Akıl sağlığımızı nasıl koruyacağız?

6 Eylül 2020

Mutfakta bir başımıza ekşi mayalı ekmek pişirerek değil elbette! Zihnimizi rahatlatmak için hayatımıza giren online terapistleri konuşuyoruz bugün.

Deşarj olmanın en güzel yöntemi birisiyle konuşmak, içimizi dökmek aslında. Fakat biliyorsunuz hayatımızda çok anlatıcı var, dinleyici ise oldukça az. Yani çoğunluk karşısındakinin derdini dinlemeyi pas geçip sadece kendi derdini anlatmak istiyor; lakin içinde bulunduğumuz dönem itibarıyla kimse kimsenin tasasını kendi sırtına yüklemeyi tercih etmiyor. Eh, hal böyle olunca yol nereye çıkıyor: Terapiste!

Terapist şart

Doğruya doğru; terapistler son derece faydalı insanlar. Günlük hayatın kaosunda düğümlenip bir noktada sıkışıp kalakaldığımızda çözülebilmemiz konusunda ciddi destek veriyorlar. Bizi sorgusuz, sualsiz dinliyorlar, konuşturuyorlar; hatta bazen söylediklerimize biz bile inanamıyoruz. “Çözüm odaklı konuşuyorsun ama bana iyi gelecek doğru terapisti bulmam o kadar kolay değil. Hem işin bütçe kısmı var, terapistler pahalı. Bir de vakit sıkıntısı var. Ay bir de Kovid var!” şeklinde isyan edenlere hızlıca cevap vermek isterim: Bundan sonra hayatımızda TalkSpace var!

What is it?

Efendim TalkSpace, akıl sağlığı odaklı bir tele-tıp şirketi. Bu sanal terapi uygulaması, profesyonel, diplomalı terapistleri aramanıza ya da onlarla görüntülü konuşma yapmanıza olanak sağlıyor. Binin üzerinde terapistle görüşebiliyor, istediğinizi seçebiliyor ve hatta terapistler üzerinde inceleme yaparak onları oylayabiliyorsunuz. Uygulamanın CEO’su Oren Frank şöyle demiş: “Geleneksel terapi seanslarına göre size yüzde 80 daha ucuza mal olacak”. Hoş bir indirim, hele bir de terapistler moralimizi kaldırırsa on numara beş yıldız.

Ruhuma iyi gelen

Yazının devamı...

Borcamda doğum günü pastası

23 Ağustos 2020

Oyuncu Seda Bakan’ın, bir yaşındaki kızı Leyla’nın doğum günü için borcamda pişirdiği çikolatalı pastası birçok bünyeyi hayrete düşürdü

Nasıl düşürmesindi? Hissetmekten çok göstermek için yaşadığımız bu dönemde insan şöyle eşe dosta hava atabileceği Frozen temalı şahane bir parti yapmalıydı mesela! Malum partide aynı renk tonunda cupcakeler, üç katlı pasta, kostüm ve fonda dev bir afiş olmalıydı. Sonra o fotolar boy boy Instagram’a yüklenip açıklama kısmına “Bu özel günümüzde A’dan Z’ye her detayı bizim adımıza düşünen (X) firmasına kalpten teşekkür ederiz” gibi bir şeyler yazılmalıydı. Hah, işte bu noktada borcamda doğum günü pastasını devreye sokmak ve şu soruları sormak isterim: “Çocuğumuzun doğum günü için her detayı neden biz düşünmüyoruz artık? Abartılı doğum günlerini çocuğumuz için mi, kendimiz için mi yapıyoruz?”

