NEŞEMİZİ BULMANIN YOLLARI

1 Kasım 2020

Geçtiğimiz günlerde önüme çıkan bir kitaptan söz etmek istiyorum size, “The Gravity of Joy” (Neşenin Yer Çekimi). Bu vesileyle neşemizi, mutluluğumuzu nasıl bulacağımızı konuşalım biraz.

Angela Williams Gorrell tarafından yazılan kitap, özellikle son dönemde neşeyi unutanları merkezine almış. Williams, kitabında neşenin üç halinden söz etmiş ve ilk olarak geçmişe dönük neşeye değinmiş. Bebeğimizle karşılaştığımız ilk an, şirkette aldığımız terfi, sevgilimizin unutulmaz doğum günü sürprizi ilk kategorinin örneklerinden. İkinci sırada kurtarıcı neşe var. Kırdığımız birinden dilediğimiz özür, sigarayı bırakmak için ettiğimiz yemin, kurtarıcı neşenin örneklerinden. Üçüncü sıraya da fütüristik neşeyi koymuş. Bu kategoride de yaptığımız bir hayır işinin sonuçlarını görmemiz gibi örnekler vermiş. Yazarın röportajı, aslında hayatımızda neşelenecek şeyler de varken bardağın neden boş tarafına odaklandığımızı düşündürttü bana. Tamam, toplum olarak öyle aşırı neşeli bir mizacımız yok; şikayet eden, hastalık anlatmayı seven, mutlu günde değil de acı günde destek vermeyi görev bilen bir toplumuz, hele ki pandemiyle halimiz çifte katmerli oldu lakin bu neşesizlik hali globalde de aldı başını gidiyor, herkes sinirli, süper gergin ve tahammülsüz. Özetle, “Neşeli ol ki genç kalasın” şarkısını unuttuk dostlarım.

NEŞE VE MUTLULUK

Hemen neşe ve mutluluk arasındaki farka göz atalım. Neşe, dış nedenlere bağlı, anlık sevinçlerden oluşur. Mutluluk ise iç nedenlere bağlıdır ve sürdürülebilirdir lakin sürdüremiyoruz işte. Böyle zamanlarda neşemizi ve mutluluğumuzu kendimizde aramak yerine ne yapıyoruz? Ya başkasına ya da kişisel gelişim işlerine sarıyoruz. Şu son dönemde online reiki yapan, nefes, yoga dersi alan o kadar çok arkadaşım var ki inanamazsınız. Bu işlerle pek alakası olmayan ben bile daha detaylı sorular sormaya başladım onlara. En başta da kitap tavsiyeleri aldım tabii. Hemen paylaşıyorum sizlerle, yeter ki bir şekilde iyi gelsin, neşemizi bulalım.

İYİ GELEN KİTAPLAR

“Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı”. Amerikalı Mark Manson’ın bu kitabı, pozitif yaklaşımlardan ziyade, nelere daha az kafa takılmasını gerektiğini etkili bir şekilde anlatıyormuş. “Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı”nın yazarı Dale Carnegie, sosyal çevrenizde başarılı bir şekilde varolmanın dayanılmaz hafifliğini anlatmış. Benjamin Franklin’den de şahane bir alıntı var: “Hiç kimse hakkında kötü konuşmam, daima onların herkesin bildiği en iyi yönlerinden söz ederim”. Doğan Cücenoğlu’nın yazdığı “Savaşçı”, anlamlı ve coşkulu bir yaşam için verilen savaşı anlatmış. Joseph Murphy, “Bilinçaltının Gücü” ile “Neye inanırsanız onu yaşarsınız” diyor ve telkin yöntemiyle düşüncelerimizi nasıl değiştirebileceğimiz konusunda ipuçları veriyor.

Haftanın güzellikleri

Yazının devamı...

'YEŞİL IŞIKLAR'

25 Ekim 2020

Oscar ödüllü oyuncu Matthew McConaughey, bu sefer bir filmle değil, Penguin Random House yayınevinden çıkan otobiyografisiyle huzurlarımızda.

“Bütün edebi türler içerisinde otobiyografi, başarının en az olduğu tür olarak görünmektedir. Çünkü en tehlikelisi odur” demiş ünlü yazar Stefan Zweig “Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar” isimli kitabında. Doğru tespit, zira “Hayatımı yazsam bestseller olur” tadında söylemleri çok duydu bu kulaklar. Hatta otobiyografisini yazdırmak üzere hayalet yazarlarla (yazar, kendi ismini kullanmaz) anlaşan ünlülere bile şahit oldu. Otobiyografi, yani öz yaşam öyküsü denen olay, son derece bıçak sırtıdır. İlginç bir yaşamı, doğru tespitleri ve gerçekçi tavsiyeleri içermelidir.

