SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Sağlıkta yatağa değil dijitale yatırım devri

Bodrum’da açılan 60 yataklı Amerikan Hastanesi 150 milyon lira yatırımla kuruldu. Hastaları çok kısa sürede taburcu etmeyi amaçlayan hastane dijital tıp esasıyla çalışacak.

Çoğu bölümünde teknolojinin yakın gelecekte hayatımızı nasıl etkileyeceğini anlatan bilim kurgu dizisi Black Mirror’da izlediklerimiz sağlık sektörünün de nasıl bir yöne evrileceğinin ön habercisi gibi. Çok da uzak olmayacak bir gelecekte robotlar vasıtasıyla Mardin’deki, Bodrum’daki bir ameliyatı, İstanbul veya New York’taki bir hastaneden yönetmek mümkün hale gelecek. Kol saatimizin çektiği ekomuz doktorumuzun ekranına düşecek. Ki akıllı Apple watch saatlerindeki bir uygulama ile bu teknoloji Amerika’da kullanılmaya başlandı bile. Uzak olmayan bir gelecekte, kan şekerimiz, oksijen seviyemiz alarm verdiğinde hastaneye gitmeden dijital ortam üstünden hizmet alabileceğiz.

Dijitalleşme hayatımızın her alanını hızla kaplarken, sağlık sektörünün dijital dönüşümü de hızlı bir şekilde başladı. İlerleyen yıllarda sağlık ihtiyacı için hastaneye gitmeye gerek kalmayacağını söylemek artık mümkün. Evlerimize entegre olacak sağlık sensörleri, tele tıp, portatif teşhis cihazları ve yapay zekâ bazlı klinik tanı destek sistemleri sağlıktaki yeni teknolojilerden bazıları.

Yapay zekâ şifası

Özellikle sağlık verilerinin toplanması ve bu verilerin korelasyonu ile oluşturulacak algoritmalar, yapay zekâ ile klinik karar veren sistemlerin geliştirilmesine önayak olacak. Bu gelişmeler sayesinde sağlık yatırımının hastanın ayağına gideceği, hastanelerin moral bozan ortamından ve enfeksiyonundan uzak kalacağımız bir yöne doğru gidiyor dünyada sağlıktaki gelişmeler. Önceki gün Amerikan Hastanesi’nin Bodrum şubesinin resmî açılışı için buluştuğumuz VKV Sağlık Kuruluşları Genel Müdürü Dr. Erhan Bulutcu, sağlıkta tüm dünyayı etkileyen yeni trendlerin Türkiye’de de uygulayıcısı olmak için yeni projeleri hayata geçirdiklerini söylüyor.

10 ülkeye ofis

Mesela 150 milyon lira yatırımla kapılarını açan ve vakıf hastanesi olarak kâr gütmeyen Bodrum Amerikan Hastanesi’nin 60 olan yatak sayısını büyütmek gibi bir amaçları olmadığını, bunun yerine dijital teknoloji, tele tıp ile hastaların hastanede en fazla bir gün kalıp tedavinin geri kalanını kaldıkları otel veya evlerinde takip edecekleri yeni yöntemlere eğileceklerini söylüyor. Türkiye’ye tatil için gelen yabancılara sağlık hizmeti vermeyi hedeflerken, öğreniyoruz ki Amerikan Hastanesi başta İngiltere olmak üzere 10 ülkede Koç Health Care ismiyle ofis açarak sağlık turizmine ağırlıklı yatırım yapmaya da başladı. Bulutcu, “Özellikle Bodrum gibi destinasyonlarda sağlık sektörü, otellerle birlikte çalışabilir. Kalça protezi olmuş hastayı dahi hastanede bir gün yatırıp, akabinde kaldığı otelde tele tıp teknolojisi ile takip edebilirsiniz. Bodrum’u çok seven İngiliz ve Rusya ile turizm bağlantılı çalışacağız. Bodrum, sağlıkta turistik cazibe merkezi olabilir. Yurtdışında tanı merkezleri açarak yabancı hastaları Türkiye’ye yönlendireceğiz” diyor.

BİR YIL GECİKTİ AMA RAHMİ KOÇ MEMNUN

Arkeolojiye olan büyük ilgisi bilinen Rahmi Koç, hastanenin renovasyon maliyetini yükseltmesine ve bitimini bir yıl geciktirmesine rağmen bu gelişmeden çok mutlu görünüyordu. Amerikan Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Rahmi Koç, VKV Sağlık Kuruluşları Genel Müdürü Dr. Erhan Bulutcu ve Bodrum Amerikan Hastanesi Başhekimi Dr. Yusuf Babayiğit’ten hikâyenin detaylarını dinledik. Rahmi Koç, Amerikan Hastanesi’nin 100. yılına yaklaşırken Vehbi Koç Vakfı Sağlık kuruluşları olarak 700’ü doktor olmak üzere 5 bin kişiye ulaştıklarını söyledi. Müze hastaneyi, açılışta Koç Ailesi’ni yalnız bırakmayan Acıbadem Hastaneleri’nin kurucusu Mehmet Ali Aydınlar ve Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç ile birlikte dolaşma fırsatı da bulduk.

MÜZE HASTANE

Türkiye’nin en güzel turizm beldesi Bodrum’da, Roma dönemi başta olmak üzere tarihi zenginliğin büyük bir kısmının toprak altında yaklaşık 3 bin 500 yıldır durduğunu biliyoruz. Bodrum, çoğu bölgesi birinci dereceden sit alanıyken üçüncü derece sit alanına çevrilerek imara açılan yerleri ve Antik Çağ’dan kalma kıymetli eserlerin üzerine inşa edilen çirkin konutlar ve tesislerle dolu ne yazık ki.
Vehbi Koç Vakfı’na ait Amerikan Hastanesi, İstanbul dışındaki ilk yatırımını bölgeye hizmet vermek üzere Bodrum’da yapmaya karar verince, sıfırdan bir inşaat yapmak yerine, mevcut bir hastaneyi satın alarak projeyi hayata geçirmek ister. Mars Mabedi olarak bilinen tarihi bölgenin içinde 20 yıl önce kurulan Özel Bodrum Hastanesi satın alınır.

Antik mozaikler

Hem hastane binası yeniden tadilattan geçirilir hem de ek bina yapmak üzere yan taraftaki otoparkta ameliyathaneleri yer altına almak için inşaat başlar ve daha ilk kazmada Geç Roma Dönemi’ne ait (MS 400-500 yılları) duvar kalıntıları ile birlikte enfes taban mozaikleri ortaya çıkar. İnşaata ara verilir ve tam bir yıl Bodrum Müzesi önderliğinde yapılan kazı çalışmaları sonrası kapı girişinde Dragos yazan binlerce yıl önceden kalma villanın 170 metrekareyi bulan mozaikleri gün yüzüne çıkarılır ve anında koruma altına alınarak, üstü camla kapatılarak sergilenmesine de imkân verilir. Ortaya çıkan bu tarihi eserler Bodrum Amerikan Hastanesi’ne “Müze Hastane” özelliği kazandırdı.

Büyük talep var

Hastane açılış töreni sonrasında sohbet ettiğimiz Erhan Bulutcu, yaşlılığın 75 yaşın üzerinde başladığına vurgu yaparak, insanların huzurlu, güvenli yaşamak için yerler aradığını ve havası muhteşem olan Bodrum bölgesinde hastane açmaları için büyük talep geldiğini de anlatıyor. İngiltere, Balkanlar, Orta Doğu ve Gürcistan gibi yakın bölge ülkelerindeki potansiyel hastalara çevredeki otelleri de kullanarak, engelleyici tıp, fonksiyonel tıp, nefes terapi gibi birçok yeni alanda hizmet vermeyi amaçladıklarını vurguluyor. Bulutcu, “Bodrum’un özellikle İngiliz ve Rus turistler için sağlıkta cazibe merkezi olmasını istiyoruz” diyor.

Yazının devamı...

FENER'E SAĞLIKLI EĞİTİM

Medicana Grubu’nun iş birliğiyle bu yıl öğrenci kabul etmeye başlayacak olan Fenerbahçe Üniversitesi’nin ilk 5 fakültesi arasında sağlık da olacak. Asıl hedef olan tıp fakültesi için ise YÖK’ün onayı alınacak.

Fenerbahçe Üniversitesi öğrenci alımına başlıyor. Eski Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım yönetiminin
Silivri ve Ataşehir’de kiraladığı kampüslerde geçen yıl öğrenime başlanılması planlanıyordu. Ancak kulübün mali yapısının içinde bulunduğu durum, UEFA yükümlülükleri nedeniyle daha fazla mali yük oluşmaması için üniversitenin işletme hakkı devredildi. Başkan Ali Koç yönetimi, üniversite için, Medicana Sağlık Grubu ile iş birliği yaptı. Üniversite eğitim öğretim faaliyetlerini, Medicana Fenerbahçe Üniversitesi adı altında yürütecek.

Yatırım yapılacak

Medicana Sağlık Grubu’nun Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Hüseyin Bozkurt, Fenerbahçe Üniversitesi’nin mütevelli heyet başkanı oldu. Okulun bağlı olduğu FB Vakfı’nın Başkanı ise yine Ali Koç.

