Para azalıyor, kalite artıyor

11 Ekim 1997

Abbas GÜÇLÜ

İNGİLİZ üniversitelerindeki incelememiz devam ediyor. Londra'daki üniversitelerden sonra, dün de Bristol Üniversitesi'ni ve Bristol'de bulunan İngiliz YÖK'ünü ziyaret ettik.
Dünyayı gezdikçe, hiç aklımıza gelmeyecek enteresan durumlarla karşılaşıyoruz. Örneğin İsrail ve Kanada'da araçlar gündüz trafiğinde de farlarını yakıyor. Bu durum, trafik kazalarında önemli bir azalma gerçekleştirmiş.
İngiliz YÖK'ünü de başkent Londra'da ararken Bristol'de bulduk. İngilizler, Londra'da nüfus ve trafik yoğunlaşınca, kurum ve kuruluşların çoğunu, ülkenin dört bir yanına dağıtmış. İyi de sonuçlar almışlar...
İsrail ve İngiliz YÖK'ü ile yani yüksek öğretime yön veren kuruluşlarla, bizim YÖK arasında temelde olmasa da, uygulamada ciddi farklılıklar var. İşin akademik yönüyle, direkt olarak hemen hemen hiç ilgilenmiyorlar.
Formüle ettikleri yöntemle paranın nasıl dağıtılacağı ve kalite kontrol esas ilgi alanları...
Üniversiteler, bizde olduğu gibi bütçeden para koparabilmek için ne siyasilerin ne de DPT ve Maliye bürokratlarının peşinde koşturuyor. "Artır kaliteyi, al parayı...İngiliz yükseköğretim yasası, 1989'da sil baştan ele alınmıştı. 90'ların başında yeni bir uygulama başlattılar ve

Yazının Devamı

Üniversiteler, parasız ama...

10 Ekim 1997

Abbas GÜÇLÜ

DÜNYANIN neresinde olursanız olun, "üniversite" deyince akla ilk gelenler arasında İngiliz üniversiteleri de var. Örneğin Oxford, Cambridge, London Scholl of Economics. Daha önce adını sık duymadığımız Imperial, Univesity College London, Bristol, King's, College of London da raiting sıralamasının tepelerinde yer alıyor.
İngiliz üniversiteleri paralı gibi gözükse de, yabancı öğrenciler dışında İngiliz gençlerin cebinden para çıkmıyor. Devlet onlar adına, karşılıksız ödemede bulunuyor.
Başbakan Blair'in "Daha iyi eğitim" için istediği 1000 sterlinlik harcın alınması ise biraz zor görünüyor.
İngiltere tam bir özel üniversite cenneti. Çok sayıda özel üniversiteleri var. Ücretleri de bizim ölçümüze göre bir hayli pahalı. Elbette ucuzları da var. "Londra öğrenciler için pahalı bir kent ama, kazandırdığı deneyim ve birikimi, hiçbir yerde bulamazlar" diyerek para tartışmasına son noktayı koyuyorlar.
İngiltere'de Eğitim ve İstihdam Bakanlığı iç içe. Yani tek birim halinde. Bu yüzden bizdeki gibi on binlerce diplomalı işsizin olduğu alanlarda yeni fakülteler açılmıyor.
ABD'nin aksine, İsrail'de olduğu gibi full - time öğrencilik esas alınmış. Kampüs üniversiteleri gibi, kent içi

Yazının Devamı

Türkiye'ye dışarıdan bakınca

9 Ekim 1997

Abbas GÜÇLÜ

BU yıl, leyleği havada görmüş olacağım ki, sürekli uçuyorum. Son birkaç ay içinde on binlerce kilometre yol katettim. Özellikle yurtdışında sabah 6'da kalkıp, gece geç saatlere kadar ayaktayız. Ama Türkiye'deki gibi ne bir yorgunluk, ne de bir gerginlik var.
Duraklarımız olan Kudüs, Tel Aviv ve Londra; İstanbul gibi tarihi kentlerden biri. Kudüs'ün mistik havası, Tel Aviv'in gizemli sokakları ve Londra'nın adeta oyayla işlemiş tarihsel yapısı ve dünya kültürlerine evsahipliği yapan canlılığı, attığımız her adımda "Bunlar neden bizde de olmasın ki!" dedirtiyor.
Üniversitelerini gezdikçe, yetkililerini dinledikçe, karamsarlığımız ve ne kadar çıkmaz bir sokakta olduğumuz, çok daha iyi anlaşılıyor.
Önemli olanın, ne rektörlük, ne de devlet başkanlığı seçimi olmadığı, sistemin ve anlayışın değişmesi gerekliliğini görüyoruz.
Yeni kaynak yaratma ve mevcut kaynakların en verimli şekilde kullanılması, dışarda önem verilen konuların başında geliyor.
Demirel'in devlet başkanlığının, İstanbul Üniversitesi'nin de işi gücü bırakıp seçimlere endekslenmesinin, yeni bir zaman israfından öte bir şey getirmeyeceğini düşünüyorum...
Benzeri gezilere bizden çok siyasetçiler gidiyor. Onlar da

