‘Eski günleri müzik akımları değil biz arıyoruz’

21 Kasım 2021

Pentagram’la 30 yıllık serüvenlerini konuştuk. Bizim cenahın sorusunu onlara da sordum: “Metal ve rock eski günlerini arıyor mu?” Gruptan Tarkan Gözübüyük olayı özetledi: “Genellikle 15 ile 25 yaş arası, dinlediğimiz müziklere en çok bağlandığımız yıllar. Dönüp eski albümleri dinlemek bize geçmişte hissettiklerimizi hatırlatıyor. Aslında müzik akımları eski günlerini aramıyor ama biz arıyoruz”

Pentagram, turneye çıkıyor. Bu vesileyle  bir söyleşi yaptık. Yazının hemen başına bir dipnot ekleyeyim çünkü bunu söyleşide doğrulattım: Konserlerde 2,5 saat sahnede kalacaklar.

Söyleşiye başlar başlamaz Cenk Ünnü (Davul) ve Murat İlkan (Vokal) durumu özetliyor: “2017 yılında 30. yılımızda hazırlamayı düşündüğümüz akustik albüm kayıtları ve onun turnesi ile başlayan süreçte yıllarca beraber çalıştığımız Demir, Murat ve Ogün ile Şebnem Ferah ekibinden tanıdığımız Ozan Tügen de bize katıldı. Birlikte akustik konserlere devam ederken bir yandan da elektrikli konserlere ve yeni bir albüm hazırlığına başladık. Her ne kadar Demir dönem dönem Amerika’ya gidip bazı konserlerde bizimle olamasa da şu an İstanbul’da ve önümüzdeki altı konserde tam kadro sahnede olacağız. Cenk Ünnü (Davul), Hakan Utangaç (Gitar/Vokal), Tarkan Gözübüyük (Bas/Vokal), Metin Türkcan (Lead gitar/Vokal), Gökalp Ergen (Lead Vokal), Ozan Tügen, Ogün Sanlısoy (Vokal), Demir Demirkan (Lead Gitar), Murat İlkan (Lead Vokal); turne ekibimiz böyle yani.”

1984 yılında Hakan Utangaç ve Cenk Ünnü’nün kurduğu  Thunders grubu bir yerde Pentagram’ın ilk nüvesi. Peki, o günden bugüne bakınca nasıl bir hikâye çıkıyor ortaya? Cenk Ünnü anlatıyor: “İstanbul’da Hakan’la aynı çevrede büyüyüp ortak müzik zevklerimiz doğrultusunda bir müzik grubu kurmaya karar verdiğimiz ve Bursa’dan Tarkan’ın da bize katıldığı andan itibaren tüm zorluklara rağmen, pek çok hayalimizi gerçekleştirdik.” Murat İlkan o yıllarda severek dinledikleri ve örnek aldıkları gruplar gibi albüm çıkarıp konser vermenin bu hikâyeyi zaten anlattığını belirtiyor. Tarkan Gözübüyük bir tık öteye götürüyor, “O yıllarda Judas Priest, Ozzy Osbourne, Metallica gibi isimlerin ülkemize gelip konser vermesini hayal ederdik. Bir gün bu gruplarla birlikte sahne alabilmek aklımızın ucundan geçmedi” diyor.

Cenk Ünnü, “Türkiye’de metal müziği, geniş kitlelerle buluşturmak çok kolay değil ama gerçekten çok başarılı gruplar var” diye devam ediyor söze. Demir Demirkan, Türkiye müziğinde metalin oranının dünyayla aynı olduğu görüşünde. Tarkan Gözübüyük daha somut bir örnekten gidiyor ve “Türkiye Liselerarası Müzik Yarışması’nda jürideyim. Ortalama beş yüz okulun katıldığı bu etkinlikte her yıl, çok sayıda metal performansı izliyoruz” diyor.

