Boğaziçi Üniversitesi olayına tersten bakış

Tüm Türkiye’de adı şu an en fazla bilinen üniversite rektörü Boğaziçi’ne atanan Melih Bulu. Boğaziçi gibi marka bir üniversiteye atanmış olmak Melih Bulu’nun şansı mı, şansızlığı mı orası biraz karışık zira arşivlerde çok az konuştuğumuz rektörler ve icraatları var.

Türkiye’de büyük bir üniversitenin rektörü bir holdingde görev yapan arkadaşını üniversiteye genel sekreter yaptı, rektörün oğlu da söz konusu holdingde işe başladı.

Bir başka üniversitenin rektörünün, dekanlık yaptığı sırada 28 adayı eleyip, oğlunu başında bulunduğu fakülteye araştırma görevlisi olarak aldığı ortaya çıktı.

Bir başka rektör, eşini tarif eden öğretim görevlisi kadrosu çıkarmıştı. Neyse ki YÖK görevine son verdi.

Bir başka rektör kardeşi ve yeğeni için kadro açtırmakla kalmamış, 10 yıllık makam şoförünü de bir fakültenin genel sekreterliğine atamış.

Bir başka rektör yardımcısı kardeşini yüksekokul müdürü, kızını da Almanca okutman yapmış.

Makam aracının 0’dan 100 kilometre hıza 8.2 saniyede ulaşmasını ihale şartı olarak belirleyen rektör de gördü Türkiye.

Daha acısı, bin 300 lira bedelle kiralanan lojmanı için 145 bin lira mobilya parası ödeten de rektör de var.

Keşke bu rektörleri de Melih Bulu’nun onda biri kadar konuşmuş olsaydık...

Ekrem İmamoğlu yapabilirse, fark edecek

Türkiye şu ana kadar mevsim normallerinden yüzde 50 daha az yağış aldı.

Önümüzdeki üç ay boyunca yağışlar mevsim normallerinin yüzde 50 üzerinde olmazsa, gelecek sonbaharda başta İstanbul olmak üzere birçok büyük ilde “su” derdimiz olacak.

Boğaziçi Üniversitesi olayına tersten bakış

Bunu önlemenin yollarından biri de her yaz barajlardaki suyun yüzde 20’sini yok eden buharlaşmanın önüne geçmek.

Şaka değil, Türkiye her yıl toplam 501 milyar metreküp yağış alır, bunun 274 milyar metreküpü buharlaşma yoluyla atmosfere geri döner. Oran hesabı yapınca ortaya çıkan rakam yüzde 54’ten fazla.

Dünyada buharlaşmanın önüne geçmek için en sık kullanılan yöntemler, baraj yüzeylerinin, köpük bilyeler ya da beyaz maddelerle kaplanmasıydı. Bu sayede buharlaşma yüzde 85 oranında azaltılıyordu.

Ancak artık bu yöntemler demode hale geldi, bunun yerine baraj yüzeylerinde güneş enerjisi yardımıyla elektrik üretimi yapılıyor.

Türkiye bu sisteme yabancı değil, İstanbul, Büyükçekmece Gölü’nde ve İzmir, Seferihisar’da benzer uygulamalar var.

2015’te, tüm barajlar için bu sistemlerin devreye alınacağı söylenmişti ama yapılmadı.

İstanbul’daki altı barajın toplam yüzey büyüklüğü 118 kilometre, bunun yüzde 10’u kullanılabilir alan diye hesaplandığında, ortaya çıkan sonuç 1478 MW’lik bir güç oluyor ki bu oldukça büyük bir rakam.

Ekrem İmamoğlu, geçmiş dönemin projesi diye bu işe sırtını dönmemeli.

Hem az olan suyun buharlaşmasını önlemek hem de temiz enerji üretmek adına iyi bir fırsat bu.

Eyalet değiliz biz, farkında mıyız?

ABD’de seçimlerin yapıldığı ve oyların sayıldığı günlerde ABD eyalet medyası gibi davrandı medya.

Tamam, ABD’de kimin “Başkan” olacağı önemli de, ekranda sabit grafiklerle, aralıksız sonuç aktarmak garip geldi bana.

Senato baskını işinde de benzer bir durum yaşanıyor.

ABD Anayasası’nın 25. maddesi, Başkan Yardımcısı ve bakanların onayıyla Trump’ı görevden alma senaryoları, Trump’ın buna itiraz yolları bir sürü yayın yapılıyor.

Trump’ın görev süresinin bitmesine bir yıl falan değil sadece 10 gün var, görevden alınsa ne olur, alınmasa ne olur? Bir ABD eyaleti gibi, aralıksız Washington yayınları izlemekten gına geldi bana.

İsrail bu kadar aşıyı nasıl buldu?

İsrail şu an nüfusunun yüzde 20’sini koronavirüse karşı aşıladı.

Bu durumu “İsrail’in nüfusu az” diye açıklamak pek mümkün değil zira dünyadaki her 9 aşıdan biri şu an İsrail’de yapılmış durumda.

Pfizer-BioNTech bu pozitif ayrımcılık için ne diyecek acaba?

Perhiz, lahana turşusu, Özdemir Bey…

“Zeki Müren’i günümüzde hâlâ evrensel bir sanatçı gibi gösterenler ahlaksızdır.”

Boğaziçi Üniversitesi olayına tersten bakış

“Zeki Müren’in yöresel bir sanatçıdır.”

“Sanat Güneşi ifadesini ona halk vermedi, kendi kendine yakıştırdı.”

Tüm bu sözler Özdemir Erdoğan’a ait.

Aynı röportajda “Ustalığını dünyanın kabul ettiği bir müzisyen” olarak tanımlamış kendisini Özdemir Erdoğan.

Okuyunca, ha “Sanat Güneşi” ha “Ustalığını dünyanın kabul ettiği müzisyen” arada ne fark diye düşünüyor insan.

İdeal Özdemir Erdoğan sadece müzik yapanı ama reel Özdemir Erdoğan konuşuyor ve aynada gördüğü yüzü gereğinden fazla önemsediği için tıpkı Zeki Müren gibi kendine unvanlar yakıştırıyor.