorbasını çok sık tüketmelerini önermiyoruz.

Vücudumuz doğal olarak zaten kolajen üretir; ancak yaşlandıkça bu üretim azalmaya başlar. Kolajen yapımı kadar, onu yıkımdan korumak da önemli. Şeker, stres, sigara kolajen üretimini yavaşlatır. Vücudumuz kolajen üretirken ve alınan kolajeni emerken yüksek oranda C vitaminine ihtiyaç duyar. Portakal, limon, kivi, greyfurt gibi meyveler vücudun kolajen üretimini destekler. Bu meyveler ayrıca, kırışıklıkların oluşmasını önleyen antioksidanlar da içerir.  Aynı zamanda yumurta akı, buğday rüşeymi, süt ürünleri, sakatat, susam, kakao, kaju fıstığı ve mercimek tüketimi kolajen üretimini destekleyen diğer besinlerdir.

Menopoz döneminde hem deri kalitesini artırmak hem de sarkmaları, kırışıklıkları azaltmak için çeşitli işlemler de yapılabilir. Kırışıklıkların azaltılması için benim de hastalarıma sıklıkla uyguladığım lazer ağı uygulamaları, botoks ve dolgu injeksiyonları ile yaşınızdan daha güzel ve canlı görünebilirsiniz. Cilt kalitesini artırmaya yönelik PRP, somon DNA, nem aşıları, vitamin enjeksiyonları uygulamak ve Kök Hücre Tedavisi, menopozun etkilerini en aza indirmeye yardımcı olacak uygulamalardır. Ayrıca altın iğne radyofrekans, lazer uygulamaları ve lazer ağı ile cilt sıkılaşması sağlamak mümkün. Her şeyden önce güneş koruyucusu sürmeden dışarı çıkmamanızı öneririm.

Kırışıklarla mücadelede yapılacaklar

Yüz, göz çevresi, çene, dirsek, diz kapakları ile boynumuzu da içine alan dekolte bölgesi ve ellerimiz, yaşımızı ele veren bölgelerdir. Yaşın ilerlemesine bağlı olarak, zaman içinde cildin kaybettiği nemle gerginliği de azalır ve ince kırışıklık dediğimiz çizgilenmeler başlar. Sık kilo alıp verme, genetik faktörler, sigara kullanımı, sıkça güneşe maruz kalma gibi etkenler, yaşlılığa bağlı olarak oluşan kırışıklıkların daha da derinleşmesine ve ciltte sarkmalar oluşmasına zemin hazırlar. Özellikle baskın bir şekilde mimik kullananların göz çevresinde kazayağı adını verdiğimiz, alın bölgesinde ve dudak kenarlarında oluşan ince kırışıklıklar, yaş almaya paralel olarak derinleşir. Bu durum, kuru ve hassas bir cilde sahip olanlarda da sıklıkla rastlanır.

Kırışıklıklarla mücadelede eskiden genel anestezi ile yapılan zorlu ameliyatların yerini ameliyatsız uygulamalar almaya başladı. Günümüzün estetik trendleri arasında uzun süre istirahat gerektirmeyen, ağrı ve şişlik oluşturmayan operasyonlar öne çıkıyor. Kök Hücre uygulaması, Endolift lazer Ağı, PRP uygulamaları, dermapen ve anti aging için yapılan lazer uygulamalarıyla anestezi almadan kırışıklıkları yok etmek mümkün hale geldi. Bu uygulamalar sayesinde cildin derinliklerine ulaşıp, cilt hücrelerini yeniden aktive ederek, cildin kalınlaşıp sıkılaştırılmasını sağlamak mümkün.

Yazının devamı...

Kök hücreniz ile yıllara meydan okuyun

16 Şubat 2021

Yaş aldıkça vücudumuzda değişimler de başlar. Zamanla bu değişim hem fiziksel hem de ruhsal olarak kendini gösterir. Fiziksel olarak değişim karşısında hücrelerimizin yenilenme fonksiyonu azalırken, diri bir cilde ve vücuda sahip olma isteğimiz de artar. Yağlarımızın içinde bulunan saklı kök hücrelerimiz sayesinde gerçekleşen estetik operasyonlarla yıllara meydan okuyan sonuçlar almamız mümkündür. Bu haftaki yazımda kök hücre ile tekrar nasıl diri ve genç bir vücuda kavuşabileceğimizi anlatacağım.