Yeni projeler

Demir Demirkan “Metal dinleyicisinin en sadık dinleyici kitlesi olduğunu kanıtlayan araştırmalar var. Grup özüne ne kadar sadıksa izleyicisi de o kadar sadık oluyor gruba” diyerek farklı bir tespitte bulunuyor. Tarkan Gözübüyük kitlenin müziğe sadık olduğunu söylüyor ama ekliyor “Her yere koyun gibi gitmez. Olumsuz gördüğü noktaları mutlaka eleştirir.” Cenk Ünnü de arkadaşlarına destek çıkıyor: “Yurt dışında pek çok festivalin sıralaması açıklanmadan biletlerin tükenmesini buna örnek verebilirim.” Bizde de Pentagram’a bitmeyen destek ve ilgi, altını çizdiği bir diğer konu. Murat İlkan da tam 34 yıldır onları yurt içinde ve dışında destekleyen kitleden söz ediyor. “Metal ve rock eski günlerini arıyor mu?”, bizim cenahın önemli sorularından biri de bu aslında. Tarkan Gözübüyük şöyle özetliyor: “Genellikle 15 ile 25 yaş arası, dinlediğimiz müziklere en çok bağlandığımız yıllar. Dönüp eski albümleri dinlemek bize geçmişte hissettiklerimizi hatırlatıyor. Yeni müziklerde aynı hissi bulamayınca bir şeyler eksik kalıyor. Ne var ki bu her kuşak için geçerli. Aslında müzik akımları, eski günlerini aramıyor ama biz arıyoruz.”

Son olarak yeni projelerini Hakan Utangaç özetliyor: “2022’de yayınlanmak üzere albümü bitiyoruz. 2017’de Zorlu PSM’deki akustik konser YouTube’ta yayınlanmak üzere hazırlıklar tamamlandı ve belgeselin ikinci bölümünün son rötuşları yapılıyor.”

Yazının devamı...

Yeşilçam'da sol propaganda!

20 Kasım 2021

‘Yaralı Kalp’ filmi Şermin (Filiz Akın) komşusu Selim (Ediz Hun) ile aralarında duvar meselesi var. Selim, “Duvar lüzumsuz” diyor. Şermin, “Herkesin bir dünyası vardır. Duvarlar onları korumak için gereklidir Selim Bey” diyor. Mahir (Kadir İnanır) Şermin’in kardeşi, “Selim Bey’in fikrindeyim. Bütün duvarların yıkılması lazım. İnsanlar bir orman gibi kardeşçe ve bir ağaç kadar hür yaşamalı.” Biraz eğip bükmüşler ama anlaşılıyor yine de Nazım Hikmet’in şiiri. O yıllarda (Yapım yılı 1969) Nazım Hikmet kitapları daha tam ortalarda yok. Hatta davaların bile devam ettiği seneler. Aynı zamanda solun yükselişte de olduğu zamanlar. Yeşilçam da nasibini almış.
Ev ahalisinin dikkatini çeken bir ayrıntı daha vardı; Selim Bey’in okuduğu gazete buzlanmış. Biz bulduk tabii ki sansürsüz halini; Tercüman! Sağ-sol dengesi filmde!

‘Dövüş Kulübü’: Şiddet eğilimine örnek

Doğanın kanunu; vahşi ortamda hayvanların karın doyurmak için avlanmaları ve de iktidar için birbirleri ile kavgaları. Bu görüntülerin ‘Dövüş Kulübü’ adı altında belgesel mührü vurularak bizlere gösterilmesi sizce insanın şiddet eğiliminin bir göstergesi değil midir?

 Psikopat erkekler

‘Yalancı’da Mehmet Emir Gürsoy psikopat. ‘Evlilik Hakkında Her Şey’de Melisa’nın (Sinem Uslu) kocası Koray (Engin Hepileri) de psikopat. Ev ahalisi, “Dizilerin psikopat erkekler merakı devam ediyor” dedi.

Botokslu tarih

Tarihi dizilerin ‘vazgeçilmez botokslu kadınları’ ‘Alparslan: Büyük Selçuklu’da da devam ediyor. Fahriye Evcen’in uluma sahnesinin böyle yeri göğü inletmesi o kurt ile buluşmanın bir ihtişamı olmalıydı. Neden bu ayrıntılara dikkat edilmez?

Yazının devamı...

Kendi halinde bir oyuncu yok

19 Kasım 2021

Genç oyuncular... “Bir dişimi yaptırdım başka estetik yok” demeçleri veriyorlar. Ev ahalisi, “Estetik saymaktan bıktık” diyorlar. Özellikle kadın oyuncuların gencinin, yaşlısının ‘gülerken ve de ağlarken’ yüzünde en ufak bir hareketin olmaması üzerine tespit yapmaktan gerçekten bıktı bizimkiler. Tarihi dizilerimizdeki kadın oyuncular estetikleri ile ‘dönemin kaderini’ değiştiriyorlar mesela!