Kendin çal kendin eğlen

Bizim jenerasyona sesleniyorum; hatırlıyorsunuz değil mi çocukluğumuzdaki doğum günlerini? Salona üç-beş renkli balon serpiştirilir, krepon kâğıttan kedi merdivenleri yapılır, sınıftaki herkes eve doluşur, annemiz bol miktarda peynirli poğaça, kısır ve borcamda mütevazı bir pasta hazırlar, yanında da siyah veya sarı kola içilirdi. Arkadaşlarımızın getirdiği hediyeler ne maksadı ne de bütçeyi aşmadan pırıl pırıl kap kâğıtlarıyla elde paketlenirdi. Analog makineyle birkaç foto çekilir, eğer şanslıysak ve film yanmamışsa bir pozda düzgün çıkardık. Yoktu tabii o zaman Facebook, Instagram! Zaman ve mekân önemli değildi. Kendimiz çalar kendimiz eğlenir, evde kudurup dans ederdik.

SPA’da doğum günü queyfi!

Peki ya şimdi ne âlemde çocuk doğum günleri? Lüks otelin kral süitini kapatıp özel animatör getirenler... Çocuklarını SPA’da eğleyenler... Sınıf arkadaşlarının toplaştığı özel uçakla Euro Disney’e havalananlar... Ve hatta stat kapatıp biricik oğluşlarının yeni yaşını kutlayanlar... Bakın abartmıyorum, bunların hepsi gerçek, hepsi yaşanmış. İyi, güzel de, gerçeküstü doğum günü yaşayan bu küçücük çocukların büyüdüklerinde nasıl bir beklenti içine gireceğini hayal edebiliyor musunuz? Beyonce ve Jay Z’nin çocukları Blue Ivy için Miami Hayvanat Bahçesi’ni kapatması... Kylie Jenner ve Travis Scott’ın çocukları Stormi için StormiWorld temalı dev bir eğlence parkı kurdurtması... Lüks segmentteki yabancı ellerden aklıma gelen birkaç hayret verici organizasyon da bunlardı.

Haftanın güzellikleri

Yazının devamı...

Bakıcı faktörü

16 Ağustos 2020

Özellikle son yıllarda hayatımıza hızlı bir giriş yapan bakıcı ablalarımız, geçen hafta sosyetik bir ailenin yaptığı sosyal medya paylaşımıyla gündem yarattı

Erdal Acar ve eşi Kardelen Acar’ın Çeşme tatili esnasında basına yansıyan karelerinde gördüğümüz kalabalık kadronun üç bakıcı, üç hizmetli ve üç öğretmenden oluştuğu yazıldı, çizildi, bolca konuşuldu. Yüzde yüz doğru bilgi de olabilir, gerçek farklı da çıkabilir, ancak şurası net ki çocuğumuz varsa bakıcı abla konusu ister istemez hayatımıza teğet geçiyor. “Bakıcı da neymiş, annelerimiz bizi nasıl tek başına büyütmüş?” diye soracak olursanız, cevabımı vereyim: “Zaman değişti!”

Zaman nasıl değişti?

Zaman şöyle değişti, artık aktif bir sosyal hayatımız var. Sinemaya, tiyatroya gitmeyi bir tarafa koyalım; dışarıda yemek, farklı destinasyonlarda tatil yapmak, sporda kalori yakmak, arkadaşlarla bir kafede laflamak, bugünün normali. Kendimizi merkeze koyduğumuz bir dönemin içinden geçtiğimizden birtakım görev paylaşımları yapmayı tercih ediyoruz ve bakıcı abla da bunlardan biri. Bakıcı abla tutmak ciddi bir bütçe işi, hele ki tam zamanlı çalışan çiftler için son derece kritik. Fakat açık olmam gerekirse bu işe ayıracak denli bütçesi olmamasına, tam zamanlı işe gitmemesine rağmen, parayı denkleştirip çocuğuna bakıcı abla tutan bir sürü kişi tanıyorum. Mazereti de hemen yazayım: “Benim de nefes almaya ihtiyacım var”. Bakıcı abla ölümcül bir ihtiyaç mı? Hayır. Lakin bu ihtiyaç yargılanamaz, sorgulanamaz. Çünkü değişen zamanla birlikte hepimizin nefes almaya ihtiyacı var.