Okulun yönetiminde kulüp yöneticileriyle birlikte yer alacaklarını söyleyen Medicana Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hüseyin Bozkurt, üniversite için 100 milyon TL’si bu yıl olmak üzere yaklaşık 300 milyon TL’lik yatırım yapacaklarını söyledi. Medicana Grubu bu iş birliği ile açmayı planladığı üniversiteye kavuşmuş oldu. Sarı Lacivert ise sözleşme gereği okul açılmasa dahi, ödemek zorunda olduğu 200 milyon TL’lik kira parası başta olmak üzere giderlerden kurtulmuş oldu. Bu arada, Medicana’nın adı takım sponsorluğu için de geçiyor.

Daha önce Konyaspor, Bursaspor’a sponsor olan grubun Başkanı Bozkurt, kulüp sponsorluğu için de masada olduklarını söyledi. Halîhazırda Liv Hospital takımın ana sponsoru.

Koleji de var

Pek bilinmez ama Fenerbahçe’nin Ataşehir’de faaliyet gösteren bir de koleji de var. Anaokulundan üniversiteye bir eğitim zinciri hedefleyen Bozkurt, kolejin işletme hakkının alınması için de görüşmeler yürüttüklerini söylüyor. Bozkurt’un asıl hedefi ise Fenerbahçe adıyla bir de tıp fakültesi açmak. Fenerbahçe Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Hüseyin Bozkurt ile Fenerbahçe Kulübü ve Medicana’nın işbirliğini, Fenerbahçe Üniversitesi’ni ve grubun eğitim yatırımlarını konuştuk.

30 yıllık deneyim

- Sağlık sektöründeyken Fenerbahçe Üniversitesi’ne talip oldunuz...

Medicana Sağlık Grubu olarak sağlık alanında 30 yılı aşkın bir deneyime sahibiz. Her ne kadar birbirinden farklı alanlar olsa da sağlıktan sonra eğitim alanında varlık göstererek hizmet ağımızı genişletme kararı aldık.

Medicana Grubu olarak eğitim alanında yenilikçi bir yapı oluşturmayı aslında uzun yıllardır hayal ediyorduk. Anaokulu ile başlayıp liseye kadar devam edecek kolejler açmayı ve Türkiye’nin geneline hizmet vermeyi hedefliyorduk. Yıllar içerisinde hedefimize adım adım yaklaştık ve geçtiğimiz yıl itibarıyla gerçeğe dönüştürme şansı bulduk.

İstanbul Beylikdüzü ve Ankara Eryaman’da MBA adıyla ilk iki kampüsümüzü açtık.

Şimdi Göztepe Libadiye kampüsümüz açılıyor. İlkokuldan liseye kadar olan kampüsler bunlar. Bu yıl, aynı zamanda Türkiye’nin en güçlü sivil toplum kuruluşlarından biri olan Fenerbahçe Kulübü işbirliği ile Medicana Eğitim Grubu şemsiyesi altında Fenerbahçe Üniversitesi’ni hayata geçiriyoruz. Eğitim alanındaki hedeflerimizi üniversite ile taçlandırıyoruz.

İki sevda birleşti

- Süreç nasıl ilerledi?..

Üniversite bizim sevdamız. Yıllardır planlıyorduk. Fenerbahçe ise en büyük sevdam. İyi bir Fenerliyim, kongre üyesiyim aynı zamanda. Kulübün Fenerbahçe Üniversitesi’ni hayata geçirmek için bir grupla işbirliğine hazır olduğunu öğrendik. Başkan Ali Koç’tan randevu aldık ve gittik. Dedik ki, “Ali Bey, siz bu işe devam etmek istiyorsanız, bu işin bütün yükünü biz almaya hazırız”.

Başka gruplar da işbirliği için görüştü. Üniversite, Fenerbahçe ve Türkiye için önemli bir proje. Bir Fenerbahçe sevdalısı olarak başından bu yana emeği geçen Fenerbahçe Kulübü eski ve yeni tüm yöneticilerine teşekkür ediyorum. Bu üniversitenin gençlerimizin hizmetine sunulmasına destek olmaktan büyük gurur duyuyorum. Eğitim pahalı bir faaliyet. Kulübün mali yükleri zaten çok fazla. Üniversite bu nedenle kapatılmadığı veya hami üniversiteye devrolmadığı için bir Fenerbahçeli olarak ayrıca çok mutluyum.

Dijital, entelektüel dünya vatandaşları

- Nasıl bir okul hayal ediyorsunuz?

Yeni dünya düzenini şekillendiren, dijital dönüşümü yöneten geleceğin küresel liderlerinin yetişeceği bir üniversite olma iddiamız var. Eğitim-öğretim sürecimizdeki yenilikçi yaklaşımlarla birlikte dijital teknolojik alt yapı ve sosyal ekosistem ile birlikte mesleki formasyonu yüksek ve entelektüel derinliği olan dünya vatandaşları yetiştirmek istiyoruz. Bu dünya vatandaşları aynı zamanda geleceğin dijital profesyonelleri ve girişimcileri olarak geleceğin dünyasında fark yaratacak. 2019-2020 eğitim-öğretim döneminde öğrenci alımına başlayacağız. Üniversitemizin kampüsü Ataşehir’de.

- Kaç fakülte olacak?

Bu yıl 5 fakülte ve bu fakültelere bağlı 12 program var. İktisadi ve idari bilimler fakültesi, iletişim fakültesi, mühendislik ve mimarlık fakültesi, sağlık bilimleri fakültesi ve spor bilimleri fakültesi var. Spor bilimleri fakültesinde bu sene sadece antrenörlük bölümüne öğrenci alımı yapılacak. Yetenek sınavı ve mülakat ile alınacaklar. Sınav 26-27-28 Temmuz tarihlerinde yapılacak. 19 Temmuz’da okul tanıtım ve tercih günlerimiz başlıyor.

İş imkânı verecek

- Sağlık sektöründe faaliyet gösteriyorsunuz. Tıp fakültesi de olacak mı?

Bu sene tıp fakültesi yok. Ancak Medicana bir sağlık kuruluşu ve bu konuda iddialı. Ataşehir’de bir hastane kuruyoruz. Eğer YÖK’ten onay alırsak, bize bu imkânı verirlerse orayı önümüzdeki yıllarda Fenerbahçe Üniversitesi Tıp Fakültesi yapmak istiyoruz. Esas işimiz sağlık. Sağlık fakültesinde ebelik, diyetisyenlik, hemşirelik bölümü var tabii ama hedefimiz tıp fakültesi açmak.

Üniversitemiz bünyesinde bulunan her fakültemiz ve bölümün mutlaka iş dünyası ile iş birliği yapması gerektiğini ve öğrencilerin doğrudan veya dolaylı bu iş ağları içinde tutulması gerektiğine inanıyorum. Teorik bilgiyi uygulaması, iş hayatı tecrübesi kazanması ve mezuniyet sonrası istihdam edilebilirliğinin artırılması için iş dünyası ile bağ oluşturmak çok önemli. Benzer anlayışla üniversitemiz, grubumuzun sağlık sektörü işletmelerinde de sektörel deneyimler kazanacaklar. Birçok öğrencimiz Medicana Sağlık Grubu’nda iş imkânına kavuşacak.

‘Sponsorluk bize yakışır’

- Fenerbahçe takımı sağlık sponsorluğu için de adınız geçiyor?

Biz de teklifimizi verdik. Bu sponsorluk için de büyük bir rekabet var. Özellikle üniversite iş birliğinden sonra bize yakışacağını düşünüyoruz. Yarın öbür gün Fenerbahçe Tıp Fakültesini açtığımızda, futbolcuların başka yerde sağlık hizmeti alması uygun olur mu!

Yüzde 65-70 civarı burs

- Burs imkânları nasıl olacak?

Üniversitemiz malumunuz ÖSYM merkezi sisteminden öğrenci alıyor. Tam burs, yüzde 50 burs ve yüzde 25 burs olmak üzere başarı ve tercih bursları olacak. Yüksek burs oranlarıyla Türkiye’nin en çok burs veren üniversiteleri arasında yer alacağız.

Bu sene 660 kontenjanla başlıyoruz. İnşallah kontenjanın tamamını doldururuz. Bunun çok önemli bir kısmı burslu olacak. Yüzde 65-70 civarı burs veriyoruz. Kulübe özel bir burs kontenjanı da olacak. Onların önerdiği öğrencilere de burs vereceğiz. Burada gerçekten okuma sevdası olup başarılı olan çocukların önünü açıyoruz. Çocuğun eğer geleceği varsa, bizim okulumuzda eğitim alsın istiyoruz.

FB Vakfı mal varlığını korudu

- FB'nin işbirliğinden kazancı ne?

Kulüp ile beraber olacağız hep. Kulüp işbirliği ile faaliyet gösterecek ilk üniversite olacak. Üniversite eğer bu yıl da açılamasaydı hakları ve vakfın bütün mal varlığı hami üniversiteye (Boğaziçi) devrediliyordu. Vakfın ciddi taahhütleri vardı. Üniversite açılmamış olsa da istihdam edilmiş öğretim görevlileri ve çalışanların maaşları, üniversite binasının kirası önemli bir mali yük oluşturuyordu. İş birliğimiz ile FB Vakfı tüm mali yükümlülüklerinden kurtuldu. Hem de mal varlığını korumuş oldu.

