Harvard olmak o kadar kolay mı?

21 Ekim 1997

Abbas GÜÇLÜ

TÜRKİYE'de her şey çok kolay. Düne kadar "korsan" olan, konferans salonunu açılışa zor yetiştiren, kontenjanını ek yerleştirmeyle bile zor dolduran Bilgi Üniversitesi, "Türkiye'nin Harvard"ı, yani en iyi üniversitelerinden biri ilan edildi. Hem de Türkiye'nin en büyük gazetelerinden Hürriyet'in Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök tarafından. Özkök'ün Harvard'lar kategorisinde iki yıldır temeli atıldığı halde tek çivi çakılamayan Koç Üniversitesi ile şu ana kadar sadece hava basan Sabancı Üniversitesi de yer alıyor.
Üniversite kurmak, hele hele "en iyisi olmak" pek o kadar kolay değil. Ciddi anlamda bir üniversite olabilmek için üç önemli öğeye ihtiyaç var: Öğretim kadrosu, altyapı ve zaman. Öğretim kadrosunu yüksek ücretler vererek transfer edebilirsiniz. Altyapıyı da oluk gibi para akıtarak birkaç yılda tamamlayabilirsiniz. Ama zamanın akışını hızlandıramazsınız.
Bilgi, Koç ve Sabancı belki, 30 yıl sonra, Türkiye'nin en iyi üniversitesi olmaya aday olabilirler. Ama şimdiden böyle bir kehanet, sadece iyi niyet ve moral desteği olarak kabul edilmelidir.
Harvard Üniversitesi, ABD'nin en iyi üniversiteleri sıralamasında yine birinci oldu. Bu aynı zamanda, dünyanın en iyileri

Yazının Devamı

Gençlerle umut ışığı

20 Ekim 1997

Abbas GÜÇLÜ

"HAKSIZLIĞA uğrayan yüz binlerce üniversite adayıyla kimse ilgilenmeyecek" diye tam umutsuzluğa kapılmışken, CHP'den, "biz varız" sinyali geldi. Baykal, hem üniversite adaylarının mağduriyetleri, hem de lise 1'li öğrencilerin sokağa atılmaları konusunda gerekenin yapılacağı mesajını verdi.
CHP, üniversite giriş sınavlarındaki haksızlığa dur diyebilir. Ve lise 1'lerin mahkeme kararıyla tescillenmiş haklarını kullandırabilirse, büyük bir hatayı tamir etmiş olur. Duyarsız politikacılara ve "biz yaptık oldu" mantığındaki dayatmacı bürokratlara da önemli bir ders verir.
En azından konuya gösterdikleri sıcak ilgi nedeniyle kendilerine veli ve gençler adına teşekkür ediyoruz. Bir de sonuç alırlarsa "helal olsun" deriz...
Deniz Baykal Tel: 0 312 468 57 80, Faks: 0 312 468 09 96

İstanbul Makine Mühendisleri Odası, geçtiğimiz perşembe ve cuma günleri, İTÜ'de çok önemli bir sempozyum gerçekleştirdi. Kimler katılmadı ki, rektörler, bilimadamları, işadamları, gazeteciler, öğrenciler, bürokratlar...
Eğitimde özelleştirmenin ela alındığı oturumlardan sonuncusuna ben de katıldım. Öyle bir hava vardı ki, özel öğretim kurumları sanki öcü, eğitime yatırım yapan girişimciler de gençlerin

Yazının Devamı

Bir de Baykal'ı arayın

18 Ekim 1997

Abbas GÜÇLÜ

HÜKÜMETTEKİ partilerden çok, hemen hemen her konuda, dışardan destekçi CHP'nin daha çok sözü geçiyor. Onlar olmasaydı 8 yıl yasası TBMM'den biraz zor geçerdi. Onun gibi, ısararla üzerinde durdukları konularda hep sonuç aldılar...
Parmak hesabına göre 5'inci parti olmalarına rağmen, Meclis Başkanı da onlardan seçildi. Sayıları az ama, etkileri fazla...
İsterseniz, lise 1'ler ve üniversiteye giriş konusunda, bir de onlardan destek isteyelim. Bakarsınız olumlu sonuç verir.
Daha önce Başbakan Yılmaz'ın, Ecevit'in ve YÖK Başkanı Gürüz'ün telefonlarını yayınlamıştık. Ama okurların verdiği bilgiye göre, bir dayak yemedikleri kalmış. Özel kalemdekiler, aldıkları mesajı, liderlerine iletmekten acizler ki, çareyi, çaresizlik içinde tutunacak dal arayan öğrenci ve anne - babaları fırçalamakta bulmuşlar.
İktidar koltuğu herhalde insanları şımarıklaştırıyor. Ama bunun muhalefeti de, seçimi de var. Seçim zamanı, bugün yüzlerine telefon kapatılan kitlelerden oy istemek herhalde çok kolay olmayacak.
Ortada milyonlarca öğrenci ve aileyi ilgilendiren çok önemli iki sorun var. Ama nedense hiç kimse sahiplenmiyor. Üniversite sınavlarına başvuran aday sayısı 1.5 milyon. Anne babalarının sayısı

Yazının Devamı

Öğrenci daha ne yapsın!