Popüler otobiyografiler

Işıltılı dünyanın popüler isimlerine ait otobiyografiler denilince aklıma bir çırpıda gelenler şu isimler: Jessica Simpson, “Open Book”; Reese Witherspoon, “Whiskey in a Teacup”; Jennifer Lopez, “True Love”; Demi Moore, “Inside Out”; Lea Michele, “Brunette Ambition”; Tina Fey, “Bossypants”; Drew Barrymore, “Little Girl Lost”; Jaz-Z “Decoded”… Bugün ise Oscar ödüllü oyuncu Matthew McConaughey’in yeni çıkan otobiyografisi “Greenligths”ı (Yeşil Işıklar) konuşacağız.

Aydınlık hava

Bir Akrep erkeği olan Matthew’u, “Bir Erkek On Günde Nasıl Kaybedilir?” isimli kült romantik komedi filmiyle sevdim; “Güneşin Karanlığında”, “Öldürme Zamanı”, “Yıldızlararası” ve daha niceleriyle de sevgim pekişti. Ne kadar karanlık bir filmde oynarsa oynasın, hep aydınlık bir hava kattığını düşünürüm filmlere. Ve adeta ellinci yaşını taçlandırmak üzere yazdığı otobiyografisi de tam bu etkiyi yansıtıyor. Kitap tanıtımını sanal turlarla yapacak. Peki, hayranları tatmin olur mu? Pek sanmam. Nerde hayalindeki yıldızı kanlı canlı görüp gerçek bir imza alabilmek, yanak yanağa fotoğraf çektirebilmek, nerde bu!

Yazının devamı...

“Fişekhane’de buluşalım”

18 Ekim 2020

Bu cümleyi önümüzdeki günlerde çokça duyacak gibiyiz; zira Fişekhane, İstanbul’un kültür-sanat-yaşam üçlemesinin yeni çekim merkezi olmaya hazırlanıyor

1846’da demir fabrikası, sonrasında fişek fabrikası, bugün ise kültür-sanat-yaşam üçlemesinde İstanbul’a taptaze soluk getiren bir venü... Zeytinburnu sahilinde konuşlanan Büyükyalı’nın kalbi, Fişekhane’den söz ediyorum. Düşünün ki zamanında Sultan Abdülmecit burayı sık sık ziyaret etmiş, II. Abdülhamit’in izniyle bina, Alman Krupp firmasına verilmiş ve günümüze geldiğimizde, o tarih kokan duvarların arasında tiyatro, opera, bale izleyebileceğiz.

Bizi neler bekliyor?

Tayanç Ayaydın’ın kadrosunda yer aldığı “Sır”; Onur Saylak, Sezin Akbaşoğulları ve Şükran Ovalı’nın başrollerinde olduğu “Evlat”; Erdal Beşikçioğlu ile “Fahrenheit 451” gibi şahane oyunların tadına bu tarihi mekânda varacağız. Yeri kalbimizde büyük olan Kumbaracı50 Tiyatrosu’nun oyunlarına da ev sahipliği edecek Fişekhane. Devlet Opera Balesi’nin işlerini de burada izleyebileceğimizi ekleyeyim. Bir de çocuk oyunları var tabii... “Oz Ülkesi”, “Pinokyo” ve “Oyuncak Hikâyesi” gibi oyunlar miniklerle buluşacak. Ve bir diğer güzellik de, Contemporary İstanbul Vakfı’nın sergi alanı Cocoon ile tanışmamız olacak. Yerli ve yabancı 33 sanatçının eserlerinden oluşan ilk seçki için görülmeye değer derim. Son olarak, gelelim uzmanlık alanıma, yani benim minnoş oğluma. Montessori, ilk defa orijinal ismiyle buraya ana okul açmış. İçerideki her şey yedi cücelerin evi boyutunda ve aşırı tatlı.

Kadıköy’de tiyatro

Tiyatro dendiğinde Kadıköy’ün anlamı benim için büyüktür. Hazır tiyatro konusunu açmışken, bizim yakada neler oluyor, sizleri güncellemek isterim. Ve isterim ki hijyen koşullarına son derece dikkat eden bu sahneleri yalnız bırakmayalım. Oyun Atölyesi, “Kral Lear”, “Daha İyi Günlerimiz Olmuştu” ve “Pencere” oyunlarıyla bu ay huzurlarınızda. Henüz izlemediyseniz Moda Sahnesi’nde 26 Ekim’de sahnelenecek “Akciğer”i kaçırmayın derim. Baba Sahne, geçen hafta İlhan Şeşen ve Vedat Sakman ile nefis bir akşam yaşattı izleyenlere; onları da sıkı takipte olalım. Craft’ın Ece Dizdar, Merve Dizdar ve Başak Daşmanlı oyunu “Yutmak” ise 6 Kasım’da Zorlu PSM’ye konuk olacak.