- Kira gideri ne kadardı mesela?

Üniversite açılmasa dahi 10 yıl boyunca yaklaşık 200 milyon TL kira ödenecekti. Bir üniversiteyi ayağı kaldırmak için 200-300 milyon TL harcama yapılması lazım. Bu yıl 100 milyon TL civarında bir yatırım yapacağız. Bina üniversiteye özel ve kira garantisiyle yapılmıştı. Yönetimin kararı ile üniversite yaşatılınca çalışanlar işlerini korumuş, proje hayata geçmiş oldu. Biz de hayalimizi gerçekleştirmiş olduk. Ticari beklentim yok, memlekete faydalı olacak insanlar yetiştirirsek en büyük mutluluğumuz bu olacak.

‘Transferlerle toparlayacağız’

- Takım beklenen performansı gösteremiyor. Emre Belözoğlu transferini nasıl buldunuz?

İnşallah iyi olacak. Geçen sene çok sıkıntılı bir sezon yaşadık. Taraftarın beklentisi çok yüksek iken, küme düşme riskiyle karşılaştık. Emre gittiğinde çok üzülmüştüm. Gidişi büyük bir kayıptı. Eğer Emre olsaydı, biz belki bir iki şampiyonluğu kaybetmezdik. Bu nedenle dönmesi çok iyi oldu. İnşallah iyi transferlerle toparlayacağız. Maçları mutlu mesut izleriz böylece. Birkaç kaçta göğsümde ağrı hissettim, güzel maçlara ihtiyacımız var.

Yazının devamı...

Mars’ın kısa yolunu İstanbul’da aradılar

Elon Musk’ın ortağı Mueller ile Silikon Vadisi’nin meleklerinden Michelsen, Mars’a ulaşımın ekonomisini geçen hafta İstanbul’da tartıştı. Geleceğin teknolojilerine yatırımla ünlenen iki isim, Türkiye’nin de bu anlamda fırsatlar barındırdığı düşüncesinde

“Önümüzdeki 80 yılda gezegenimizi kullanıp bitirmiş olacağız. Yüzyılın sonunda dünyanın doğal kaynakları tamamen tükenecek. Uzayda doğal kaynaklar bolca var. Ay’ı daha ileri gitmek için benzin istasyonu olarak kullanabiliriz. Dünyadan Ay’a gitmek, Ay’dan Mars’a gitmekten 17 kat daha zor. Ay’dan Mars’a giderken, Dünya’dan Ay’a gidişte kullandığımız yakıtın 17 kat daha azını kullanıyoruz. Bu yüzden önce Ay’a gidip orada yakıt ikmal edip, Mars’a öyle gidilecek.”

Bu fantastik cümleler, Prof. Dr. Neşe Kavak’ın yabancı misafirleri onuruna verdiği davette masadaki sohbetten birkaç konu başlığı.

Kavak’ın misafiri olarak Türkiye’ye gelen konuklardan biri Elon Musk’ın uzay turizmi şirketi SpaceX’i birlikte kurduğu Tom Mueller idi. Üç beş yıl içinde Ay’a ve Mars’a insan göndermeye odaklanmış durumdalar. Roket mühendisi Tom Mueller, dünyanın doğal kaynakları tükeneceği için Mars’ın kolonileştirilmesi zorunluluğundan bahsederken, 'Mars’ta yerimi ayırtma, dikili bir ağacımın olması' telaşıyla fantastik konulara vakıf olmaya çalıştım! Uzay turizmini başlatacak, insanlı uçuşları mümkün hale getirecek SpaceX 30 milyar dolarlık bir şirket haline geldi.

YOL, BİLENE AÇIK

Diğer konuk ise start-up’lara yatırım yapan Silikon Vadisi’nin fon yöneticilerinden Matt Michelsen idi. “Mars’a, Ay’dan mı gitmek daha ucuz, yoksa doğrudan mı?” gibi sorulara cevap arayan tipler. Matt Michelsen, yeni girişimlere yatırım yaptığı için gözlemlerini merak ettim. “Türkiye fırsatlar ülkesi ve nereye gittiğini bilenlerin yolu her zaman açık” derken Nusret örneğini verdi. “Çocuklarım İstanbul’a iner inmez Nusret’e gitmek istedi. Onu eğlenceli buluyorlar ve takipçileri çok fazla” diyor.

BAKTERİDEN DERİ

Michelsen, daha çok teknoloji şirketlerine yatırım yapıyor. Lady Gaga gibi isimlerin sosyal medya çalışmalarında da bulunmuş. Dönüşümsel teknolojiye yatırım yapıyor, aralarında Data Collective’in (DCVC) de bulunduğu yaklaşık 2 milyar doları yönetiyor. Yatırım yaptığı şirketlerden biri bakteriden deri üretiyor. “Nasıl?” diye sordum, şöyle cevapladı:

“Aslında yaptığı kumaşın üzerine bakteri püskürtmek ve hayvanları öldürmeye gerek kalmadan deri elde etmek. Bir diğer şirket örümceklerden ipek elde ediyor. Endüstri ve teknolojiyi bir araya getiren işlere yatırım yapıyoruz. Girişim sermayesi sağlıyoruz. Ortaklarım Matthew Ocko ve Zack Bogue ile birlikte yönetiyoruz. Yeni girişimlerde fikir tutarsa paranızın 10 katına sağlama imkânınız oluyor.”

LOJİSTİK, TIP, EĞİTİM

Türkiye’de hızlı büyüyecek çok şirket bulunduğunu düşünen Michelsen şunları söyledi: “Türkiye’deki şirketlerin büyümesine, gelişmesine ve rekabetçi olmasına yardımcı olabilecek teknolojiler olduğunu düşünüyorum. Bu teknolojileri kullanmak endüstriyi tamamen dönüştürebilir. Tıp gibi aslında çok büyük değişim gösteren endüstriler var. Lojistik, tıp, eğitim alanlarında fırsatlar olduğunu düşünüyorum.”

Çinli çocuklara ABD’li öğretmen

Odaklandıkları temalardan birisinin eğitim teknolojisi olduğunu söyleyen Matt Michelsen, Çin’e yönelik başarılı projelerini şöyle anlattı: “VIP KID isimli bir şirketle çalışıyorduk. Tarihte ilk defa Amerika’dan, Çin’e iş gücü ithal edildi. Orta sınıf Çinli ailelerin artık parası var ve çocuklarının İngilizce öğrenmesini istiyorlar. Amerika’dan saati 60 dolara öğretmen kiralıyorlar. Bu eğitimler online verildi. İnternet hızı arttığı için artık ekran donmuyor ve dersler son derece akıcı şekilde yapılabiliyor. Birçok Çinli çocuk dersi ilgiyle takip ediyor. 1 milyonu aşkın çocuk bu proje sayesinde İngilizce öğrendi. Bin dolarla kurulan şirket iki seneden az bir sürede 2 milyar dolar ciro yapan bir girişim haline geldi. Birçok şirket gibi Uber’e de yatırım yapmıştım. Ama devletle sorun yaşadıklarını görünce hızlı çıktım. Daha fazla kazanabilirdim. Yüz yatırım yaparsınız, iki üç tanesi tutarsa paranızın bin katını alırsınız.”

Dünyanın gündemi dünya!

Zaman zaman kendi iç konularımız, gündemimizin önemli kısmını oluşturuyor. Oysa Türkiye, pratik zekâlı, yenilikleri çabuk benimseyen milletiyle tanınır. Belki biraz daha dünyanın gittiği yöne doğru algımızı, ilgimizi açmakta fayda var. İşte son dönemde yurtdışı ziyaretlerimden edindiğim bazı izlenimler:

- LONDRA'DA liseliler neredeyse her hafta sonu Friday For Future eylemleri yapıyorlar. Cuma günleri okula gitmeyen çocuklar seslerini duyurmaya çalışıyor. Ve tam bir acil durum çağrısı var. 2030 yılında dünyayı susuzluk tehlikesi bekliyor. BM’nin çalışmaları 2030 - 2050 arasında insanların açlıktan kırılacağını gösteriyor. Londra’da ve dünyanın birçok şehrinde çocuklar eylemleriyle, “Siz yetişkinler dünyaya sahip çıkmazsanız biz yaparız” diyorlar.

- YEREL yönetimler de kolları sıvamış durumda. Örnek yine Londra’dan... Benzinli araçların vergisi sürekli yükseltiliyor. 2020’ye kadar Londra sokaklarında benzinli araç kalmayacak. Şirket arabaları, dağıtım şirketleri zaten elektrikli araçlara geçmiş durumda. Biz Uber’i bezdirip, trafik, yağmur var, ‘değişim saatim’ bahanesiyle almadığı yolcuya bin bir eziyet çektiren taksi şoförleri ile boğuşurken, Londra’da Uber benzeri 4 uygulama faaliyette. Paylaşım ekonomisiyle, trafiğe daha az aracın çıkmasını böylece hava kirliliğini azaltmaya çalışıyorlar...

