Sina Koloğlu

Sina Koloğlu

s.kologlu@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Ekranın kendisi mutsuz... ‘Mutsuzluk isteniyor’ diye diretiyor. Kavruk yüzlü, sakalı kaç günlük belli değil biri oturmuş stüdyoda. Engelli kızını satıyormuş. Niye ekrana çıkartırlar?

Kızı kayıpmış ve başvurmuş, bu kadarbasit yani... Bir süre izledik. O akşam evine değil de karakola, oradan sağlık kontrolüne gidecek, sonra tutuklanacak mı? Biraz ileride yemek programı.

Mutsuz yaşlılar topluluğu... Ya da ‘cast seçimi’yle verilen görevi yapıyorlar.

KÖTÜLÜKLER TELEVİZYONU

Bir stüdyoluk şöhret!

Kaşları kalın bir gelin hizmet ediyor. “Biraz sosunu beğendim ana yemeğin.” Hepsi gurme milletin! Bir diğerinde ne umutlarla programı vermişlerdi. “Ünlü diye katılanı çok olur” dedi ev ahalisi. Reytingi pek iç açıcı değil. ‘İç harcı’ diye de bir tabir gelişti oralarda... “İç harcı fena değil ama üzeri çok kuru olmuş.” Al sana bir gurme daha! Hayatı Monako’da beş yıldızlı lokantalarda geçiyor sanki... Stüdyodan çıkınca doğalgaz faturası bekliyor. Topu topu, bir stüdyoluk şöhretin mevcut...

Haberin Devamı

Hele akşamlar...

‘Üzerine para verseler oturmam’ mahallesinden bir demet... Kötülükler ve karanlıklar silsilesi... Karagümrük gibi de değil. Biraz ötede, Frederich Engels görse, ‘Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni’ kitabını baştan yazardı dizisi! “İşte eşim, nişanlısı, karnımda eşimden olacak bebeğim” anonslu çekirdek ailemiz. Elmanın yasağı filan kalmamış bir baba... Aleni ve fütursuzca tüm dizi ahalisinin sürpriz çocukları olabiliyor. Senaryo öyle kıvamda... ‘Bizim evde böyle olsa’ diye hayal ediyoruz. Etrafta, “Acaba kimin çocuğu, aslında onun değil” diye soruluyor izlerken... Az ötede adı üzerinde zalim bir hal var. “Şu karnımdaki senin çocuğun” diye bağırıyor bir genç kadın. Biraz ötede tekerlekli sandalyede nasıl bu hale geldiği muamma bir genç, çırpınıp duruyor.

‘Bak neler var neler!’

Bu kaçıncı çırpınış ve düşüş? Sorsan senariste, “Bütün çabam mutluluğa ulaşmak, sevenleri kavuşturmak.

Fakat acılar olmadan olmuyor” diyecektir. Ekranın önünde oturanlar, gün boyu huzurlu ve mutlu oluyor anlaşılan.

O kadar mutlu oluyorlar ki, televizyonun ‘kötülük’ iksirinden bir yudum almak, elzem hale geliyor. Ya da şükrediyor haline, “Bak neler var, neler!” diye!