Yaşlanmak deyince ilk aklımıza gelen yaş almaktır. Bebekler de doğduğu andan itibaren yaş alır ama kendilerini yenilemeye devam ederler. Bir yaştan sonra bu yenilenme de yavaşlamaya başlar. İşte burada kök hücreler devreye girer. Bu özel hücreler insan bedenini yenileyen hücrelerdir. Herhangi bir yerde, herhangi bir hasar olduğu zaman bölünüp o bölgeyi tamir ederler. Bu hücreleri nereye koyarsanız bulundukları bölgenin hücresine dönüşürler ve vücudun her yerini yenileme kapasitesine sahiptirler. İyileştirmeyi ve güzelleştirmeyi dışarıdan değil, içimizdeki hücrelerden destek alarak yapıyoruz. Bugün dışarıdan yapılan müdahaleler yerine, kendi hücrelerimizle güzelleşmenin izini sürüyoruz. Çünkü bizi iyileştiren aslında kendi hücrelerimiz.

Estetik ve plastik cerrahide yağ dokusu transferi, eskiden beri yaygın olarak kullanılır. Ama en önemli sorun bu yağların yaşıyabilirliği ve tutunma oranları. Çünkü klasik yağ enjeksiyonlarında, enjekte edilen yağın yüzde 70’i bir süre sonra vücut tarafından emilerek etkisini yitirir. Bu durumda kalıcı bir dolgunluk sağlanamaz. Ancak kök hücreden zengin yağ enjeksiyonları, uzun vadede yüzde 75 oranında kalıcılık sağlarken doku üzerinde de bir onarım sağlar. Yağ enjeksiyonu yaptıran bir kişi, ilk birkaç ay, ya istenilenden daha büyük bir dokuyla yaşamak, ya da işlemi birden fazla tekrar etmek zorunda kalır. Vücudunda kısıtlı miktarda yağ bulunanlar içinse bu işlemlerin sayısı artar. Oysa sıklıkla benim de uyguladığım kök hücreden zengin yağ enjeksiyonu işlemi ile tek seansta istenilen kalıcı etki sağlanabiliyor. Kök hücreden zengin yağ dokusu, diğer dolgu maddelerinin aksine, enjekte edildiği alanlarda güçlü bir canlandırıcı, yenileyici ve tamir edici etki yaratarak dokuları gençleştiriyor.

Enjekte edilen bölgede olgun, canlı yağ ve cilt hücrelerine dönüşen kök hücreler, dayanıklıklarıyla da avantaj sağlıyor. Silikon gibi sentetik ve kimyasal ürünlerle karşılaştırıldığında, hastanın kendi yağ dokusuyla yapılan yüzde 100 doğal bir işlem olduğundan, uyum ideal seviyede sağlanıyor.

Kök hücreden zenginleştirilmiş yağ dokusu vücutta birçok bölgeye transfer edilebiliyor. Ağırlıklı olarak meme bölgesinin dolgunlaştırılması ve dikleştirilmesi, çarpık bacak görünümünün düzeltilmesi, bacak içi dolgunluğunun artırılması, liposuction ameliyatı sonrası ciltte olan çöküklük ve düzensizliklerin giderilmesi, vücudun farklı bölgelerindeki yaşlanmaya bağlı oluşan hacim ve dirilik kaybının ortadan kaldırılması, poponun dışa çıkıklığının ve dolgunluğunun artırılması, eski bir yaralanmaya bağlı ciltte oluşan iz ya da çöküklüklerin düzeltilmesi, penis ve kadın genital bölgedeki sorunların ortadan kaldırılması işlemlerinde uygulanıyor.

