KKTC’de yeni dönem

KKTC’deki seçimler sonucunda, Cumhurbaşkan-lığı koltuğunun son 5 yıl bu görevde bulunan Mustafa Akıncı’dan onun rakibi Başbakan Ersin Tatar’a geçmesiyle, adadaki Türk toplumu için yeni bir dönem başlıyor.

Bu olayın önemi, sadece kişi bazında bir iktidar değişikliğinin gerçekleşmiş olmasından ibaret değil. Esas önemli olan, Akıncı ile Tatar’ın savunduğu temel görüş ve politikalardan birinin sandıktan çıkan sonuca göre (az oy farkıylada olsa) tercih edilmiş olmasıdır.

Bunun pratikteki anlamı şudur: Cumhurbaşkanlığı koltuğundaki bu değişiklik, Kıbrıs politikasında da farklılık getirecektir. Bunu “iç” siyasi ve ekonomik alanda olduğu kadar, “dış” politikada da göreceğiz.

Dış politikadan kastedilen, Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik çabalar, KKTC’nin Ankara ile kenetlenerek, Doğu Akdeniz’de izleyeceği yoldur.

Bu yeni stratejinin bir süreden beri Ankara’da ve Lefkoşa’nın Türk kesiminde hazırlanmakta olduğu biliniyor. Son zamanlarda Ersin Tatar’ın demeçleri de belirlenmiş olan yeni stratejik hedeflere ışık tutmuştur.

Tatar’ın seçildikten sonraki konuşmalarında verdiği mesajlar bu yeni dönemin start işaretini niteliğini taşıyor.

***

Yarım yüzyıla yakın bir zamandan beri süregelen müzakerelerde, çözüm yönünde bir sonuca varılamamasının Türk tarafında yarattığı bıkkınlık bu seçimlerde belirleyici bir rol oynamış, Ankara’nın da etkisiyle Tatar’ın savunduğu tutuma desteği artırmıştır.

Seçim kampanyası sırasında sıkça duyulan söz şu olmuştur: “Adanın federal esaslara göre birleşmesi için yapılan görüşmelerden umudumuz kalmadı. Daha fazla beklemeye tahammülümüz yok. Artık biz de kendi yolumuza  devam edelim.”

Ankara’nın ve Tatar’ın başını çektiği bu düşünce akımı, şimdi Türk tarafının uygulayacağı yeni stratejinin temelini oluşturuyor.

Daha açık bir ifadeyle, bundan sonraki diplomatik çabalarda ve müzakerelerde, Türk tarafının ortaya koyacağı parametreler, eskisinden farklı olacaktır. Artık masada yıllardır tartışılan federal çözüm şekli Türk tarafının gündeminden düşecektir. Gerek Ankara gerekse Tatar “alternatif çözümler”in masada yer almasını isteyecek, bu yönde kendi önerilerini ortaya koyacaktır.

Bu alternatifler KKTC’nin varlığını ve egemenliğini temel alıyor, Rum kesimi ile eşitliği şart koşuyor. Konfederal sistemden bağımsız “iki devlet” sistemine kadar farklı seçenekleri içeriyor.

Yeni Cumhurbaşkanı olarak müzakerelere katılacak olan Tatar’ın masada alacağı yeni tutum herhalde bu istikamette olacaktır. Bunun ilk işaretini de yakında göreceğiz. Nitekim BM Genel Sekreteri’nin, Türkiye, Yunanistan, İngiltere, Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin katılımıyla “beşli” bir konferans düzenlenmesi bekleniyor.

Türk tarafı herhalde orada ilk yeni atılımını yapacak.

***

Türk stratejisindeki bu değişiklik, aynı zamanda Kıbrıs’ın bölge jeopolitiğinde öne çıktığı, Ankara’nın da Doğu Akdeniz’de yeni hamlelere giriştiği bir zamana rastlıyor.

Bir bakıma, yeni Kıbrıs politikasının Ankara’nın bölgesel stratejisinin de bir parçası haline geldiği söylenebilir.

Daha açık bir ifadeyle, Türkiye açısından Kıbrıs’ın önemi oradaki Türklerin güvenliği ve esenliğiyle olduğu kadar, adanın yer aldığı jeopolitiğin Türkiye’nin ulusal çıkarlarıyla da ilintilili olmasındandır.

Bu, Kıbrıs sorununun çözümünün sadece iki toplum arasında değil, bölgesel düzeyde sağlanması gerektiğini gösteriyor.

Bu yeni politikanın Güney Kıbrıs’tan ve ayrıca bölge ülkelerinden ve konuyla ilgili diğer güçlerden nasıl bir karşılık göreceği önemli.

Bunun nasıl gelişebileceğini bir başka yazıda ele alacağız...