17 Ekim 1997

Abbas GÜÇLÜ

Üniversitelerde öylesine ayak oyunları dönüyor ki, şaşmamak elde değil. Yasalar yönetmelikler sanki, sahtekarlıkları önlemek için değil, teşvik için konulmuş.
Her türlü sahtekarlığa bir kılıf uydurulmuş. Ne kadar usulsüz işlem varsa, "prosedürüne uygun" diyorlar. Soruyorsunuz, soruşturuyorsunuz, gerçekten de karşınıza her türlü suiistimale açık, ya bir yönetmelik, ya da bir yasa çıkıyor.
Yasal kılıfı hazırlayanlar, acaba bu sahtekarlıklardan yararlanmak isteyenler mi diye insanın içine kuşku düşüyor. Eğer böyleyse, Türkiye iyice çürüme noktasına gelmiş.
İşin garibi de, bu işlere "dur" demesi gerekenlerin de, bu yasal boşluklardan yararlanması. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Daha önce YÖK Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı yapan Mehmet Sağlam bile bu yola başvurmadı mı?. Oğluna önce, "evine yakın bir okulda okusun" diye düzmece sağlık raporu çıkartan, ardından da "güvenlik gerekçesiyle" Ankara'nın en iyi Anadolu lisesine nakil yaptıran o değil miydi? Ne yapıldı, hiç?
Ardından, Türkiye'de liseyi bitirenlerin KKTC kontenjanından nasıl yararlandıklarını yazdık. Daha önce de hiç üniversiteye gitmeden, sahte çıkış belgeleriyle devletin en üst kademelerine tırmanan RP'lileri,

Yazının Devamı

Kararsız Kasım'lar

16 Ekim 1997

Abbas GÜÇLÜ

YÖK, ÖSYM ve Milli Eğitim Bakanlığı, yani Türk eğitimine yön verenler, büyük bir şaşkınlık içerisindeler. Hata yapmadan, velileri, öğrencileri canından bezdirmeden iş yapmıyorlar. Bir ara, "MEB, Milli Eğitim Bakanlığı mı, yoksa Milli Eziyet Bakanlığı mı?" diye bir yazı yazmış ve olağanüstü olumlu tepki almıştım. Çünkü eğitimle ilgili kurumlara işi düşüp de eziyet çekmeyen yok gibi.
Milli Eğitim Bakanlığı dün, alelacele okullara birer yazı göndererek lise 1'de iki yıl üst üste kalıp, okuldan atılan öğrencilerin listesini istedi. Belli ki, çektirdikleri eziyeti yeterli bulup, affedecekler. Bunu, bu kadar yıpratmadan, bu kadar eziyet çektirmeden yapsalardı, çok daha iyi olmaz mıydı?..
Benzer bir eziyeti de ÖSYM çektiriyor. Mahkemeden döneceği yüzde yüz kesin olan bir yanlışı öğrencilere dayatmaya çalışıyor. Sınava yeni girene fazla puan vermek, dünyanın neresinde var ki, böyle bir yanlış uygulamaya gidiyor. Bu ÖSYM ve YÖK'ten her şey beklenir. Onlar değil mi ki, "çok özel" kontenjanlarla, birtakım çevrelere, ülkelere tepeden inme ek kontenjan hakkı tanıyan...
Nüfusun üçte, dörte birinin öğrenci, dörte ikisinin de veli olduğu bir ülkede, siyasilerin eğitimi ciddiye almaları

Yazının Devamı

İş işten geçmeden

15 Ekim 1997

Abbas GÜÇLÜ

ÜNİVERSİTE başvuruları 12 gün sonra başlıyor. Muhtemelen yeni sisteme göre düzenlenmiş başvuru kılavuzları da basıldı. Yakında dağıtımı başlar...
Mahkemeler, henüz ortada somut bir delil, yani başvuru kılavuzu olmadığı için, açılan davaları ele almıyor. Ama, başvuruların başladığı 27 Ekim'den sonra, "yürütmeyi durdurma kararı" alırlarsa hiç şaşırmamak gerekir.
Öngörülen yeni sistem, Anayasa'nın fırsat eşitliği ilkelerine taban tabana zıt. Anayasa, hiçbir kimseye, hiçbir zümreye, eğitimde öncelik hakkı tanınamayacağını açık açık yazıyor. Oysa yeni sınav sistemi, liseden yeni mezun olanlara fazladan 25, 30 puan vererek, bu eşitliği yeni mezunlar lehine bozuyor.
Yine aynı şekilde, Anayasa, hiç kimsenin eğitim - öğretim hakkının engelenemeyeceğini öngörüyor. Ama ÖSYM ne yapıyor? Çeşitli nedenlerle 3 kez birinci basamak sınavını aşamayan adayların, öğretim hayatına son veriyor. Yani resmen geleceğine ipotek koyuyor. Buna da bırakın ÖSYM'yi, hiçbir kurumun hakkı yok.
ÖSYM sanıyor ki, ÖSS'de 105 puan barajını aşamayanların hepsi tembel. Uzun süreli çeşitli sorunları olabileceğini hiç düşünmüyor. Ya da sınav korkusu nedeniyle ne yaparsa yapsın bu barajı aşamayacağını

Yazının Devamı

Yanlışta ısrar

14 Ekim 1997

Abbas GÜÇLÜ

SON bir ay içerisinde, eğitimde çok iyi olan dört ülke gezdik. En tepedeki yetkililerden, öğrencilere kadar çeşitli düzeyde görüşmeler yaptık. Sistemlerini ve sorunlarını tanımaya çalıştık. Hiçbiri bize benzemiyor. Ne ABD, Kanada, ne de İsrail, İngiltere. Temelde çok büyük farklılıklar var. Onlar çocuklarının daha fazla öğrenim görmesi için projeler üretiyor, bizimkiler ise atmak için...
Lise 1 öğrencilerinin sorunu çözülmüştür umuduyla gazeteye geldim. Sordum, hayal kırıklığına uğradım. Not ortalaması 2'nin çok üzerinde olan öğrencilerin bile, bir tek Edebiyat yüzünden, iki yıllık diye kapının önüne konulduklarını duydum kahroldum.
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, öne çekilen üniversite başvuruları, yeni bir tartışmanın kapılarını aralıyor. Mezuniyet yılına göre farklı katsayı uygulaması ve 3 yıl ÖSS'yi aşamayanların bir daha üniversite sınavlarına alınmaması, daha şimdiden mahkemelik oldu.
ABD'de ömür boyu eğitim esas alınmış. Okuldan atılma yok gibi. İngiltere son beş yılda üniversiteye giden öğrenci sayısını üç kat artırmış. Diğer ülkelerde de, öğrenci odaklı eğitim var. Amaç öğrencinin kazanılması, amaç öğrencinin ve ailenin mutluluğu...
Üniversite sınavlarına

Yazının Devamı

Treni kaçırmadan...

13 Ekim 1997

Abbas GÜÇLÜ

AVRUPA üniversiteleri Amerika karşısında daha güçlü olabilmek için, yeniden bir yapılanma içerisindeler. Başı İngiltere çekiyor. Bin sterlinle başlayıp 5 yıl içerisinde 4 bin sterline çıkacak olan harçlar, bu yeniden yapılanmanın ilk ayağını oluşturuyor. En fazla tepki görecek olan da, o gibi gözüküyor.
Avrupa'da genelde eğitim ücretsiz. İngiltere'de başlayacak "paralı üniversite" uygulaması, anında diğer Avrupa Birliği ülkelerine de sıçrayacağı için, İngiliz gençler kadar onlardan da tepki geliyormuş. Genel kanı, "paralı daha iyi eğitim"in, "parasız sıradan eğitim"e tercih edileceği yönünde.
ABD ve İsrail üniversitelerinde, önemli bir kalem tutarı "bağışlar" İngiltere'de de yok gibi. Genel kanı "biz vergimizi ödüyoruz, gerisine karışmayız" şeklindeymiş, son yıllara kadar. Ama şimdi sadece devlet katkısıyla, üniversitelerin ayakta kalamayacağını, fazlasıyla anlamış durumdalar.
İngiliz Üniversiteleri, önemli gelir kaynağı olan "araştırma ve patent satımı" ile yabancı öğrenci konusunu daha profesyonelce ele alıp bu yöndeki gelirlerini ikiye katlamayı düşünüyorlar.
Arkadan da Avustralya'da olduğu gibi üniversite mezunlarından alınan yüzde 2'lik "yüksek öğretime katkı

Yazının Devamı