- DÜNYANIN birçok yerinden çevreyi korumak için her evde çöpler ayrıştırılarak üç ayrı poşete konuluyor. Bizde de Emine Erdoğan’ın himayesinde başlayan Sıfır Atık projesi, atıkları kaynağında ayrıştırmayı amaçlıyor. Hızla yol alan bu proje, hem kaynak tasarrufu sağlayacak, hem de ortak evimiz olan dünyayı korumak anlamında da diğer ülkelere en önemli mesajımız olacak.

Yazının devamı...

Olimpik Kızlar: 1 Eşitsizlik: 0

2020 Tokyo Olimpiyatlarında Türkiye’yi temsil edecek olan Meryem Bekmez, Yasemin Adar, Tutya Yılmaz, İlke Özyüksel ve İrem Yaman’ın hemcinslerine bir mesajı var: Biz yaptık, siz de yapabilirsiniz

Yıl1936, ilk milli kadın sporcularımız Halet Çambel ve Suat Fetgeri Aşeni, Atatürk’ün emriyle Berlin Olimpiyatları’na katılıyorlar. Çambel, daha sonra Türkiye’nin ilk kadın arkeoloğu olarak adını dünyaya duyuracaktır. Olimpiyatlara katılan ilk kadın sporcular olarak Berlin Olimpiyatları’nda ülkemizi başarıyla temsil ediyorlar. Dünyaya vicdan dersi vererek üstelik. Adolf Hitler, Berlin Olimpiyatları’nı büyük bir piar çalışmasına çevirmeye kalkışıyor. Her ülke sporcusuyla el sıkışarak dünya basınına pozlar veriyor. Oyununa gelmeyen iki sporcu var sadece; Halet ve Suat... “Bir faşistin elini sıkmayız” diyerek randevu saatinde Hitler ile görüşmeyi red ediyorlar.

Halet Çambel’i, kendisini şahsen tanıyan Prof. Dr. Esra Ekmekçi’den dinlemiş, Türkiye’ye kazandırdığı değerleri anlamak için Adana’ya gitmiştim.

Rahmetli Çambel, Olimpiyat Oyunları’nda ülkemiz kadınlarının da başarıyla mücadele edebileceğini, genç kızlara olimpiyat hayalleri kurabileceklerini aşılayan, teşvik eden isimdi. İlk onun taşıdığı olimpiyat meşalesi emin ellerde...

ING Türkiye’nin, Olimpik Kızlara Destek Projesi toplantısında tanıdığım Meryem Bekmez, Yasemin Adar, Tutya Yılmaz, İlke Özyüksel ve İrem Yaman o meşaleyi çok yükseklere taşıdı. Avrupa ve Dünya şampiyonalarında altın madalyaları ülkemize taşıdılar. Şimdi de dünyanın merakla beklediği 2020 Tokyo Olimpiyatları’nda ülkemizi temsil edecekler...

BAŞARIYA DOYMADILAR

Milli sporcu kızlarımızın dünya çapındaki başarıları hepimizin malumu. Ancak Diyarbakırlı Meryem Bekmez başta olmak üzere nasıl zorlu koşullarda, imkansızlıkları aşarak madalyalara uzandıklarını dünkü sohbetimizde öğrendim. Meryem Bekmez henüz 18 yaşında. Çocukluk yıllarında Diyarbakır’ın merkezini bile görmemiş. 12 yaşında spora başlamış. Başlayış o başlayış. Arkasından sıra sıra şampiyonluklar gelmiş. Şimdi değil Diyarbakır, dünyayı karış karış dolaşıyor.

Hedefi Tokyo’da olimpiyat madalyasını kazanmak.

İlke Özyüksel Türkiye’yi modern pentatlonla tanışıran isim. İlk antramanını kot pantolonu ve annesinin spor ayakkabısıyla yapıyor. Ama sonrasında ilk girdiği yarışta Türkiye şampiyonu oluyor.

Pentatlona yönelen İlke, bu alanda antrenör olmadığı için sporu bırakacak noktaya geliyor. Ancak yılmıyor, eğitim almak için Macaristan’a gidiyor. Macaristan’da o kadar başarılı oluyor ki federasyon başarılı olması için değil, olmaması için çaba sarf etmeye başlıyor. Ve ilke Türkiye’ye dönüyor. Deli gibi çalışıyor. Avrupa ve dünya şampiyonalarında madalyaları topluyor. Olimpiyatlarda Türkiye’yi temsil eden ilk pentatloncu olan İlke’nin en büyük hedefi Tokyo’da olimpiyat madalyasını kazanarak, babasına ithaf etmek.

Tribün değil saha

ING Türkiye Genel Müdürü Pınar Abay, kadın rol modellerin desteklenmesi ile toplumsal cinsiyet eşitliğinin güçleneceğini belirterek, “Onlar kadının yerinin ‘tribün’ değil, ‘saha’ olduğunu bizlere kanıtlıyorlar” dedi. TMOK Genel Sekreteri Neşe Gündoğan ise Türk sporuna katkı sunacak tüm faaliyetleri ve paydaşlarıyla yürüttükleri projelerle cinsiyet eşitliğini gözettiklerini söyledi. Projede olimpiyatlara hazırlanan Tutya Yılmaz (jimnastik), Eda Tuğsuz (atletizm), Yasemin Adar (güreş), İlke Özyüksel (modern pentatlon), Yasemin Anagöz (okçuluk), İrem Yaman (tekvando), Meryem Bekmez (atletizm) ve Nazlı Çağla Dönertaş (yelken) yer alıyor.

ING Türkiye destekliyor

Güreşten tekvandoya, atletizmden jimnastiğe, okçuluktan yelkenciliğe kadar birçok alanda madalyaya sahip Türkiye’nin gururu sporcu kızları, Tokyo 2020 Olimpiyatları yolunda ilerliyor. Uluslararası arenada Türk bayrağını dalgalandıran 8 kadın sporcu, Tokyo yolunda madalya hedefine ilerlerlerken toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendirmek için de önemli bir destek aldı. ING Türkiye, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) işbirliği ile hayata geçirdiği ‘ING Olimpik Kızlara Destek Projesi’yle 8 kadın sporcunun resmi sponsorluğunu üstlendi.

Tabuları yıktılar

1991 doğumlu Yasemin Adar, spora, beden eğitimi olup, işe eşofmanla gelebilmek için başlamış. 4 aylık çalışmayla güreşte Türkiye ikincisi olmayı başarmış. Arkasından da milli takıma girmiş.

4 kez üst üste Avrupa Şampiyonu olan Yasemin, 2017’de de dünya şampiyonu ilk kadın Türk güreşçi oldu. Yasemin, güreşin erkek sporu olarak algılandığını düşünen kadınlara rol modeli olabilmek için Tokyo’dan madalyayla dönmek istiyor. Bu hikayeler, Tokyo 2020 Olimpiyatları’nda Türkiye’yi temsil edecek 8 başarılı kadın sporcudan üçüne ait. Türkiye’ye şampiyonluklara doyuran 8 harika kadının ortak özelliği ise yılmadan, pes etmeden çalışmaya devam etmeleri. Şimdi onların tek amacı Tokyo’dan olimpiyat madalyalarıyla dönerek, kız çocuklara, genç kızlara spora yönelmeleri konusunda ilham vermek, “Ben yaptım, siz de yapabilirsiniz” demek.

O madalya gelecek

2 kez dünya şampiyonluğuna ulaşan ilk Türk kadın tekvandocu İrem Yaman, “2020 bizim için çok önemli. Çocukluğumdan beri Türk tekvandosunun tek eksik madalyası. Bunu gerçekleştirmek istiyorum. 10 yılda pes etseydim, bunların hiçbirini yaşamamış olacaktım. Engeller karşısında umutsuzluğa düşersem hemcinslerime ihanet etmiş olurum” diyor.

Bebeklikten sporcu

2000 doğumlu Tutya Yılmaz olimpiyatlara giden hikayesini şöyle anlattı: “Çocukken o kadar yaramazmışım ki ailem beni spor yönlendirmek istemiş ve beni 3 yaşında jimnastik salonuna götürmüşler, altımda bezim olduğu için almamışlar. 1 yıl sonra yeniden götürdüklerinde ben gitmek istememişim, her gün ağlıyormuşum. Annemle babam pes etmek üzereyken, her girdiğim jimnastik dersinde bana bir Barbie bebek alacaklarını söylemişler. Gerçekten de aldılar ve hâlâ duruyor.”

Yazının devamı...

ABD'Lİ BAŞKANA KAHVE FALI!

Türk Günü Festivali’nde Brooklyn Belediye Başkanı Eric Adams’ı kıramayıp falına baktım. Bir sonraki koltuğunun New York’ta olduğunu müjdeleyince başkanın Türk aşkı daha da arttı!

New York’ta bu yaz her yer kırmızı beyaz... Türk dostu Eric Adams’ın Belediye Başkanı olduğu Brooklyn’de ilk kez düzenlenen Türk Günü Festivali’ndeyiz. Brooklyn Belediye Binası’nın önündeki Columbus Park’ta düzenlenen Amerika Türk Günü’ne ilgi yoğun. Türkler ve onlara jest yapmak isteyen arkadaşları kırmızı beyaz giyinmiş; yaşlı, genç, çocuk herkesin elinde Türk bayrağı var. Geçen ekim ayında görevine başlayan New York Başkonsolosu Alper Aktaş’ın ilk icraatlarından birisi Türk festivali olmuş...