Kadını aşağılayan...

‘Üç Kuruş’ dizisine ceza kesildi. Konu başlıklarnıdan biri de ‘kadına şiddet taciz’ kadını güçsüz göstermek. Bizim yerlilerin neredeyse bütünü, erkek egemen. Erkek aldatır, kadın ceremesini çeker bizim dizilerde. Ceza kesmek istedikten sonra gerekçe bol!

KADROLU TARTIŞMA

Sanırım çok az ülkede bu kadar çok, haber kanalı vardır. Sanırsınız, yüz çiçek açıyor bin fikir yarışıyor. “Dün akşam da şu kanaldaydı” diyeceğiniz isimlerden oluşan bir topululuk. Öyle sık çıkanlar var ki, dostluğun zaman karşılığı yıllar değil, ‘program saati’ ile belirleniyor. “Valla üç senedir çıkarız programa, tanırım, iyi adamdır” durumu! Çok nadir, işin ehli kişiler, usturuplu seçilmiş konuların stüdyolarında görülüyor. Başlıklar zaten, siyasetin dedikodusu diyelim.
Her akşam ne konuşulur ki! Sanırım dizi gibi izleniyorlar. Kim bağırırsa çok, kim konuşursa biteviye, bir dizi oyuncusu kıvamında, ilgi ve alaka görüyor. Yakaladım geçenlerde ev ahalisini, akrabalara mesaj atarken; “Seninki çıktı izle”... Sonuçta insanız, bir kavga gürültüye denk gelince, bakıyoruz ne olacak işin sonu diye. Eh arada tuttuğumuz tarafın fikirlerini canhıraş savunan oluyor “Yürü be!” de diyoruz.
Saat mevhumu da yok. İki dizi birden gibi bazılarında. Biri bitiyor bir reklam tak, arkadan ikinci başlıyor. Koca adamlar gece yarısı takım elbiseli yerlerini almışlar. Kolay iş değil. Yatış sabaha karşı oluyor. Ertesi gün iş sonra, bir başka kanalın programı. Konu uzmanı olmuyorlar bir nevi neon ışıklı star hayatı gibi bir şey yaşadıkları...

Yazının devamı...

Açık kanalda bu film neden oynamaz?

18 Kasım 2021

Zaman zaman ev ahalisinin şikayetidir bu konu. ‘Belli konular’ ve belli ‘tür’lerin dışına çıkılmıyor açık kanalda. Bir nevi dizi oynatıcısı bizim kanallar. Bu hafta açık kanallardaki filmlere baktım. ‘Hızlı ve Öfkeli’, ‘Riddick Günlükleri’, ‘İntikam’ (Avengement), ‘Fırtınalı Soygun’... Bakın bir TRT 2, bir de Beyaz TV yelpazesi olabildiğince geniş bir film hizmeti sunuyor. Haberleri ev ahalisi izlemiyor. “1-2 tane siyasi demeç haberi ordan geç, mobese kamera görüntülerine, felaket haberleri” diyorlar. 

“Bir film izleyelim” dediler. Dijital platformda seçmişler ‘Yalancı’. Orijinali ‘The Good Liar’. Başrollerde Helen Mirren ve Ian McKellen. Bir roman uyarlaması. Yaşamı boyunca dolandırıcılık yapmış olan yaşlı Roy Courtnay, zengin dul Betty McLeish’i ağına düşürür. Betty’nin mali varlığı, Roy’un şimdiye kadarki yaptığı dolandırıcılıklar arasında, en büyük parayı elde edeceği ilişki, olacaktır. Betty’nin de Roy’un planlarını bozabilecek gizli bir geçmişi vardır. Kısa özet böyle. Oturduk izlemeye başladık. Oyunculuk zaten fazla söze gerek yok. Bu arada dublaj olağanüstü güzel. Tam karakterlere oturmuş sesler. Zaten biz bu konuda çok iyiyiz.

“Yahu bu filmin buzlanacak tarafıda yok, konu güzel, oyunculuk güzel neden açık kanallar göstermez?” dedik. Bunun gibi çok var. 2000’li yılların ortalarına kadar en azından bir film seçki anlayışı vardı kanallarda. Ne bileyim bir gerilim-polisiye kuşağı olurdu, korku kuşağı olur bir ‘Parliement Sinemas Kulübü’ (Ayyy bu sigara markası. Bu kuşağı izleyenler tiryaki olmuşlardı zaten!) olurdu. Şimdi bırakın kuşağı, dizi bitiyor gece, bir başka dizinin tekrarı oynuyor icabında.

