Hareketsizlik aşılmalı...

Hareketsizlik aşılmalı...

Sami KOHEN

SIK söylenen bir laf ama, Ankara'daki iç politika hayhuyu içinde Türkiye'nin ekonomi ve dış politika alanlarında esas sorunlara doğru dürüst eğilemediğini ve bu yüzden zaman kaybettiğini, hatta fırsatları kaçırdığını bir kez daha tekrarlamak zorundayız.
Gerçekten Türkiye'nin dikkatleri şu sırada, siyasiler arasındaki sürtüşmeler ve rejim meseleleri değil, ekonomik sıkıntıların çözümü ve dış ilişkilerin düzeltilmesi gibi konular üzerinde toplanmalı idi.
Meclis'te, parti merkezlerinde, çeşitli kuruluşlarda, insanlarımızın günlük yaşamını etkileyen bu meseleler tartışılmalı, bunlar üzerinde yeni fikirler ve stratejiler üretilmeli idi.
Oysa geçen günkü yazımızda da belirttiğimiz gibi, - özellikle dış politikada - birçok sorun kilitlenmiş, çözümü de dondurulmuş durumda. Böyle bir "hareketsizlik" politikasının ne kazandıracağı veya kaybettireceği dahi tartışılmıyor. Hükümetçe belirlenen politikanın çizgisi içinde kalmakla yetiniliyor...
* * *
AB ile ilişkiler dahil, çeşitli konularda görülen durum bu. Hükümetin Lüksemburg Zirvesi sonrası aldığı tavırdan bu yana, bir hareket yok. Bu konuda herhangi bir siyasi parti bir çalışma yaparak özgün bir fikir veya öneri ortaya atmıyor. Vaktiyle AB ile ilişkiler konusunda sesleri duyulan politikacılar, işadamları, eski diplomatlar, çeşitli sivil toplum kuruluşları da suskun.
Bu yaygın hareketsizlik arasında konuyu gündeminde canlı tutmaya ve tartışmaya açmaya çalışan ender kuruluşlarından biri, İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV)'dir.
Yıllardan beri AB ile ilişkiler alanında çabalarını sürdüren İKV, ceşitli vesilelerle görüş ve önerilerini yetkililere ve kamuoyuna duyurmaya çalışıyor. Vakfın bugün İstanbul'da düzenleyeceği bir panelin amacı da, Türkiye için hayati önem taşıyan bu konuya dikkatleri çekmektir.
* * *
BU toplantı öncesi, İKV Başkanı Meral Gezgin Eriş, (ne yazık ki basına pek yansımayan) bir "medya toplantısı" ile, Türkiye - AB ilişkileri konusunda düşündürücü mesajlar verdi.
Temelde Eriş ve uzman ekibi, Lüksemburg Zirvesi'nde alınan kararın haksız ve yanlış olduğu, Türkiye'nin eşit aday sayılmaması karşısında gösterdiği ilk tepkinin de yerinde olduğu kanısında.
Bu noktadan hareketle, İKV Başkanı bundan sonra nasıl hareket edilmesi gerektiğini özetle şöyle ifade ediyor:
* AB, Zirve sonrasında, yetersiz de olsa, bir özeleştiri yaparak bozulan ilişkilerin tamiri için adımlar atmaya başlamıştır. AB, Zirve'nin olumsuz yönlerini gündemden düşüren, olumlu yönlerini öne çıkaran yeni bir tavır sergilemek için hazırlıklar yapmaktadır. Türkiye'nin buna olumlu yaklaşım göstermesi gereklidir... Türkiye, devamlı tartışma ve gerginlik ortamını sürdürerek ve ilişkilerini keserek, bir AB politikası oluşturamaz...
* Türkiye'nin enflasyonun kontrol altına alınmasından insan hakları ve demokrasi standartlarına kadar, temel sorunlarının çözümünde herhangi bir gelişme kaydedilmemiştir.
Daha da vahimi, Türkiye, rejim tartışmalarının yapıldığı son derece olumsuz bir gerginlik ortamına sürüklenmiştir...
* Lüksemburg Zirvesi sonrasında AB hatalarını düzeltme yolunda bazı adımlar atmıştır ("Avrupa Stratejisi" programı gibi). Bu Türkiye açısından önemli bir konjonktür yaratıyor. Bunun çok iyi kullanılması gerek... Türkiye temel isteklerinden ödün vermeden AB'nin önerilerini değerlendirip avantajları kullanmalı, ilişkilerin dengeli biçimde yürümesi için isteklerini masaya getirmelidir...
* AB ile siyasal ilişkilerin askıya alınması ile hiçbir sorun ortadan kalkmaz... Türkiye AB ilişkilerinin düzelmesi için üst düzey diyalog başlatılmalıdır...
* * *
BUNLAR bizim de daha önce bu köşede savunduğumuz görüşlerdir. Bu fikirlerin şu sırada gerçekçi bir yaklaşımla tartışılmasında ve içine girilen "hareketsizliğin" bir an önce aşılmasında büyük yarar vardır.
Tabii başımızı iç politika tartışmalarından ve çekişmelerinden kaldırabiliyorsak...




Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr