Sorunlar kilitlenince...

Sorunlar kilitlenince...

Sami KOHEN

TÜRK dış politikasında ağırlığı olan iki konuda bir kilitlenme var: Birincisi AB ile ilişkiler. Diğeri de Kıbrıs sorunu.
Bu tıkanmanın yakında çözülmesi olasılığı da zayıf görünüyor. Diğer bir deyişle her iki konuda "çözümsüzlük hali" devam edeceğe benziyor.
Ankara, bu duruma nasıl bakıyor? Türk diplomasisi bu tıkanmayı aşmak için ne yapmayı planlıyor? Yeni sıkıntılar Türk dış politikasında, önceliklerde ve rotada bir değişikliğe yol açabilir mi?
* * *
ÖNCE AB ile ilişkilerde hangi noktaya gelindiğine bakalım.
Türkiye'nin Lüksemburg Zirvesi'nde "eşit aday" sayılmaması nedeni ile aldığı tavır, AB ile ilişkileri tamamen dondurdu. Dönem başkanı İngiltere ve Türkiye'ye yakınlık gösteren Fransa dahil bazı ülkelerin Türkiye'yi Avrupa Konferansı'na çekmek ve tutumunu yumuşatmak için harcadığı çabalar da bir sonuç vermedi.
Şu anda, AB ile Türkiye'nin sanki yolları ayrılmış durumda: Ankara, Lüksemburg Zirvesi'ndeki karar değişmedikçe, yani Türkiye'ye diğer 11 aday ülkenin statüsü verilmedikçe, AB ile hiçbir temasta bulunmamak konusundaki kararlılığını sürdürüyor. Buna karşılık AB de (Fransa, İtalya gibi bazı üyelerin Zirve'de sergilenen tavrın yanlış olduğunu kabul etmesine rağmen) kararından dönmeye niyetli görünmüyor.
AB olsa olsa bu sorunu Haziran'da Cardiff'te yapacağı yeni Zirve'de tekrar ele alabilir. Ama AB diplomatları kadar, Türk yetkilileri de, "bir değişiklik umudu olmadığını" söylüyorlar.
Haziran'a kadar, bu karamsarlığı dağıtabilecek ne olabilir, bilemiyoruz. Türkiye içerde (insan hakları gibi konularda) durumunu mu düzeltir? Kıbrıs'ta ve Ege'de, buzlar erimeye mi başlar? Ankara, AB ile diyaloğu yeniden kurmaya mı yönelir?.. Bu arada AB içinde Türkiye'ye eşit aday statü vermenin yanlış olduğunu düşünenler yeni bir girişimde mi bulunur? Yunanistan (ve Almanya) eski "redci" tavrını mı değiştirir?..
Doğrusu bunların hepsi de çok zayıf olasılıklar. Dolayısı ile bizim diplomatların da kabul ettiği gibi, AB ile ilişkilerin daha uzun süre kilitli kalması kaçınılmaz.
Bu durumda Türkiye ya AB'ye üyelik başvurusunu geri çeker, ya da adaylığı şimdilik kenara bırakıp, AB ile Gümrük Birliği'ni sürdürür, ilişkileri canlı tutmaya çalışır. Başbakan Yılmaz'ın geçen Aralık'ta "sürçi lisan"la başvuruyu geri çekebileceğine ilişkin sözü, politikaya - iyi ki - yansımadı. Dolayısı ile şimdi böyle bir tepkisel davranışta bulunmak söz konusu değil... Yetkililer Gümrük Birliği'nin devamında ve geliştirilmesinde yarar görüyor ki, doğrusu da budur. Hatta AB ile tekrar dirsek temasına girmek ve bu arada etkin üye ülkelerle ikili ilişkileri geliştirmek - veya en azından eski ilişkileri bozmamak - izlenecek en doğru yoldur...
Eğer Türkiye, Avrupa'dan uzaklaşmak veya kendi kendini dışlamak istemiyorsa, şimdiki tıkanıklığı ancak bu şekilde aşabilir.
Yok, eğer Türkiye'nin AB'siz de yapabileceği, hatta başka seçeneklere yönelebileceği gibi bir düşünce ile hareket edilirse, iş değişir. Ama sanıyoruz, Ankara'da dış politika rotasını bu şekilde değiştirmek eğilimi yoktur...
* * *
KIBRIS sorunundaki kilitlenme, AB'nin Güney Kıbrıs'la üyelik müzakerelerini başlatmaktaki ısrarı dahil, birtakım etkenin sonucudur. Bu KKTC'yi - Ankara'nın desteği ile - geçmişte savunulan parametreleri silmeye ve farklı bir politika benimsemeye itmiş bulunuyor.
Türk tezi artık "toplumlararası görüşmeler yolu ile iki kesimli federasyonu" gerçekleştirmeyi hedeflemiyor. Şimdi, "iki ayrı devletin varlığı" esasına dayalı bir çözüm öneriliyor. Tabii Rum - Yunan tarafı buna yanaşmıyor. Uluslararası camia da - aralarında anlayış gösterenler bulunmakla beraber - bu pozisyona karşı çıkıyor.
Açıkçası, bu durumda Kıbrıs görüşmelerinin yeniden başlaması, çözüm için bir ortak zemin bulunması şansı pek yok. Bunca özel temsilcinin gayreti boşuna... Hele bu ayın sonunda AB - Kıbrıs görüşmelerinin başlamasından sonra, eski parametrelere dayalı çözüm, büsbütün hayal... Türk yetkililer bu çözümsüzlüğün yol açabileceği gerginlikten ve sıkıntılardan pek kaygılı görünmüyorlar. Ne de olsa uzun yıllardan beri buna alışılmış.
Ama gene de, sorunların bu şekilde kilitlenip kalması, kimsenin yararına değil...


Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr