İşsizlik mi, korona mı?

Korona önlemleri zerre kadar umurunda olmayanlarla konuştuğunuzda hak vermeseniz de yüreğiniz cız ediyor.

Bir ara Genç Bakış’ta, hormonlu ürünleri tartışmıştık.

Bir öğrencinin, “Geceleri aç yatmaktansa, hormonlu da olsa tok yatmayı tercih ederim” demesi hâlâ kulaklarımda.

Şu sıralarda, esnafından gencine öylesine zor günler geçirenler var ki, korona falan umurlarında değil.

Hastalık bulaşır diyecek oluyorsunuz, lafınız ağzınızda kalıyor.

Bu yüzden işsizlik konusunu her zamankinden çok daha ciddi bir şekilde ele almamız gerekiyor!..

En önemli iki sorun

Ülkemizin iki önemli sorunundan biri eğitimse, diğeri de işsizlik.

Bunu bilmeyen, dile getirmeyen yok.

Ama çözüm konusunda taşın altına elini koyan da yok.

Örneğin, üniversiteler, iş bulmaya yönelik yeni açılımlar getiremezler mi?

Mademki önümüzde 20 yıl içerisinde bugünkü mesleklerin pek çoğu yok olacak, neden hâlâ o bölümlere öğrenci alınıyor?

Yine aynı şekilde, madem, mevcut diplomalarla iş bulmak mümkün değil, ek bir eğitimle, mezunlara yeni çalışma alanları yaratılamaz mı?

İş kapısı olarak, devlet ve özel sektörün dışında yeni arayışlara girmek gerekiyor. Çünkü devlette de, özel sektörde de, işe alımlar artmıyor, azalıyor.

İşte bu noktada, girişimciliği teşvik ederek, gençlerin kendi işlerini kurmalarına öncü olunamaz mı?..

Devletin korona sonrası sağladığı yardımlar işsizliği önleme ve üretimi teşvik konusunda yoğunlaşamaz mı?

Mezuniyet sonrası!

Önümüzdeki hafta üniversiteye giriş sınavı var. 2.5 milyon aday daha iyi bir gelecek için yarışacak. Peki, ne kadarının yüzü gülecek, kaçı diplomalı işsizler kervanına katılacak?

Üniversitelerimizin yeniden yapılandırılması şart. Hem de hiç vakit geçirmeden.

Bu çerçevede, üniversitelere, kendi mezunlarına sahip çıkma sorumluluğu da getirilmeli ve açacakları her bölümü, alacakları her öğrenciyi mezuniyet sonrasını da düşünecek şekilde hareket etmeleri sağlanmalıdır.

Batılı üniversitelerin sıralamalarında en önemli kriterlerden biri de mezunlarının iş bulma oranları ve aldıkları maaşlardır.

Bizde böyle bir istatistik tutulmadığı için hangi üniversite, diğerlerine göre bir adım daha önde, kesin bir tahminde bulunmak mümkün değil.

Geleceğin meslekleri

Peki, geleceğin meslekleri neler olacak?

Önce bu konuda araştırma yapıp, ardından da mevcut mezunlar o alanlara nasıl kaydırılır yönünde bir çalışma yapılsa eminim ki çok sayıda gencimiz 1-2 yarıyıllık takviye eğitimin ardından ya kendi işini kurar ya da iş sahibi olabilir.

Bu o kadar zor mu? Kesinlikle hayır! Yüreğinde mezunlarına kendisini borçlu hisseden her rektör, her dekan ve her hocanın bunu yapması gerekir.

Aidiyet hissi böyle yaratılır. Öğrencisine ve mezunlarına sahip çıkan üniversiteler kalıcı olur, diğerleri ya yok olup gider ya da dibe vurur.

Üniversite yöneticileri sadece kendilerini atayan makamlara karşı değil, öğrencilerine, mezunlarına, bulundukları kentlere ve en önemlisi de maaşlarını ödeyen vergi mükelleflerine ve ülkemizin geleceğine karşı da sorumlu olmalılar. Yoksa, sıradan olmanın ötesine geçemezler.

Daha iyi bir eğitim ve daha çok iş, daha mutlu bir Türkiye demek. Ve bu konuda herkes taşın altına elini koymak zorunda.

Özetin özeti: Sınavlar kadar keşke öncesi ve sonrasına da biraz kafa yorabilsek! Verilen mücadeleye, harcanan paraya, yapılan fedakârlıklara değip değmediğini sorgulayabilsek!..