ARDA’NIN GENLERİ MESELESİ

12 Şubat 2020

“Hiç ara vermeden üçüncü ve dördüncü çocuğu yapacağız. Kocamın genleri çoğalsın istiyorum” demiş Aslıhan Doğan Turan. Kendini yok sayan bir adanmışlık ifadesi bu cümle.Kadınlık gururu üzerinden yaklaşanlar oldu, ben işin bilimsel yanındayım.Öncelikle babadan gelen genlerin, bebeklerde daha baskın olduğu iddiasını doğrulamıyor bilim insanları. Zeka konusunda erkek çocukların daha çok anneden gen aldıklarını söyleyen bilim insanları da var, eşit gen dağılımı var diyen de...  Her şart altında anne etkisi önemli zira kendisini yok sayan Aslıhan Doğan Turan, Işık Lisesi mezunu, İngiltere’de üniversiteye gidecek kadar da İngilizce’ye hakim.Ama asıl ‘Eyvah eyvah’ dedirtecek kısım başka...Riskli ve adrenalini bol bir yaşam sürme isteğini besleyen gen babadan geçiyormuş çocuğa.Yüzdeki gamze, cinsiyet ve hatta ağız sağlığı gibi özellikler de daha çok babadan geçiyor bebeğe.Buna karşın kellik anneden geçen bir gene bağlı olarak gelişiyor.Gelelim sonuca, Arda Turan, her takımın taraftarlarınca sevilen, yeteneği kadar sempatik yanlarıyla da sevdiğimiz biri olarak girdi hayatımıza.Kariyerini iyi yönetmediği, saha dışı olayların futbolunun önüne geçtiği doğru ama hatalarından çıkardığı dersler de vardır mutlaka.Her baba, kendi hayatından çıkardığı dersleri mutlaka aktarır çocuğuna, Arda da aynı şeyi yapacaktır ki zaten önemli olan ve hayat başarısını belirleyen şey de bize geçen genlerin üzerine eklenenlerle alakalı...

Sinema da futbol gibi

Banjiha deniliyor ‘Parazit’ filmine konu olan evlere.
Kuzey Kore ile gerilimin sürdüğü yıllarda, sığınak olarak kullanılmak için yapılmış yerler aslında o evler.
Büyük kısmı yerin altında, neredeyse hiç güneş almayan, banyosunda ayağa dahi kalkamadığınız yerler.
Konut sıkıntısı nedeniyle 1980’li yıllardan sonra ev olarak kullanılması yasal hale gelmiş banjihaların.
Şimdi bir film sayesinde Seul’de daracık bir alanda yaşam mücadelesi veren insanların hikayelerinden haberdar olduk.

Yazının devamı...

KÖR ÖLÜR BADEM GÖZLÜ OLUR

31 Ocak 2020

Sadece bize ait bir özellik değilmiş, “Kör ölür badem gözlü olur” sözüyle özetlenen durum.Sadece bize ait bir özellik değilmiş, “Kör ölür badem gözlü olur” sözüyle özetlenen durum.ABD’nin ve dünyanın en saygın gazete markalarından biri Washington Post’un Kobe Bryant’ın ölümünden beri yaşattığı tecrübenin özeti bu.Bryant, 2003 yılında, Colorado’da kaldığı otelde çalışan 19 yaşındaki bir kıza tecavüz etmekle suçlanmıştı.Cinsel ilişkiyi kabul eden Bryant, tecavüz yaşanmadığını iddia etmişti.Sonuçta tecavüz iddiasında bulunan kızın 2 milyon dolar aldığı ve davanın düştüğü, Bryant’ın eşi Vanessa’ya da 4 milyon dolar’lık bir yüzük alıp kendini affetirmeye çalıştığı yazılıp çizilmişti ABD medyasında...İşte Kobe Bryant’ın öldüğü gün sosyal medya hesabında bu konuya dair haberleri paylaştı Washington Post muhabiri Felicia Sonmez. Kısa süre önce bir meslektaşının cinsel saldırısına uğramış bir gazeteci olarak yaptı bu paylaşımları Sonmez.Washington Post, muhabirinden önce bu sosyal medya mesajlarını silmesini istedi.Bu kabul edilmeyince de Sonmez’i süresiz ücretli izne çıkardı.Gazetenin şef editörü, bizdeki karşılığı genel yayın yönetmeni, muhabirinin tweet’lerini “İyi muhakeme edilmemiş mesajlar” diye tanımladı.Sonuç mu? Geçtiğimiz üç gün içerisinde Washington Post o kadar ağır eleştirilere maruz kaldı ki, Sonmez’i tekrar işe başlatmak zorunda kaldı.İnsanlar öldüklerinde hikayelerinin hep iyi tarafları anlatır, anılır, bu son derece insani bir tepki.Ancak empati duygusuyla hikayenin tatsız sayfalarını hatırlatan birisini de linç etmemek lazım...

Hepimiz teşhirci hepimiz röntgenciyiz

Hadise ve Meryem Uzerli...Türkiye’de sosyal medyayı en iyi kullanan iki kadın onlar.Zira her insanın içinde hem teşhircilik hem de röntgencilik olduğunu gayet iyi biliyor ve orayı başarıyla gıdıklıyorlar.“Her insanın içinde hem teşhirci hem de röntgenci bir yan vardır” tanımlaması bana ait değil.Türkiye’nin ilk sosyal medya televizyon programı olan ‘Tıkırtı Gazetesi’ni yapmadan önce “Sosyal medya ne?” diye araştırırken, BBC’nin Macar bir sosyolog ile yaptığı röportajda görmüştüm bu terimi.Hem teşhirci hem de röntgenci yanımızı beslediği için “Tüketimin kayıp halkası” diye tanımlamıştı o sosyolog, sosyal medyayı.Hadise’yi uzun zamandır şarkılarından, ilişkilerinden çok sosyal medya fotoğraflarıyla konuşuyoruz.Uzerli, uzun zamandır dizi sektöründen uzakta ama sosyal medya sayesinde klasik medyada ve hafızalarımızda yer buluyor.Teşhircilik ve röntgencilik deyince çoğu kişinin aklına çıplak kadın bedeni gelmediği gün, sosyal medyayı anlamak daha kolay olacak. Bu arada herkesin dilindeki sosyal medya tanımlasını da doğru yapmak lazım.“İçeriğini kullanıcıların oluşturduğu medya alanı” diye tanımlanır sosyal medya, Instagram, Twitter, Facebook ve diğerleri sadece birer markadır...

Alişan ve ‘Amin’ diyen oğlu

Alişan, “Her ezan sesinde ‘Amin’ diyen bir oğlum var” diye bir video paylaşmış, sosyal medya hesabında.
Önce çok güzel bir bebek, Allah nazarlardan saklasın diyerek, başlayayım yazmaya.
Sonra birkaç küçük not ileteyim:

Yazının devamı...