Yazının Devamı

İsrail üniversiteleri

8 Ekim 1997

Abbas GÜÇLÜ

İSRAİLLİ üniversite rektörlerine bakılırsa, pek çok alanda, ABD'nin iyi üniversitelerinden hemen sonra "En iyiler" sıralamasında kendileri geliyor.
Yahudiler, Azerilere çok benziyor. Azerbaycan'a gittiğimizde de, onlar kendilerini öve öve bitirememişlerdi.
En büyük üniversitelerinden Tel Aviv ve Ben Gurion'u gezdik. YÖK'lerinden sistem hakkında uzun uzadıya bilgi aldık.
Üniversitenin genel yönetimi, aynı zamanda mütevelli heyeti başkanlığını da yapan "President"te yani Başkan'da. Ayrıca rektör de var ama o sadece akademik işlerden sorumlu.
Siyasilerin üniversite üzerinde hemen hemen hiçbir etkisi yok. Bütün yetki YÖK ve üniversite senatolarında. Hangi üniversiteye ne kadar araştırma fonu ayrılacak, öğrenim harçları ne kadar olacak, kaç öğrenci alınacak hep burası karar veriyor.
Rektör ve başkanı, üniversite senatosundan seçilen seçici kurulun belirlediği adaylar arasından mütevelli heyeti seçiyor.
Üç ülke gezdik. ABD, Kanada ve İsrail. Üçünde de ne rektörlük seçimi var, ne de dekanlık. Biz mi yanlış yapıyoruz, onlar mı? Takdiri sizlere... Bugün de İngiltere'ye geçiyoruz. Bakalım onlarda nasıl?

Yazının Devamı

İsrail'de gergin yüzler

7 Ekim 1997

Abbas GÜÇLÜ

YÖK tarafından projelendirilen, Dünya Bankası tarafından finanse edilen, British Council tarafından da genel organizasyonu gerçekleştirilen "Dünya üniversitelerinin akademik ve finansal yapılanmaları" konulu proje çerçevesinde ABD ve Kanada üniversitelerinden sonra, İsrail üniversitelerini inceliyoruz. Buradan da İngiltere'ye geçeceğiz. Prof. Dr. Atilla Sezgin başkanlığındaki heyette, üniversitelerin mali ve idari işlerinden sorumlu rektör yardımcıları ile Maliye Bakanlığı'ndan temsilciler var. Önceki gezide DPT'den de uzmanlar vardı. Anlaşılan artık üniversitelerle ilgilenmiyorlar.
İstanbul - Tel Aviv arası 1 saat 50 dakika. İsrailliler Türkiye'yi çok sevmiş olacaklar ki, Türk Hava Yolları uçak yetiştiremiyor. Pazar günü peşpeşe 4 uçak kalktı.
Yolculuğumuza, isterseniz, Atatürk Havalimanı'nın rezilliğiyle başlayalım. Türkiye'yi çağ atlatmaya hazırlananlar, işe, önce buradan başlasalar çok iyi olacak.
Yıllardır, unuttuğumuz kuyrukları, önce loto bayileri önünde görür gibi olduk. Ama gerçeğini, pazar günü havaalanında fazlasıyla yaşadık. Önce giriş kapısında dakikalarca, ardından bilet okeyletmek için THY önünde saatlerce, sonra pasaport kontrolde dakikalarca ve binerken

Yazının Devamı

Bu kadar da olmaz!