Kendi yağlarımızdan alınan kök hücreler kullanılarak yapılan uygulamalarda, sizin kendi kök hücreleriniz başrol oynuyor. Ancak bazı merkezler kök hücreleri yurtdışından getirdiklerini iddia ediyorlar. Oysa bunun çok ciddi sakıncaları var. Başka bir insandan ya da canlıdan alınan ya da üretilen kök hücreler, sizde ciddi alerjik reaksiyonlar yaratabilir. Bazı merkezler ciltten alınan dokulardan kök hücre ürettiklerini iddia ediyorlar ki, bu işlem sadece derideki ince kırışıklıkları açmak ve derinin kalitesini artırmak için fayda sağlar. Söz konusu işlemle hastanın cildinden bir parça alınarak, bunun içinden cildi yenileyen hücrelerden 3-5 tane çekip, bu hücrelerin bir kaç haftada kültürde sayısını artırılır. Sonra bu hücreler, 3 seansta cilde verilir. Bu yöntemle derinin yaşlanmasını geriletmek mümkün ama volüm kaybı sorununu çözmek imkansızdır. Kök hücrelerin alındığı yer, nerede, hangi şartlarda çoğaltıldığı ve ayırıldığı önemlidir. Ve tabii bu kök hücrelerin nasıl enjekte edildiği de önemlidir. Yani iş sadece hücrelerde bitmez, bu hücrelerin nasıl ve nereye verildiği de çok önemlidir.

Yaşlanmada en önemli problem, kemik düzeyindeki erime, yumuşak doku kayıpları, cildin derin kırışıklıkları ve sarkmasıdır. Bu sorunları dolgu kullanarak kombine tedavilerle, etaplar halinde gidermek belirli ölçüde mümkündür ama yapılan işlemlerin hem ömürleri kısa hem de bu işlemler sırasında kullanılan yağ miktarı arttıkça maliyet de artar. Bu tür sorunların giderilmesinde kullanılan dolgular yabancı bir madde olduğu için enfeksiyon riskini artırır. Bu nedenle dolgu maddesini sınırlı miktarlarda, çok fazla derinin altına nüfuz ettirmeden kullanabiliyoruz. Sadece yağ dokularından elde edilen kök hücreleri kullanarak, hem kemiği hem dokuyu hem de deriyi tedavi edebiliyoruz.

Yazının devamı...

Anti-selülit dostu 5 besin

9 Şubat 2021

Özellikle kadınların en şikayetçi oldukları selülit sorunu hareketsizlik ve aşırı yağlı beslenme nedeniyle ortaya çıkar. Selülit, cilt yüzeyinde portakal kabuğu gibi çukurlu ve tümsekli bir görünüme neden olur. Genellikçe kalça, uyluk ve karın bölgelerinde ortaya çıkan lokalize bir estetik cilt problemidir. Vücutta kan dolaşımının azalması nedeniyle deride sarkmalar, selülit ve bölgesel yağlanmalar ile görülmeye başlanan selülit, hem medikal hem de doğal yollar ile tedavi edilebilir. Gelişen estetik teknolojisi ile selülitten kolayca kurtulurken beslenme ile selülitin tekrar oluşması engellenebilir. Bu haftaki köşe yazımda hareketsiz ve sağlıksız yaşamın getirisi olan selülit ile nasıl mücadele edebileceğimizi anlatacağım.

Selülit tedavisinde yenilikçi lazer sistemi Endolift Lazer Ağı ve Mezoterapi uygulamalarıyla kısa sürede başarılı sonuçlar elde ediliyor. Endolift Lazer Ağı teknolojisi ile selülitli bölgeyi kontrollü bir şekilde direkt uyararak selülit bağlarının kırılmasını sağlanabiliyor. Saç teli inceliğindeki bu teknoloji ile direkt cildin altına ısı vererek yarım saatte, acı, ağrı, morarma, kesi ve dikiş olmadan tek seferde istenilen sonuç elde edebiliyor. Uygulama ile istediğimiz uzunlukta, derinlikte ve şiddette ısıyı cildin alt tabakasına ulaştırabiliyoruz. Bu uygulama ile her ne kadar ısıyı cildin altına verip kolajeni uyarsak da ısı sadece uygulanan bölgede kalmayıp dağıldığı için cildin üstünde de harika etkiler yaşanabiliyor. Uygulama sonucu bir yan tesir olmaması nedeniyle hasta sosyal hayatına kaldığı yerden devam edebiliyor.