MİLLİ MAÇTA BAHİS REKLAMLARI!

Karadağ ile oynadığımız Dünya Kupası elemeleri grup maçında birden karşımıza bahis sitelerinin reklamları çıktı. Bizde yasak. Peki nasıl oldu da yayında kaldı? Durumu sordum. “Maç başlamadan önce biz UEFA yetkililerini ve yayın hakları sahibi CAA11 firmasını uyardık. Ama UEFA, yayının yapıldığı ülkedeki yasal reklam kanunlarını geçerli sayıyor. Maalesef Karadağ’da bahis sitelerinin reklamı ile ilgili bir yasak yokmuş” dediler. Aynı durum bira reklamlarında da oluyor!

Yazının devamı...

ILGAZ DEVREYE GİRSİN

17 Kasım 2021

Ev ahalisinin dikkatini çekmiş, ‘Yargı’da Ilgaz (Kaan Urgancıoğlu) savcılık makamına arada bir gidiyor. Hatta Ceylin (Pınar Deniz) daha çok koltuğuna oturuyor.

“Bak Ceylin’in avukat olduğunu anlıyoruz da Ilgaz ne iş yapıyor belli değil. Dava versinler yeni. Devre dışı bıraktılar. Mesela Pars (Mehmet Yılmaz Ak) savcı rolünde çok başarılı. Bütün işler onun üstünde” dediler. En kısa zamanda Ilgaz’ı da savcılık makamına bekliyoruz.

‘Camdaki Kız’ ile uzun bir aradan sonra

Türk dizilerinin tanınmasını sağlayan Orta Doğu pazarı, uzun bir süredir neredeyse, “Tık yok” denecek durumda. Son zamanlarda hafiften kırılmaya başlanıyor. Bu pazarın önemli dijital platformlarından Orbit Showtime Birleşik Arap Emirlikleri merkezli, Kanal D’nin sevilen dizisi ‘Camdaki Kız’ın yayın hakkını aldı.

‘Üç Kuruş’; bazen dağılıyor

Kartal (Uraz Kaygılaroğlu) ve Efe (Ekin Koç) sahneleri pek bir izlenir kıvamda. Dizinin unutulmazı İrfan asıl adı Ferhan (Diren Polatoğulları) olacak gibi.

Seri katilin geceleri pavyonda saz çalması ayrıntısı senaryonun çarpıcı hoşluklarından. Adnan Bey (Efe’nin babası) kongrede yaptığı konuşma sırasında Efe’nin sorduğu “Paranın her şeyi ve herkesi satın aldığı bir memlekette adalet kaça mal olur sizce?” gibi muhteşem bir sorudan sonra. “Sizin torpilinize ihtiyacım yok” göndermesi sorunun gücü ve kuvvetini azalttı. Bahsi geçen hayali bir ülke tabii ki.

Bir de onu takip gelen Leyla’nın, onu hayran hayran dinleyip sonra da salondan olaylı bir şekilde çıkarılması, eve ahalisinde “Yerli dizi numarası” olarak değerlendirildi. Böyle arada kaymalar olsa da bütünü içinde hikayesi olan bir dizi. Bu arada ev ahalisi müziğin fazlaca olmasında şikayetçi;

Yazının devamı...

Queen’in hayali onlarda yaşıyor

14 Kasım 2021

‘Queen Tribute’ grubu A Kind Of Vision’dan Yunuscan Kaya “Amacımız, müzikseverlerle bir araya gelip, hep beraber Queen şarkıları söylemek ve onlara biraz olsun o atmosferi yaşatabilmek” diyor

Queen parçalarını çalmak özel bir çalışma ister. Bunu gerçekleştiren bir ‘Queen Tribute’ grubu var. Adları A Kind Of Vision.. Ankaralı bir grup. Grup üyelerinden Yunuscan Kaya bir nevi Freddie Mercury. Hal, tavır, giyim aynısının tıpkısı. Kendisi ile soru-cevap bir söyleşi yaptık. “2006 -2007 yıllarında (özellikle tribute grupların henüz ülkemizde pek olmadığı dönemde) böyle bir projeyi yapmayı hayal ediyordum. İki yıllık uğraş sonunda, Ulaş Tercan (Bas), Gökhan Çimen(Davul) ve Orçun Büker (Gitar) ile yola koyulduk. Son iki buçuk yıldır gitarda Hakan Şavklı kadromuza eklendi. Grubun adını Queen’in hiç yayınlanmamış daha doğrusu tamamlanmamış olan bir şarkısından aldık ve anlam olarak da bizi temsil ettiğini düşündük ve A Kind of Vision böylece oluştu”.