Brooklyn belediye binasının önündeki geniş alan ve parkta Türkiye ambiyansı yaratılmış. Çadır şeklindeki stantlarda konuklara gözleme, döner, lahmacun ikram ediliyor.

Amerikalılar sırada

En çok ilgi ise Türk kahvesi standına. Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırmaları Derneği’nin, Arzum ve Turkish Coffee Lady işbirliği ile açtığı standın önünde çoğu Amerikalı yüzlerce kişi sırada. Türk kahvesi alıyorlar, birbirlerinin falına bakıyorlar. Yabancılar Türk kahvesinin ritüeline çok meraklı, bunu kahveyi hızlıca içip kapatmalarından anlamak mümkün.

40 yıl hatırı var

Belediye Başkanı Eric Adams da kahve standına doğru ilerliyor. Onun kahvesini, Amerikalılara Türk kahvesini içirmeyi misyon edinmiş. Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırmaları Derneği Başkanı Merve Gürsel kendi elleriyle yapıyor. Gürsel, bir süredir yaşadığı New York’ta ilişkilerini kullanarak önemli toplantılarda Türk kahvesi ikram edilmesini sağlıyor. Kahvenin ve ritüellerinin anlatıldığı bir de kitap hazırlatmış. Kitap, lobi gücü yüksek isimlere Türk kahvesi ile birlikte gönderilmiş. Ajandasında, Türk Evi’nin açılmasıyla birlikte rutin tanıtım günleri düzenlemek var.

Kendine özgü pişirme tekniği ve sunumuyla eşsiz bir tada sahip olan Türk kahvesi, geleneksel sohbet toplantıları, evlilik ritüelleri ve yemek kültürüne olan etkisiyle günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası... Tanıtım günlerinde bu ritüeller de anlatılacak.

Tam bir tiryaki

Eric Adams kahvesini içince falına bakmak bana düşüyor. ‘Bir köprüyü geçip, daha yüksek gökdelenlerin olduğu bir caddede yaşayacaksınız’ diyorum! Gönlünde yatanın New York belediye başkanlığı olduğunu biliyoruz! Şansı da çok yüksek, sıfır atığın mucidi belediyeci sempatik tavırları ve vizyonu ile New Yorkluların çok sevdiği bir isim. Seçim kampanyasını başlatmış durumda ve kamuoyu yoklamalarında şansı yüksek görünüyor.

Asistanı Türk

Bu arada tam bir Türk dostu. Asistanı Türk, çalışma arkadaşları içinde başka Türkler de var. Brooklyn köprüsünün muhteşem manzarasına bakarken arada bir Türk kahvesi içmekten keyif alıyor. Sekreterinin odasında Türk kahve makinesi var.

İstanbul’u iyi biliyor, dünyadaki en özel şehirlerden birisi olduğunu düşünüyor. En önemlisi Türklere desteği lokum kahve ikramından ibaret değil. New York’a yaşayan başarılı Türk profesyonellerden Gökhan Çakmak’ın CEO’su olduğu dönemde, belediyenin önemli etkinliklerinde, Smith and Smith’in başta simit olmak üzere tüm ürünlerine sipariş verip masaya lezzetlerimizi koyduğunu biliyorum.

Ay yıldız dalgalanıyor

“New York’ta bu yaz, her yer kırmızı-beyaz” sloganıyla yola çıkılan festivalden bir gün önce Türk aktivist İbrahim Kurtuluş’un girişimleriyle her yıl gerçekleştirilen Türk Bayrağı’nı göndere çekme merasimi de yapıldı. Sivil inisiyatif olan ve Türkiye’nin New York Başkonsolosluğu’nun koordinasyonunda yapılan “Amerika Türk Günü”nde Mustafa Sandal sahne aldı. Hareketli şarkıları ile memleket hasretindeki Türkleri coşturdu. Mehter takımı ve folklor gösterilerinin yanı sıra, ebru sanatı ve Karagöz-Hacivat tanıtıldı, çocuklar ve gençlere yönelik etkinlikler düzenlendi. Başkonsolos Alper Aktaş sohbetimizde, “Amerika Türk Günü’nün amacı, Türk toplumumuzu bir araya getirerek ortak toplum bilincimizi güçlendirmek, kültürümüzü ve kendimizi Amerikan toplumuna doğru şekilde anlatmak ve layıkıyla tanıtabilmek. Brooklyn Columbus Park’taki bu davetle, New York’ta bu yaz her yer kırmızı-beyaz çağrımızı yaptık” dedi.

Rüyası gerçek olanlar

Amerika, Avrupa’dan çok farklı bir ülke. Almanya’yı bir kenara bırakın, Avrupalılar kültürel anlamda da iş hayatında da aralarına su sızdırmıyorlar. Amerika ise yükselmeye, başarmaya imkân veren bir ülke. Festival’de New York’ta başarıyı yakalamış Türklerle tanıştım. Onlardan birisi Ekmel Anda, Amerika’da 30 yılı aşkın süredir; pırlanta ve kuyum işi yapıyor. İnşaatçı Bora Akyol ise mutfak ve banyo üzerine çalışıyor. New York’taki en büyük Türk yatırımlardan birisi ise The Marmara otelleri. 94. Cadde’deki otellerinden sonra 32. Cadde’de yeni şubelerini açmışlar. Yeni The Marmara’nın, Empire State Building ve Chrysler building manzaralı terası, kısa sürede Manhattanlıların yeni buluşma noktası olmuş.

Bakan Gül: 2023 için hazırlığa başladık

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ve zarif eşi İlknur Gül’ün de katıldığı festivalde, gelecek etkinliklere ilişkin planları da öğreniyorum. Bakan Gül, “Böyle daha çok etkinlik yapmalıyız, kültürü yaşamanın, tanıtmanın yolu temaslardan geçiyor” diyor. Abdulhamit Gül, Cumhuriyet’in 100. yıldönümünde düzenlenen etkinliğin önemine dikkat çekerken, 2023’te New York’un merkezinde en az 25 bin Amerikalı Türk’ün bir araya gelmesinin beklendiğini hatırlatıyor. Bir kahve de bakanla içiyoruz. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran, Başkonsolos Alper Aktaş ile birlikte sarma ve gözleme yiyoruz. Bakan Gül, baklava ikram ediyor.

İlknur Hanım’la birbirimize sarma tarifleri veriyoruz.

Pideyle ödül aldı

Amerika’da başarıyı yakalamış girişimciler arasında kadınlar da dikkat çekiyor. Onlardan birisi Derya Taşkın. Taşkın Bakery’nin lezzetli kurabiye ve pideleri şehrin önemli restoranlarında servis ediliyor. 21 yıllık aile işletmesi olan Taşkın Fırın ve Cafe’de 65’i kadın olmak üzere 100 kişi çalışıyor. Ramazan’da yaptıkları pideler Sofi ödülü aldı. Türk ekmekleri ve hamur işlerini Amerika’nın birçok eyaletinde restoran ve zincirlere satıyorlar.

İşteki başarıları kadar siyasi alanda da hızlı yükseliyor. New York’ta yaşayan Derya Taşkın New Jersey eyaletine bağlı Passaic County’nin gerçekleşen yerel seçimlerini kazanarak meclis üyeliğine seçildi. Demokrat Parti’nin delegesi olan iş kadını uzun süredir Amerikan siyasetinin içinde. ABD’de en çok Türk nüfusunun yaşadığı Paterson şehrinde bir dönem Belediye Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan Taşkın’ın kartviziti oldukça kalabalık.

Paterson Kütüphane ve Müzesi Yönetim Kurulu Üyesi, Passaic County (16 Belediyeden oluşan bölge) Kadın Statüsü delegesi ve Paterson şehrinin 4 yıl önce atanan ilk belediye başkan yardımcısı olarak görev yaptı.

Hamdi Ulukaya popstar gibi

Amerika’da hakkında en çok konuşulan Türk ise Chobani markasıyla yoğurt sektörünü altüst eden Hamdi Ulukaya... O artık, Amerika’da ikonik bir isim. Hikâyesi dilden dile dolaşıyor. Amerika tarihinde en hızlı 1 milyar dolar bariyerini aşan şirketin sahibi olması bunda etkili tabii ki. Ancak girişimcilikteki dehası herkesin dilinde. Bir mekâna girmesi gençler arasında popstar etkisi yaratıyor. Daha gevşek, krem gibi yoğurt tüketen Amerikalıların önüne tok, öğün yerine de tüketilen yoğurdu koydu. Ve yoğurdu ayran oldu, sel oldu tüm Amerika’ya yayıldı. Markası da New York Borsası’nın en değerli şirketleri arasına girdi.

ABD’nin en çok izlenen TV programı “60 Minutes” prime-time’da en geniş bir şekilde onu dosya konusu yaptı. Bence Ulukaya’yı büyük yapan yönüyse arkadan gelenlere bakması.