Yazının devamı...

Toprağın kadınları

11 Ekim 2020

Doğanın ahengiyle hareket ederek, etraflarında var olanı işlemeye, dönüştürmeye ve sunmaya odaklanan kadınlarla tanışıyoruz bugün"Çevrimdışı Aşk” isimli romanımın başkahramanı, plaza kadını Kumru, birtakım olaylar sonucunda kendini Datça’nın bereketli topraklarında bulduğundan beri doğaya bakışımın değiştiği bir gerçek. Romanımı yazarken organik bir hayatın içinde geçirdiğim uzun süreçte beni en mutlu eden şey, idealist, tuttuğunu koparan, ruhlarını doğanın mucizesinin akışına bırakmış kadınlarla tanışmaktı. Maddiyata, üne, saygınlık görmeye, sosyal statü kazanmaya değil, tamamen doğanın ahengiyle hareket ederek, evlerinde, bahçelerinde, etraflarında var olanı işlemeye, dönüştürmeye ve sunmaya odaklanmışlardı. Ve en önemlisi bundan büyük bir mutluluk duyuyorlardı. Zaten doğayı tüm kalbinle sevmek böyle bir şeydir; o sana yeter, daha fazlasında olmaz gözün.



Doğa âşığı

Fransa çıkışlı, sürdürülebilirliği odak noktası yapmış, globalde yirmi yıla yakındır devam eden “Toprağın Kadınları” isimli ödüllü yarışmayla tanışmak bana yeni kısmet oldu. Bu vesileyle ödülü kazanmış iki doğa aşığı şahane kadın tanıdım. İlki Dr. Yeşim Bekyürek, meslek hayatının son on yılını organik tarıma adamış bir böcek bilim uzmanı. Kadın Çiftçiler Ekolojik Eğitim ve Üretim Merkezi (KAÇEM) ile bu yılın ödülünü kucaklamış. Eşi veteriner ve Yeşim Hanım’a tam destek. Kayseri’de yaşıyor ve yaptığı işleri, hayatlarına dokunduğu diğer kadınları anlatırken gözleri parlıyor. Mesela öyle bir organik domates salçası üretmişler ki, yerken içinde portakal var sandım, o kadar tatlı bir lezzet. Yokmuş tabii! İki farklı tür domatesi harmanlayıp içine hiçbir katkı maddesi koymayınca sadece domateslerin tadını alıyormuşuz meğerse. Tanıştığım diğer isim ise Elazığ’ın Nimri köyünde, “Toprak Ana” projesiyle köydeki betonlaşmayı tersine çevirmeyi hedefleyen Özgül Öztürk’tü. Kendisi İstanbul’da yaşıyor ama burada bile oturduğu evleri el değmemiş, bahçeli müştemilatlardan seçiyor ve evlerin dokusunu bozmadan güzelleştiriyor.

Yazının devamı...

İstanbul’a dönüş

4 Ekim 2020

“Şehre vur patlasın çal oynasın şeklinde bir giriş yaptım” diyemeyeceğim ama üç aylık Bodrum maceramın ardından İstanbul’a dönüşüm hareketli oldu.An itibarıyla hayatımdaki en majör hareket gezip tozmayla değil, evimizin karşısındaki apartmanla alakalı. İki kelime, yerli: kentsel dönüşüm. Yani dar dar dar bir ses eşliğinde karşıladı beni canım şehrim. Ne diyeyim, çok hazırlıksız yakalandım fakat İstanbul işte, sağı solu asla belli olmaz. Eve yerleşmek de hiç kolay olmadı, bir buçuk yaşındaki oğlum hiç durmadı, derken bir sabah erkenden kendimi yakındaki kahveciye attım ve şehirde ne gibi yenilikler olduğuna baktım.