Yapan yapmış

Sırf merakımdan çocuk sahibi yabancı ünlülerin bakıcı abla durumlarına göz attım; zira “Bütün ünlülerin zaten iki-üç bakıcı ablası var” gibi sabit bir düşünce durmakta kafamızda. Hayret, iki çocuklu Ashton Kutcher ve Mila Kunis çifti asla bir yardım almamış çocuklarını büyütürken...

Yazının devamı...

Küçük bir güzellik meselesi

9 Ağustos 2020

Pandemi sürecinden etkilenen sektörlerden biri de güzellik oldu. Beğenilerimiz ve tercihlerimiz süper hızlı bir şekilde değişti

Pandemi sürecinde özüme döndüm, kendimi buldum, daha iyi bir insan oldum” gibi lafları pek sık duyduk ve fakat gördük ki, kimse büyük bir değişim yaşamadı, hatta belki eskisinden de fazla tahammülsüzleşti ve gerginleşti. Ancak şu da bir gerçek ki ruhumuzda tamir etmeyi beceremediğimiz şeyleri cildimizde tamir edebildik. Nasıl mı? Toplaşın arkadaşlar, anlatıyorum.

Gerçek yüzümüz

Etrafımda estetik sektörüne teğet geçmeyen kimse yok. Başımıza gelen ve aylarca evlere kapanmamıza sebep olan bu tatsız durum devam ederken, kimsecikler dolgu veya botoks yaptıramadığı için herkes gerçek yaşını gösteren yüzüyle tanıştı. Bu yetmezmiş gibi kuaför ziyareti mümkün olmadığından saçlardaki beyazlar tek tek ortaya çıktı. Manikür-pedikür hak getire; protez tırnak, kalıcı oje işleri bilinmeyen bir tarihe ertelendi. Düşünün ki tarihsel olarak her ekonomik fırtınaya kafa tutan, hatta savaş ve kriz zamanlarında satış rakamları tavan yapan kırmızı ruj satışları bile gümledi! Pek sevilen göz farı ve fondöten rakamları aşağıya doğru inişe geçti ki nasıl geçmesin! Akşam televizyon seyrederken kıpkırmızı dudaklar, pırıltılı gözler ve pürüzsüz bir tenle kanepede oturmak saçmaydı. 2020’nin ilk çeyreğinde Amerika ve Avrupa’daki parfüm satışları bir önceki yıla göre yüzde 13 düştü; çünkü mutfakta köfte kızartırken parfüm sürmek anlamsızdı. Araştırma şirketi McKinsey, güzellik sektöründe bu yılın sonunda yüzde 30 küçülme beklendiğini bildirdi. Özetle, çırılçıplak kaldık desem çok da yanlış olmaz!

Ünlüler işe uyandı

Rihanna’dan Fenty Beauty, Lady Gaga’dan Haus Laboratories, Kim Kardashian’dan KKW Beauty, Miranda Kerr’den Kora Organics, Jessica Alba’dan Honest Beauty...

“Buy less but better” (Daha az, ama daha kaliteli al) şeklinde bir arzın doğmasıyla en başta dünyaca ünlü isimler, kurdukları güzellik markalarının ürün gamında hızlıca değişiklikler yapmaya başladı. Son derece normaldi bu; çünkü hayatımızda tüm bu ürünler olmadan da yaşayabildiğimizi gördük. Yazımın en başında dediğim gibi, belki mental olarak özümüze dönmedik ama bedensel olarak bu dönüşümü yaşadık. Makyaj ürünlerinin yerini, cilt bakım ürünleri aldı. O ürünlerde de süslü püslü paketler değil, içerik olarak doğal, hayvanlar üzerinde test edilmeyen, cildi içten besleyip onaranlardan tercih edildi ve iyi oldu diyorum ben. Neyin gerekli, neyin gereksiz olduğunu karıştırmaya başlamıştık son yıllarda. Diliyorum ki özüne dönen cildimiz gibi kalbimiz de saflığı, temizliği bulur.

Haftanın güzellikleri

Yazının devamı...