Başlattığı ‘Hamdi Ulukaya Girişimi” bu yönde büyük işler yapıyor. Elazığ, Diyarbakır, Van gibi illerde, imkânlara uzak gençlere burs verip eğitim masraflarını üstlenirken onları New York’ta eğitimlere davet ediyor. Geçen hafta, Anadolu’daki devlet okullarında okuyan 30 liseli genç bu program çerçevesinde New York’taydı.

Tecrübeyi paylaşıyor

İstanbul’u görmemiş gençler, büyüklüğü karşısında şaşırdıkları İstanbul Havalimanı’ndan geçip New York’a uçuyor.

New York Üniversitesi’nde derslere katılıyorlar. Ulukaya’nın bizzat seçtiği, The Marmara’nın direktörlerinden Gökhan Çakmak gibi profesyonel veya önemli iş insanlarıyla eşleşip mentörlük desteği alıyorlar. Servetinin önemli bölümünü sosyal sorumluluk işlerine harcayan Hamdi Ulukaya, Türkiye’den gelen gençlere girişimcilik tecrübesini de aktarmak istiyor.

Yazının devamı...

Beyaz Amerikalıları doyuran Erzincanlı

New York’ta sosyetenin yazlık semti Southampton’ın gözde mekânı 75 Main’in sahibi Erzincanlı Zach Erdem, ikinci restoranını da açtı. Erdem’in restoranlarında milyarder ABD’lilerin çocukları staj yapıyor

Türk’ün beyazı olur da, Amerikalının olmaz mı! Beyaz Amerikalı’ya WASP deniyor. Bu sınıftan sayılmanız için beyaz, Anglo sakson ve protestan olmanız şart.

Geçen hafta bulunduğum Atlas Okyanusu’ndaki Long Island, Beyaz Amerikalıların tatillerini geçirdiği, hafta sonları kaçtıkları bölge. İzmirliler için Çeşme ne anlam ifade ediyorsa, New Yorklular için de Long Island özellikle Southampton aynı anlamı taşıyor. New York’un yazlık bölgesi... Atlas Okyanusu kıyı şeridindeki bölge eşsiz doğası, iki katlı ahşap villaları, butik otelleri ile gözde tatil bölgesi...

Madonna’nın muhteşem villası

Justin Biber, Leonardo DiCaprio, Jay /Z ve Beyonce, Madonna gibi aklınıza ünlü ve varlıklı kim geliyorsa, Southampton’da mutlaka evi vardır. Madonna, turnede değilse hafta sonlarını buradaki muhteşem malikânesinde geçiriyor. New York’ta zenginliğin sembolü Southampton’da özellikle okyanus kıyısında evinizin olması...

Her biri 30 milyon dolardan başlayan bu evlerdeki partilerden birine davet edildiğinizde Amerikan jet set çevresine girmiş oluyorsunuz.

Haziran ayı geldi mi, New Yorklular Long Island’a koşar... Sörf yapmak, balık tutmak, tekneyle açılmak, yüzmek, gönüllerince yemek içmek, eğlenmek için soluğu özellikle adanın Southampton bölgesinde alırlar. Ancak iki katlı evleri, geniş bulvarları, Cooper Beach başta olmak üzere sahilleri, yeşil yürüyüş yolları ile her şey abartıdan uzak. İnsanlar, lüks restoranlara dahi rahat kıyafetlerle gidiyor. Etrafta hep beyaz insanları görüyorsunuz, tam Trump’ın istediği Amerika! Zaten onun da yazlığı bu bölgede...

Sağım solum zengin

Sağınızda solunuzda oturan ünlü bir artist değilse mutlaka milyar dolarlık bir iş adamıdır. The Golden Pear Cafe’de, Türk insanı Zach Erdem’i beklerken, ‘Yanınız boş mu’ diyerek oturan Ben Ashkenazy gibi... Türk olduğumu söyleyince, ‘Ferit Şahenk’e selamlarımı, sevgilerimi iletin’ diyen Ben Ashkenazy’in 12 milyar dolarlık emlak portföyüne sahip bir gayrimenkul yatırımcısı...

Rüyanın simgesi

Southampton’da böylesi bir zümrenin yiyip, içip eğlenmesi ise bir Türk’ten, Zach Erdem’den soruluyor... Erzincan’ın Tercan ilçesi Musaağa köyünde çobanlık yaparken, cebindeki 100 dolarla New York’un yolunu tutan ve aylarca sokaklarda yatıp kalkan Zach Erdem, Amerikan rüyasını gerçekleştiren isimlerden.

Bundan 17 yıl önce, bulaşıkçı olarak çalıştığı, semtin en popüler restoranı 75 Main’in sahibi olmuş. New York Times’ın haberlerine konu olan Erdem, Amerikan rüyasının simge isimlerinden. Çok çalışarak başarı, refah, para ve şöhreti yakalamış bir isim... Bu nedenle her kademedeki insan tarafından büyük saygı görüyor. Lüks villalardaki gösterişli ev davetlerine katılıyor. Sayesinde fotoğraf çekmenin yasak olduğu davetlere katıldım.

Gençlere el veriyor

Başarı öykülerine bayılan Amerikalılar, çocuklarının yaz tatilinde onun yanında staj yapmasını istiyor. Milyar dolarlık serveti olan, Modells Spor Giyim markasının sahibi Mitchell Modell gibi. 16 yaşındaki oğlu Max Modell, Erdem’in yanında yaz boyunca çalışıyor. Biz çocuklarımızdan bir bardak su istemeye kıyamazken, büyük bir servetin başına geçecek olan Max, hamburger servisi yapıp, yerleri temizliyor.

İş isteyen Türkler hızla artıyor

Yanında 250 kişiyi istihdam eden Zach Erdem’in çalışanları arasında Türkler de var. Türkiye’nin en büyük bankasında kurumsal bankacılık yaparken işini bırakıp Amerika’ya gelen Nurdan’a, neden diye sorduğumda, “İstanbul’da tıkıldığım plazada aldığım ücret ev kirama yetmiyordu” diyor. Sıfırdan gelip, yılda 12 milyon dolar ciro yapan bir eğlence imparatorluğu kuran Zach Erdem’in gönlünde yatansa İstanbul’da da bir mekân açmak. Mekânına gelenlere Bodrum Maça Kızı, Mandarin, Alaçatı’nın resimlerini gösterip Türkiye’yi anlatıyor. İstanbul ile ilgili planlarını, “Ama acelem yok. Sosyal medyada Türkiye’den bugüne kadar olmadığı ölçüde çalışmak için mesaj alıyorum. İstanbul için ekonominin düzelmesini bekliyorum” diyor.

Southampton’a yolunuz düşerse; Cooper’s Beach’te yüzmeden, 75 Main’de yemek yemeden, Tate’s kurabiyelerini tatmadan, Golden Pear Cafe’de kahve içmeden, Sağ Horbour’da yürümeden dönmeyin.

Akşam beşte giderseniz kurabiyelerini bulamadığınız Tate’s de başka bir Amerikan rüyası...

Kathleen King yaptığı kurabiyeler çok beğenilince zamanla işleri büyütüyor. Markasını yıllar sonra 100 milyon dolara satıyor. Tate’s’in yeni yatırımcısı, iki yıl içinde markayı allayıp pullayıp bu kez 500 milyon dolara satıyor. Şimdi Amerika’nın birçok yerinde olan bir zincir halinde.

Bir günlük bahşişi asgari ücret kadar

Zach Erdem ile geçirdiğim iki gün içerisinde yeme içme sektörünün kozmik odasına girdim! Restoran çalışanlarının en sevdiği iş barda görev almak. Bahşiş vermenin zorunlu olduğu Amerika’da barmenlik yapan gençler, popüler bir mekânda hafta sonları asgari ücreti bir günde çıkarıyor...

Patronların en büyük derdi ise görünmeyen maliyetler. Patronlar, ünlü Michelin yıldızlı şeflerin iyi planlama yapmadan fazla fazla sipariş ettiği pahalı ürünlerden dert yanıyor. Blumar’da gördüğüm rafadan yumurtayı tam kıvamında yapmak için alınan basit makinenin fiyatı 4 bin dolardı.

MÜŞTERİ AKINI

Erdem’in ziyaretine gittiğim geçen cuma akşamı Southampton’ın en popüler mekânı 75 Main’in önünde 200 kişilik sıra vardı. İzdiham nedeniyle badyquard’lar mekâna girişi durdurmuştu. Hafta sonları saat 22.00’dan sonra kulübe dönüşen mekân müşteri akınına uğruyor. Aynı gece Blumar’ın açılışı vardı. Blumar, Erdem’in, Southampton’ın ana caddesindeki yeni restoranı.

Restoranda mutfak 2 Michelin yıldızlı şef Terrance Brennan’a emanet. Zach Erdem’e rüya gibi deyince, “Rüyadan uyanmamak için hala çok çalışıyorum. 2002’de, 75 Main’de bulaşık yıkıyordum. Öyle çok çalıştım ki, mekânın yaşlanan sahipleri, burayı ancak sen yaşatırsın diyerek uygun ödeme şartlarıyla bana sattılar. İsmi birkaç kez değişmiş ama bu restoran tam 125 yıldır aynı mekânda misafirlerini ağırlıyor. İnşallah Blumar da öyle olacak” dedi.