Selülit tedavisinde sıkça başvurulan yöntemlerden biri olan Mezoterapi ile sorunlu bölgede biriken yağların parçalanması sağlanarak selülit ve çatlak görünümü en aza indirilebiliyor. Böylece daha düzenli ve simetrik bir görünüm elde edebiliyor. Mezoterapi’de cildin kalitesi ve ihtiyaçlarına göre cildin altına mikro iğnelerle hyaluronik asit, kolajen, vitamin gibi maddeler küçük miktarlarda veriliyor. Uygulama yaklaşık 15-30 dakika sürüyor ve iğneler son derece ince olduklarından ağrı, acı hissi olmuyor. Mezoterapi sonuçları ikinci seanstan sonra ortaya çıkmaya başlıyor ve 6 ayda bir tekrarı yapılabiliyor.

Selülit tedavisinde beslenmenin önemi büyüktür. Doğru beslenme tercihleri çözümün oluşmasında büyük rol oynar.

Anti-selülit Dostu 5 Besin
1) Brokoli: İçeriği bakımından oldukça düşük kalorili ve sağlıklı bir sebzedir. İçerisinde bulunan alfa-lipoik madde ile selülitin azalmasına yardımcı olur. 

Yazının devamı...

Vücut şekil bozukluklarında tedavi mümkün

1 Şubat 2021

Çağın hastalığı kabul edilen obezite fazla kilonun yanı sıra, kronik birçok rahatsızlığın da ortaya çıkmasına neden oluyor. Yanlış beslenme ve hareketsiz yaşamın etkili olduğu obeziteyi çözmek için yapılan mide ameliyatları kilo veriminde yardımcı olsa da, hızlı verilen kilolar hastada olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Bu haftaki yazımda, obezite sorunu ve mide ameliyatı sonrası kilo verme sürecinde vücudun estetik olarak toparlanması için gereken aşamaları anlatacağım.Çağın hastalığı kabul edilen obezite fazla kilonun yanı sıra, kronik birçok rahatsızlığın da ortaya çıkmasına neden oluyor. Yanlış beslenme ve hareketsiz yaşamın etkili olduğu obeziteyi çözmek için yapılan mide ameliyatları kilo veriminde yardımcı olsa da, hızlı verilen kilolar hastada olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Bu haftaki yazımda, obezite sorunu ve mide ameliyatı sonrası kilo verme sürecinde vücudun estetik olarak toparlanması için gereken aşamaları anlatacağım.

Obezite nedeniyle ortaya çıkan sorunlarının giderilmesi, uzun ve ciddi bir süreçtir. Hareketsiz yaşamı benimseyen insanların davranış bağımlılıkları nedeniyle sağlıklı bir yaşam modeline geçmeleri hayli zordur.  Kronik birçok hastalığı da beraberinde getiren obezite, diyet ve sporla fazla kilolardan kurtulmayı da zorlaştırır. Kilo verme ya da mide ameliyatı sürecinden vücudun estetik olarak toparlanma sürecine kadar uzanan tüm aşamalar, ilgili uzmanlar tarafından dikkatle izlenmelidir. Mide küçültme konusunda uzman genel cerrah, vücut toparlama ameliyatlarında uzman plastik cerrah, obezite konusunda deneyimli bir beslenme uzmanı, obezite, yeme bozuklukları ve bağımlılık konusunda uzman bir psikiatr ve psikolog, spor hocası ve yaşam koçu gibi bu konuda bilgi ve deneyim sahibi olan uzmanların dâhil olmasıyla bu süreç sağlıklı bir şekilde yönetilebilir. 