Plan program

Henüz tatlı bir ekim ayının içerisindeyken, açık havanın keyfini çıkarmak adına kahvaltı için bir lokasyon seçtim kendime, Kandilli Pastanesi. Yenilenen yüzüyle adeta Paris’te bir kafe edası var fotoğraflarda. Eh Kandilli’yi de özledim. O zaman ivdedilikle gitmem gerek buraya. Öğle yemeği için Kadıköy’de yeni şubesini açan Trc. American Diner pek hoş geldi gözüme. İzmir usulü kokoreç, falafel bun, acı baharatlı haşlanmış mısır; deneyin bizi diye çağırıyor adeta. Canım fena halde kuşbakışı İstanbul manzarası çektiğinden Karaköy’deki JW Marriott Bosphorus’un terasına açılan Sky, tam benlik duruyor. Yere inip de keyifle bir şeyler yudumlamak istersem Kuruçeşme’deki Goose ve Scatola cazip duruyor. Biraz ilerleyip de Bebek merkeze gelince, yeni yüzüyle açılmak için gün sayan çekim merkezi Lucca ideal gözüküyor.

Tiyatro desteği

“Tiyatrooo...” diye sayıklarsam 8 Ekim akşamı Fişekhane’de sahneye konulacak “İstila” isimli oyun beni bekliyor. Hem de Kumbaracı50 ailesine destek olmak için organize edilmiş; şahane, ne kadar düşünceli bir hareket! Bakın arkadaşlar, bu konu hassas. Tiyatro dediğimiz olay zaten “kazanç kapısı” çıkışıyla hayata geçirilmiyor. Bu bir aşk işi! Bu süreçte tiyatroların ayakta kalabilmesi için desteğimizi esirgemeyelim.

İstanbul nasıl?

Üç ay şehirden ayrıyken, halihazırda şehirde duran arkadaşlarımla sıkça konuştum ve “İstanbul nasıl?” diye sordum ve anladım ki, bu sorunun cevabı tamamen kişinin ruh haliyle bağlantılı. Hayata bir parça karamsar bakanlar, “Feci, çok kötü burası, sakın dönme!” tadında sert çıkışlar yaparken, pozitif ruhlar, “İstanbul aynı, hareketli, hava limonata, hadi gel de görüşelim!” şeklinde geri bildirimde bulundu. Diyeceğim o ki, her şey bize, hayata nasıl gözlerle baktığımıza bağlı. Pembe bakalım hayata. Kelebek etkisi gibi bir şey bu çünkü!

 

Yazının devamı...

Ödül törenlerinin yeni tarzı

27 Eylül 2020

Ne flaşların patladığı kırmızı halılar ne ağzına kadar ünlü dolu salonlar ne de canlı performanslar... Bundan sonraki ödül törenlerinin alıştığımızdan çok farklı olacağını göreceğiz

Kovid-19 sebebiyle bu yıl ilk defa seyircisiz gerçekleştirilen MTV Müzik Ödülleri’nde Ariana Grande ve Lady Gaga’nın bol maskeli, süper havalı şovu başta olmak üzere yok yoktu! Gelin görün ki, reytinglerinde yüzde 5 düşüş yaşandı. Ve gece çok büyük bir yankı uyandırdı mı? Hayır! Eh, aradan kırmızı halının iki yanında ve tören salonunda çılgınca tezahürat eden seyirciyi çıkardığımız zaman işin renginin bir hayli değiştiğini gördük. Geçen hafta yine seyircisiz şekilde sahiplerini bulan Emmy Ödülleri’nde de Jimmy Kimmel, Tracee Ellis Ross ve Jennifer Aniston sunucu oldu. Reese Witherspoon ve Kerry Washington skeçler sundu. Gencecik Zendaya destan yazdı. Kısacası tüm ünlüler kendini parçaladı ve tüm bunlara rağmen gece, reytingde hüsranla sonuçlandı, tüm zamanların en az ilgi gören Emmy töreni oldu. Şaka değil, bir önceki yıla göre yüzde 14’lük bir düşüşten söz ediyoruz!

Pijamalı ünlü

Açık konuşmak gerekirse ben de bu yılın Emmy’sini iç sıkıntısıyla izledim. “Ben zaten bıkmışım aylardır kendi pijamalı halimden, ekranda hayranlıkla takip ettiğim ünlüleri neden pijamayla görmek zorundayım?” diye sordum kendime. Ya da neden güzeller güzeli Zendaya’nın ödül alma anını kız isteme seremonisine benzetmek durumunda kalmıştım? Evinin bahçesindeki kel ağacın önünde konuşma yapanlar, ödül törenine pofuş yatağından bağlananlar derken bende ip koptu. Olmuyordu işte! Millet ağzıyla kuş tutsa fiziksel hayattaki pırıltılı ödül törenlerinin yerini tutmuyordu yeni tarz ödül törenleri. Ben ki eşofmanlı Natalie Portman’ın, kendi Instagram hesabında çikolatalı puding yapmasından bile hoşlanmamıştım, bundan hiç hoşlanmadım.