Dünyanın bittiği yerde bir kahve içimi

Montauk, Amerika’nın doğu kısmındaki en uç noktası. Zach Erdem ile End Of The World dedikleri Lighthouse’un önünde resim çektik, kafesinde kahve içtik… İngilizler, Amerika’ya ilk bu noktadan çıkmışlar. Dünyanın bittiği yer denilen bölgenin benzersiz bir gün batımı var. Bildiğimiz hiçbir yere benzemiyor. Bu nedenle bölgeye gelen herkes gidip bu noktada fotoğraf çektiriyor.

New York’a yolunuz düşerse, Southampton, Montauk’ı da görün mutlaka. Manhattan’dan otobüsle 25 dolara iki saatte gidiyorsunuz. Helikopterle gitmek isterseniz 750 doları gözden çıkarmanız gerekiyor.

Yazının devamı...

Vatandaş ‘İstiklal’e koşuyor!

İş Bankası’nın, Milli Mücadele’nin 100’üncü yıldönümü nedeniyle müzesinde açtığı ‘İstiklal’ sergisi büyük ilgi görüyor. Sergide, Milli Mücadele’nin sadece cephede verilmediği, ekonomik bağımsızlık savaşının da en az cephe savaşları kadar önemli olduğu 1000’e yakın belge ve fotoğrafla anlatılıyor

Cumhuriyet’in ilk bankası Türkiye İş Bankası’nın Yeni Cami şubesi son 10 yıldır müze olarak hizmet veriyor. Sergileri bugüne kadar 1.2 milyon insan ziyaret etti. İş Bankası gibi büyük kurumların müzelerinin olması önemli. Binaya girdiğinizde ister istemez, İş Bankası’nın, bankacılığın tarihine girmiş gibi hissediyorsunuz. Ahşap gişelerin arkasında oturan gişe memurlarının, kulplu kumbaralarda birikmiş paraları saydıkları dönemleri hatırlıyorsunuz. Müze, bugünlerde ise ziyaretçilerine hiç unutmamamız gereken bir konuyu hatırlatıyor: Ekonomik bağımsızlık savaşımız!

Atatürk’ün Samsun’a çıkarak Milli Mücadeleyi başlattığı 19 Mayıs 1919’un 100’üncü yıl kutlama ve anma etkinlikleri çerçevesinde müzeyi ziyaret ettik. İş Sanat Genel Müdürü Zuhal Üreten, sergi küratörü ve İzzeddin Çalışlar ile Prof. Dr. Haluk Oral’ın danışmanlığında hazırlanan ‘İstiklal’ sergisini gezdik. Sergi, 1000’e yakın belge, fotoğraf, film ve obje ile özellikle yeni kuşaklara zorlu mücadelenin tüm detaylarını kronolojik olarak anlatıyor.

Saygı ve minnetle...

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, Milli Mücadele’nin isimsiz kahramanları olan Anadolu insanını bir kez daha saygı ve minnetle anmak üzere böyle bir projeyi hayata geçirdiklerini belirten İş Sanat Genel Müdürü Zuhal Üreten, 1.000’i aşkın belge, fotoğraf, aksesuar ve materyalle o günkü ruhu ziyaretçilere aktarmak istediklerini söyledi. Vatandaşların sergiye büyük ilgi gösterdiğini de vurgulayan Üreten, “Özellikle 19 Mayıs gibi milli anlam ifade eden günlerde sergilerimize ilginin arttığını görüyoruz. İstiklal sergimizi 19 Mayıs’ta 7 bin 500 kişi ziyaret etti” diyor.

Altı bölüm var

“On Yıllık Savaş”, “Mütareke ve İşgal”, “Direniş ve Kuvayı Milliye”, “Düzenli Ordu ve Sathı Müdafaa”, “Hukuk ve Taarruz”, “İstiklal ve Cumhuriyet” olmak üzere altı bölüm var sergide. Savaşın seyrini belirleyen Atatürk’ün silah arkadaşlarının orijinal haritaları, günlükler, notların yanı sıra Milli Mücadele dönemine ait çok sayıda tarihi görüntüyü de izlemek mümkün. Sergilerdeki projeksiyonlarda ise Milli mücadele dönemine ait çok sayıda tarihi görüntü izlenebiliyor. Ziyaretçiler, etkileşimli ekranlar sayesinde sergide yer alan kişi, belge ve objelere dair ayrıntılı bilgilere ulaşabiliyor.

Yılsonuna kadar

O dönemde yayımlanmış Minber, Tasviri Efkâr. Memleket, Ati, İkdam gibi gazetelere yansıyan başlıkları, muharebeler sırasında Milli Mücadeleyi anlatan propaganda afişlerini, dünya basınıyla yapılan mülakatları da sergide görmek mümkün. Ankara Ulus ve İstanbul Eminönü’ndeki iki müzede de yılsonuna kadar görülebilecek olan “İstiklal” sergileri, ziyaretçilerin hafızalarında Milli Mücadele’ye dair önemli izler bırakmayı hedefliyor. Türk milletinin işgal altındaki vatanı kurtarmak için Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde verdiği mücadeleyi çok daha iyi anlıyorsunuz. Kara Fatma, Binbaşı Ayşe, Onbaşı Nezahat, Çete Emir Ayşe, Şerife Bacı ve Halide Edip gibi tarihi kimliklerin şahsında kadınların da İstiklal’de nasıl kahramanlıklar gösterdiğini hatırlıyorsunuz. Müze pazartesi günleri, Ramazan ve Kurban bayramlarının ilk günleri hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor.

İstanbul ve Ankara’da bulunanların mutlaka İş Bankası Müzeleri’ne giderek, bu şanlı mücadeleyi veren Türk milletini, bağımsızlık uğruna yola çıkan halka önderlik yapan Atatürk ve silah arkadaşlarının büyük kahramanlık öyküsünü görmelerini tavsiye ediyorum.

Yeni nesil Akbank Harvard’ı hap yaptı

Müşterinin herhangi bir kurumu tercih etmesinde de bu kurumla olan ilişkisini derinleştirmesinde de en belirleyici unsur, kurumun müşteriye yaşattığı deneyimin bütünü. Lider şirketler günümüzde kendi ekosistemlerini yaratmak zorunda. Müşterilerinin tüm ürün ve servislere tek bir kapıdan içeriye girerek ulaşmasını sağlamak ana hedef haline geliyor. Bu yeni iklimde “inovasyon”, değişimi tetikleyen en önemli unsur. Pek çok sektörde olduğu gibi bankalar da bu yöndeki çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürüyor.

Akbank, üç yıldır iş modeli ve iş modelini destekleyici tüm etkenleri yeniden yapılandırdığı bir dönüşüm programı yürütüyor. Müşterilerle olan etkileşim, kanallar, süreçleri yeniden tasarladıklarını söyleyen Akbank Strateji, Dijital Bankacılık ve Ödeme Sistemleri Genel Müdür Yardımcısı Burcu Civelek Yüce, “Dönüşümümüze Yeni Nesil Akbank adını verdik. Yenilikçi uygulamaları sürdürülebilir bir şekilde sunmak için de Akbank LAB’i kurduk” diyor.

Gelişim yolculuğu

Bu süreçte çalışanları hazırlamanın önemine dikkat çeken Burcu Civelek Yüce şu bilgileri veriyor:

“Akbanklıların kariyer rotalarının çeşitlendirilmesi, farklı işleri, perspektifleri ve görev alanlarını görmelerinin teşvik edilmesi, bilgi, beceri ve yetkinliklerinin artırılması için kapsamlı bir rotasyon programı başlattık. Bu program ile Akbanklıların yetkinliklerini daha iyi değerlendirmelerine, kendi pozisyonlarına döndüklerinde de mevcut işlerini farklı bir bakış açısıyla yeniden gözden geçirmelerine imkân sağlıyoruz. Bireysel gelişim planlarını çok daha güçlü şekilde desteklemek için her Akbanklıya özel bir gelişim yolculuğu içeren Geleceğin Aynası Akbanklı Yetkinlik Gelişim Platformumuzu hayata geçirdik. Harvard, Insead gibi üniversitelerin akademisyenlerinin konuşmalarını, hap niteliğinde eğitimleri, interaktif uygulamaları, bu online platforma her bir çalışanın kendi gelişim planı ile paralel olacak şekilde dahil ettik. Birbirinden farklı alanlarda bilgi sahibi olma ve sürekli kendini güncelleyip geliştirme ihtiyacına şimdilerde ‘light-speed learning’ deniyor. Biz bu ihtiyacı uzun zaman önce fark ettik ve eğitimlerimizi mobil uyumlu, basit ve birbiriyle ilişkili parçalara böldük. Bu şekilde çalışanlarımıza, her an her yerde çok kolay bir şekilde ulaşabilecekleri bir gelişim yolculuğu sunmuş olduk.”

Yazının devamı...

BİZ NEMRUT'UN KIZLARIYIZ!