Diyabet, yüksek tansiyon, ağır kansızlık gibi yüksek cerrahi risk taşıyan kişiler operasyona alınmadan önce risk yaratabilecek herşey minimuma indrilmelidir ve eğer bunlar kontrol edilemiyorsa ameliyata alınmamalıdır.
Aşırı kilolu kişilerin, bu kilolardan kurtulma sürecinde vücutlarında istenmeyen birçok deformasyon da meydana gelebilir. Ameliyatla veya ameliyatsız olarak aşırı kilolar verildikten sonraki en önemli problem, vücutta cilt sarkmaları olarak karşımıza çıkar. Vücudun hemen hemen her kısmında; yüz, boyun, memeler, kollar, karın, popo, kalça, kasık ve uyluklarda sarkıklık ve gevşeklik meydana gelebiliyor. Kişinin yaşı, genetiği, yan hastalıkları, yaşam tarzı ve en önemlisi deri kalitesi bu deformasyonların büyüklüğünde önemli rol oynar. Verilen kilo miktarı arttıkça sarkma ihtimali de artabilir. Özellikle genç hastalarda kilo kaybederken yapılan spor, ileri dönemdeki cilt sarkmalarını önemli ölçüde azaltır. Kilo veren kişilerde 3-4 beden küçülme olsa da bir süre sonra, neredeyse ciltleri bol gelebilir. Bedensel olarak, obezite ameliyatlarından sonra esteik cerrahinin devreye girebilmesi için, öncelikle kişinin kalp ve tansiyon değerleri, şeker ve tiroid problemleri, böbrek ve karaciğer fonksiyonları gibi faktörlerinin tekrar sağlıklı hale dönmesi gerekir. Kilo verme sürecinin diyet ve egzersizle desteklenmesi, ileriki dönemlerde kiloyu stabil tutmak, sarkmaları bir nebze de olsa sıkılaştırabilmek açısından önem taşır. 

Yazının devamı...

Kuruyan ciltler için etkili çözümler

26 Ocak 2021

Özellikle kış aylarında cildimizde kuruma görülür. Cilt kuruluğunda önlem alınmazsa çatlama ve egzama rahatsızlıkları ortaya çıkabilir. Yaşadığımız bu sorunları evde yapabileceğimiz ufak bakımlar ile ortadan kaldırabiliriz. Bu haftaki yazımda, evde yapabilecek basit ama etkili cilt bakımı önerilerini anlatacağım. Özellikle kış aylarında cildimizde kuruma görülür. Cilt kuruluğunda önlem alınmazsa çatlama ve egzama rahatsızlıkları ortaya çıkabilir. Yaşadığımız bu sorunları evde yapabileceğimiz ufak bakımlar ile ortadan kaldırabiliriz. Bu haftaki yazımda, evde yapabilecek basit ama etkili cilt bakımı önerilerini anlatacağım. 


Hijyen için sık sık kullandığımız kimyasal el dezenfektanları, kolonya ve ıslak mendil gibi ürünler ellerimizin kuruyup yıpranmasına neden oluyor. Ellerde oluşan kuruluk ilerleyen aşamalarda egzamaya neden olabiliyor. Kaşıntılı, sulu, kızarık yaralar şeklinde kendini gösteren egzamaya dikkat etmeli, mümkün olduğunca nemlendirici krem kullanmalı ve evlerde bulunan zeytinyağından faydalanmalıyız. 


Kuruyan, çatlayan eller için zeytinyağı

Kuruyan ve çatlayan eller için 1 yemek kaşığı zeytinyağı ve 1 yemek kaşığı şeker ile hasar gören ellere hızlı ve kolay bir çözüm sağlanabilir. Avucunuza şekeri alarak yavaş yavaş elinize zeytinyağını damlatmaya başlayın. Daha sonra aynı işlemi diğer el için de yapın. Ellerinize güzelce yaydıktan sonra iki elinizi de birleştirerek 1 dakika boyunca ovalamaya devam edin. Ellerinizin dış kısımları ve parmaklarınıza da uygulayabileceğiniz bu maske sayesinde elleriniz nemli ve rahat hissedecektir. Daha sonra Ilık su ile durulayarak temizleyin. 


Yazının devamı...