4 Ekim 1997

Abbas GÜÇLÜ

MİLYONLARCA gencin, yıllarca kabusu haline gelen üniversiteye giriş konusunda, her yıl yeni bir skandalla yüzyüze geliyoruz. Geçtiğimiz yıllarda, sahte belge düzenleyenlere, arkadaşını sınava sokanlara, milli sporcu belgesi alarak, onlar için ayrılan kontenjandan yararlananlara, Refah Partililer gibi hiç üniversiteye devam etmeden sahte mezuniyet belgesi düzenleyenlere, soruları el altından sızdırarak parayla satanlara, PKK, tarikat örgütlenmesiyle üniversiteye girenlere, yatay, dikey geçiş cambazlıklarına, çağrı cihazıyla kopya çekenlere rastlamış ve haber yapmıştık.
Ama bu kez, uyanık adayların, daha doğrusu uyanık velilerin, işi büyütüp, uluslararası boyutlara getirdiklerini görüyoruz. İşin sahtecilik yanı bir yana, önemli ahlaki yönleri de var. "Özel kontenjanlar" ne için konuluyor, kimler kullanıyor?..
Üniversite giriş sınavları, gençlerimizin önündeki en büyük engel. Başarılı olabilmek için yıllarca geceli gündüzlü çalışıyorlar. ÖSYM de, eleştirilecek pek çok yönü olmasına rağmen, mümkün olduğu kadar objektif ve güvenilir bir giriş sistemi uyguladığı için fazla sorun çıkmıyordu. Ama, sistem orasından, burasından delinmeye başladı. Önce Türki öğrenciler, ardından

Yazının Devamı

Bir iddia

3 Ekim 1997

Abbas GÜÇLÜ

HAZİRAN ayı ortalarıydı. Bilgi Üniversitesi kurucuları, büyük bir heyacanla, yeni öğretim yılına yetiştirmeye çalıştıkları kampüs inşaatına davet ettiler.
Mecidiyeköy'e çok yakın Kuştepe'de, gecekonduların arasında Batı standartlarında bir kent üniversitesi yaratma arzularını, çabalarını uzun uzadıya anlattılar.
İnşaatın çok önemli bir bölümü bitmişti. "En geç eylül başına hazır olur. İçeride bir tek usta kalmaz" dediler. Bana biraz hayalci geldi. Bırakın 1 eylülü, size 1 ekime kadar süre. Bitirin "helal olsun Bilgi'ye" diye bir de yazı sözü verdim. Ayrıca bir de yemeğine iddiaya girdik.
Aradan aylar geçti ve ben daha önce kararlaştırdığımız şekilde, kampüsü "teftişe" gittim.
Fazlasıyla mesafe almışlar. Eksiklerin önemli bir kısmı giderilmiş, inşaatın önemli bir bölümü de tamamlanmış. Ama ortalıkta ustadan geçilmiyor. Evet söz verdikleri şekilde bir tek usta yoktu, en az 50 tane vardı. İşlerin çoğu bitmişti ama, "ince iş" dediğimiz detaylar daha çok zaman alacağa benziyor. Bunu söyleyince bu kez, ikinci bir iddiaya daha girdiler. Bu kez yeni öğretim yılına başlayacakları 6 ekim için söz verdiler ve "bir tek usta ve bir tek eksiğimiz" kalmayacak dediler. Bakalım göreceğiz.
U

Yazının Devamı

Rektörlük yarışı

2 Ekim 1997

Abbas GÜÇLÜ

İSTANBUL ve Anadolu Üniversitesi rektörleri, 4 yıl önce, iki dönemden fazla rektörlük yaptıkları gerekçesiyle, mahkeme kararıyla görevden alınmışlardı.
Heyecanlı rektörlük seçimleri sonrasında İstanbul Üniversitesi'nde Cem'i Demiroğlu'nun yerine Bülent Berkarda, Anadolu Üniversitesi'nde de Yılmaz Büyükerşen'in yerine Akar Öcal geldi.
Demiroğlu ve Büyükerşen kamuoyunun yakından tanıdığı isimlerdi. Özellikle İstanbul Üniversitesi'nde Demiroğlu ismi sürekli tartışma konusuydu. Görevdeki son aylarının çoğunu mahkemelerde geçirmeye başladı. Hakkında öylesine çok iddialar vardı ki, seçim kampanyası "temiz üniversite" üzerine kuruldu. Sonuçta Demiroğlu gitti. Berkarda ekibi geldi. Kamuoyu aylarca ortaya atılan iddiların kanıtlanmasını bekledi. Ama, şu ana kadar ciddi anlamda bir sonuç alınamadı.
Bu konuda, ya Demiroğlu suçsuz, ya da Berkarda ekibi çok beceriksiz çıktı...
Anadolu Üniversitesi'nde ise, üniversiteye damgasını vuran Yılmaz Büyükerşen'den sonra, Akar Öcal, hizmet yarışında çok yavaş kaldı. O aktif, kıpır kıpır üniversite gitti, yerine içine kapanık bir taşra üniversitesi geldi. Bakalım, yeni dönemde bu içine kapanıklığı üzerlerinden atıp, tekrar eski günlerde olduğu

Yazının Devamı