Aralarında Revna Demirören, Ezgi Mola, Aslı Şen gibi isimlerin bulunduğu bir toplulukla Pervin Ersoy'un 'Her şehri ünlüsü ile geziyoruz' hareketine katıldık. Adıyaman'a yaptığımız geziden anılar ve dilimizde 'Nemrut'un kızı' türküsü ile döndük

‘Sen kendini seversen herkes sever, önemsersen dünya etrafında döner.” İnsan ilişkilerine dair sık sık duyduğumuz bu cümleler; ülkeler, kültürler için de geçerli aslında. Biz, binlerce yıldır pek çok uygarlığın güneşi doğurup batırdığı Nemrut Dağı’nı ziyaret edersek yabancılar da peşine düşer.

Konu sadece turizm gelirlerini artırmak da değil. Diyarbakır eyvan, Adıyaman harfane sıra gecelerinde, binbir türlü bilginin işlendiği türküler eşliğinde gerçekleşen ritüelleri izlerken nasıl bir medeniyetten geldiğini de anlıyor insan.

Gelenek, görenek dediğiniz şey aslında kök salmaktır, kendini bir yere ait hissetmektir. En çok çocuklarımız, amaçsız yaşamlar kurmasın diye ülkemizi, kültürümüzü tanımalıyız. Çocuklarımıza da bu bilgiyi aktarmalıyız.

Hareket yayılıyor

Urfa Kent Müzesi’ni, Göbeklitepe’yi gezip medeniyetin nereden doğduğunu bilen çocuklar, emin olun Lourve Müzesi’ndeki eserleri, Batı medeniyetini de daha iyi kavrar. Kazancı Bedih’i bilenler Mozart’ın değerini daha iyi anlar.

Son yıllarda bu anlayışın geniş kitlelere yayıldığını gözlemliyorum. Kadınlar çocuklarını da yanlarına alıp Harran’ın, Göbeklitepe’nin, Mardin’in, Diyarbakır’ın yolunu tutuyor.

Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un eşi, eski turizmci Pervin Ersoy’un başlattığı, ‘81 İlin Ünlüsü ile Türkiye’ye geziyoruz’ hareketi de değerlerimizi tanımak ve tanıtmak adına son yıllarda bu alanda gerçekleştirilen en önemli projelerden biri. Her ilin ünlüsü ile Türkiye’yi karış karış geziyor, tarihi, doğal güzellikleri yanı sıra yemeklerini, gelenek, göreneklerini tanıtıyorlar.

Antiochus’un izinde

Gezinin dördüncü durağı Adıyaman idi. Pervin Ersoy’un davetiyle İstanbul’dan gelen kadın konukların yanı sıra Adıyamanlı sanatçılar Latif Doğan, Ferman Toprak’ın da bulunduğu ekip ile şehrin yolunu tuttuk. İlk durağımız Komagene efsanevi Kralı 1. Antiochus’un yaptırdığı devasa Karakuş Tümülüs’ü oldu. Cendere Köprüsü, Selçuklu Köprüsü, Yeni Kâhta Kalesi’ni gördük. Ardından Nemrut Dağı’nın yolunu tuttuk.

Ertesi gün Adıyaman Müzesi’ni gezdik. Adıyaman Mor Petrus Mor Pavlus Süryani Kilisesi’ni de ziyaret ettik.

Kültür turlarına dahil olmalılar

Peki, Adıyamanlılar Pervin Ersoy’dan ne istedi? Şehir, Diyarbakır, Gaziantep ve Urfa’ya yapılan kültür turlarına dâhil değilmiş. Hal böyle olunca turistler Nemrut Dağı’nın gezip bölgeden ayrılıyor genellikle. Kültür turuna girerlerse gelen turist, çarşı pazara ineceğinden şehrin ekonomisine de katkı sağlayacaklar.

Ekip her şehirde olduğu gibi Adıyaman’da da çarşıyı indi!

'Ülkemizin her köşesi bir cennet'

Pervin Ersoy, projenin Adıyaman ayağına katılıp destek veren Revna Demirören’e teşekkür etti. Pervin Ersoy’un, “O artık fahri turizm elçimiz” deyip diğer illere de davet ettiği Revna Demirören şunları söyledi:

“Ülkemizin her köşesi ayrı bir cennet parçası. Bu gezimizde Adıyaman’ın güzelliklerinin tadını çıkardık. Herkese buraya gelmelerini, tarihi, doğayı görmelerini, lezzetleri tatmalarını tavsiye ederim.”

Önemli isimler buluştu

Adıyaman tanıtım gezilerinin dördüncü ayağıydı. Pervin Ersoy her durağa sosyal etki gücü fazla, toplumda tanınan isimleri davet ediyor. Revna Demirören ve Ezgi Mola’nın yanı sıra Aslı Şen, Mehtap Özdoğan, Altın Mimir gibi isimler de Adıyaman tanıtım gezisine destek veren isimler arasındaydı.

Adıyaman'dan Ahmet Kaya'ya selam olsun

Ersoy’un sürprizlerinden birisi de iftar sonrasında oturduğumuz harfane sıra gecesiydi. Saz ve söz eşliğinde yenilen yemekler, Adıyaman halk kültüründe önemli yer tutuyor.

Gecede, türküler eşliğinde yapılan Adıyaman çiğ köftesi ikram edildi. Birçoğu ilk kez sıra gecesine katılan kadınların yer minderinde saatlerce oturmasına hayran kaldım.

Latif Doğan, Kâhtalı Mıçı, Ferman Toprak yöre türkülerini söyledi. Saatler 12’yi gösterdiğinde, tam ‘kalkalım mı’ derken Pervin Ersoy’un isteğiyle söylenen, Ahmet Kaya’nın ‘Kum gibi’ şarkısı bizi yerimize mıhladı. Türkülere eşlik etmiştik ama Ahmet Kaya’da herkesin eli havadaydı.

Ezgi Mola kısmet açan köprüden geçti

Bölge, Mezopotamya’nın birçok şehri gibi efsaneler bölgesi. Onlardan birisi de Cendere Köprüsü ile ilgili. İnanışa göre köprüyü gidiş geliş olarak tam tur tamamlayanların kısmeti açılıyor, evlilik teklifi alıyor. Grupta bu ritüeli yerine getiren bekârlar arasında, gittiğimiz her yerde selfie çekmekten bitap düşen Ezgi Mola da vardı. Magazin basını Ezgi’nin aşk hayatını yakın takibe alsın, kehanetin gücü adına!

Pervin Ersoy'un sürprizi

Gezinin esprisi de burada patladı. Dağın zirvesinde bir anda karşımıza çıkan orkestra şefine, “Dağa çıkıyor musunuz böyle, zor olmuyor mu bu enstrümanlarla” dedim. “Efendim her çarşamba buradayız, perşembeleri de başka grup sahne alıyor” deyince, Pervin Ersoy’un bizim için hazırladığı sürprizlerinden birisiyle karşı karşıya olduğumuzu anladık. Keşke, Adıyaman turist kaynasa ve her çarşamba çıksalar!

SON DURAK ANITKABİR

Saffet Emre Tonguç, Rotahane’nin desteğiyle Denizli’den başlayan proje, Urfa ve Diyarbakır ile devam etmişti. Pervin Ersoy’a, tüm Türkiye’yi kapsayan, ülke turizmine katkı sağlaması hedeflenen kültür turlarının son durağının neresi olacağını sordum. Ankara olacakmış. Yaz ayları nedeniyle projeye kısa bir ara vereceklerini söyleyen Ersoy şu bilgileri paylaştı: “Saffet Emre Tonguç ile başlattığımız projenin amacı iç turizmi canlandırmak, farkındalık oluşturmak. Bir yandan da ne büyük zenginlikler içinde yaşadığımızı göstermek. Anıtkabir’de, Ata’mızın önünde hep birlikte final yapacağız. Proje boyunca bize eşlik eden sanatçılarımızın hepsini, Anıtkabir’e de davet edip, onlara teşekkür edeceğiz.”

Doğuda Latif Doğan batıda Bethoven

Nemrut’un tepesine çıktığımızda bizleri bir sürpriz bekliyordu. 2 bin 150 metre yüksekliğe nasıl çıkarıldıkları hala bilinmeyen devasa taşlarla yapılan anıtsal Apollon, Zeus, Herakles, Komagene kralı 1. Antiochus ve onları koruyan aslan ve kartal heykellerinin önünde klasik müzik orkestrası Beethoven’dan, Mozart’ta eserler çalıyor, konser veriyordu.

Biraz önce Doğu terasında Adıyamanlı sanatçılar Latif Doğan ve Ferman Toprak, aralarında Nemrut’un Kızı’nın da olduğu Adıyaman türkülerini söylemişlerdi. Doğu terasında ise Mozart ve Bethoven... Anıtsal heykelleri ve benzersiz manzarasıyla Unesco’nn Dünya Kültür Mirası listesine giren Nemrut Dağı’nda, Mozart eşliğinde güneşin batışını izlemek...

Benzersiz bir deneyimdi. Gün batımında çalan klasik müzik, mezarının da bulunduğu tapınağı yapıp, bin yıllardır Nemrut’un çekim merkezi haline gelmesine sebep olan Kral 1. Antiochus’un da kalbine dokundu eminim.

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.