2021’den haberler

Belli ki bizleri benzer törenler bekliyor önümüzdeki yıl. Örneğin 31 Ocak 2021’de gerçekleştirilecek Grammy Ödülleri komitesini bir telaşın aldığı konuşuluyor. Adaylıklarda ve oylamada usulsüzlük iddialarıyla işine son verilen CEO Deborah Dugan da işin tuzu biberi olmuş zaten. Tina Fey ve Amy Poehler’ın sunacağı, 28 Şubat 2021’de gerçekleşecek Golden Globe’ta da kafalar karışıkmış. Hele ki son yıllarda popülerliğini yitirmesinin üzerine bir de sinema salonlarının kapanması ve film çekimlerinin durdurulmasıyla hepten sallanan sinema sektörünün Kaşıkçı elması Oscar Ödüllerine ne demeli? 25 Nisan 2021’de yapılacakmış o da. Ne diyeyim, yolunuz açık olsun!

Haftanın güzellikleri

Saf: Beş yıl içinde 150 milyar dolara ulaşması beklenen bir sektör, doğal ürünler. Ben de son dönemde özellikle atıştırmalıklarımı en saf haliyle tüketiyorum, yulaflı kurabiye, karabuğday granola ve amarantlı pirinç patlaklı çikolata favorilerimden. Henüz geçmediyseniz hafif hayata geçiniz arkadaşlar, asla pişman olmayacaksınız. L’Express by Lucca: Sıkı müdavimleri olan Bebek semtinin incisi, bu değişken ruh halli günlerimizde bizi yalnız bırakmıyor, evlere paket servise başlıyor. Sushi, taco ve sevdiğimiz tüm lezzetler artık kapımıza geliyor. Şahane haber!

Yazının devamı...

Okumaya vaktim yok, anlatıver

20 Eylül 2020

Son yıllarda yükselişe geçen sesli kitaplar, okumaya vakti olmayanlara ilaç gibi geldiYazabilmenin ilk şartı okumaktır”. Tarafıma sıklıkla gelen “Yazar olabilmek için ne yapmalıyım?” sorusuna verdiğim fiks cevaptır bu ki zaten hayatında başköşeye kitapları koyan ve koymayan yazarların kullandığı dil tuzla karabiber kadar farklıdır. Lakin son yıllarda hepimizin ortak derdi ‘vakitsizlik’ aldı başını gitti. Teknoloji bu denli elimizin altındayken her geçen gün vakitsizlikten niçin daha fazla şikayet ediyoruz, inanın ben de bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey var, eskiden elimize kitap alıp okumak başlı başına bir aktiviteyken, şimdi sesli kitap aracılığıyla uyuyan bebeğimizin başında beklerken, temizlik yaparken, araba kullanırken, kısacası hayat devam ederken boşlukları dolduruyoruz. İşte tam da bu noktada okumak için vakit ayıramayanlara ilaç gibi geldi sesli kitaplar.

GİZEM, GERİLİM, POLİSİYE

Geçtiğimiz yıl Amerika’da yüzde 16 oranında artış gösteren sesli kitap satışlarından 1.2 milyar dolar gelir elde edilmiş. E-kitap satışlarından elde edilen rakam ise 983 milyar dolar. Yani ilk defa sesli kitap satışları, e-kitap satışlarını sollamış. Özellikle 18-35 yaş arasında ciddi bir popülerlik yakalayan sesli kitaplarda en çok tercih edilen türler ise gizem, gerilim ve polisiye romanlarıymış. Başı çeken seri ise Harry Potter. Bu da neye delalet? Demek ki hafif gerginiz. O zaman ne yapıyoruz? “Çevrimdışı Aşk”, “Süreya Kuaför Salonu” ve “Kocan Kadar Konuş” kitaplarımı sesli dinliyoruz ve içimiz açılıyor.

BİZDE DURUM

İsveç merkezli sesli kitap uygulaması Storytel’in paylaştığı rapora göre, geçtiğimiz yıl, Türkiye’de 4 milyon 54 bin 400 saat sesli kitap dinlenmiş. En çok okunanlar listesi de şöyle: “Harry Potter” serisi, “Sapiens”, “Bir Ömür Nasıl Yaşanır?”, “Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı”, “Kürk Mantolu Madonna”, “Serenad”, “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”, “Homo Deus” ve “İçimizdeki Şeytan”. Storytel, Google Kitaplar, AudioTeka, Sesli Kitaplar gibi uygulamalar sıkça tercih edilenlerden.

SENİNLE BİR DAKİKA

Yazının devamı...