Freddie Mercury söylemek için nasıl bir teknik, nasıl bir ses rengi lazım diye merak ettim. Yunuscan şöyle özetliyor: “Queen şarkıları büyük çoğunlukla tenor ses aralığı için yazılmış olsa da oldukça geniş bir ses aralığı ve çok çeşitli ses tekniği istemekte ki hal böyle olunca, işler oldukça zorlaşıyor. Freddie Mercury gerçekten çok özel bir ses ve yetenek.”

Bizimkiler ilk üçte

Ancak bu projeyi kabul ettirmek öyle kolay olmamış Yunuscan Kaya anlatıyor: “Ben bu projeyi hayata geçirmeye çalıştığım dönemde, tribute kavramı ülkemizde henüz yoktu ve bu sebepten bu projeye sıcak bakılmıyor, tutmayacağı söyleniyordu. Dinlemedim onları ve müzisyen dostlarımla yola devam ettik, her geçen gün daha başarılı olduğumuzu gördük ve bu başarı devamında bir sürü müzisyenin farklı tribute grupları kurmasına neden oldu.”

“Kendi besteleriniz yok mu?” diye sorulur hep. Biraz patavatsızlıktır aslında. Yine de sordum bu soruyu. Her birinin başka başka projeleri var. İlla bir araya gelip bir şeyler üretmek adına varolan bir hayali yıkmak istemiyorlar anladığım. “Ben son bir yıldır eşim Ayçe Abana ile İngiltere’de yaşıyorum. Kovidden dolayı uzun süre ayrı kaldığımız seyircimizle yeniden buluşuyoruz. Albüm yapma düşüncemiz hiç olmadı. Zaten, yapılmış en güzel hali var. Amacımız, müzikseverlerle bir araya gelip, hep beraber Queen şarkıları söylemek ve onlara biraz olsun o atmosferi yaşatabilmek. Projenin bir beste grubu olmasını düşünmedik. Çünkü bu, farklı bir yere enerjimizi kanalize etmemiz anlamına gelirdi.”  Son olarak tüm dünyada ‘Queen Tribute’ yapan gruplar olduğundan bizimkiler ne durumda merak ettim ve sordum. “Ses, fizik ve piyano beceresi olarak dünyada ilk üçteyiz. Sound’un aynısını uyguluyoruz” dediler. Yılda 80 ile 100 konser veriyorlar. 14 Kasım / Freddie Mercury Show /Kadıköy Sahne/İstanbul - 21 Kasım 6.45/Ankara

Ankara’dan bir progressif rock sesi

Bu devirde yani ‘alternatif rock’ soslu grupların revaçta olduğu bir dönemde ‘eskilerden esintiler’ bulmak pek kolay olmuyor. Ya da sahne almaları zor. Ters Manyel, sanırım bunu kırmış Ankaralı bir grup. “Günümüzde kirli tonlu gitar müziğini ve canlı enstrümanları duymayı seven müzikseverler çokça var. İyi ki de varlar. Bu insanlardan aldığımız olumlu tepkiler bizi ciddi anlamda motive ediyor” yorumu Ters Manyel’ in müzikleri hakkında önemli bir ipucu. 2017’de ilk nüvenin oluşması Bedir Yeni (Davul), Fetih Yeni (Bas) ve Mehmet Alp Akın’ın (Vokal & Gitar) bir araya gelmesiyle oluyor. Elektronik altyapılar için Bahadır Özden’nin katkısını da unutmamak lazım. Müzikleri ile tanışma olan “Bırak Beni”, daha geniş kitleye hitap eden bir şarkı. Sonra gelen “Bul ve Dizginle”, King Crimson esintileri taşıyan bol ters atakların yer aldığı bir çalışma. “’Ayna’ için progressif rock sevenler kaçırmasın” demişler bir söyleşilerinde, ( www.ladyobscure.com ) aynı kanıdayım. (16 Kasım/İf Performance Hall/Ankara)

Yazının devamı...