Korona süreci dijital bağımlılığı daha da artırdı

Sosyal medya kullanımı en yüksek kesim olan çocuk ve gençlerimiz aylarca eve kapalı kaldı. Bu süreçte, olmazsa olmazların başında sanal ortam geliyordu.

İnternet, eğer bırakın birkaç ayı, birkaç gün kesilseydi, karantina işte o zaman dayanılmaz olurdu!..

İnsanlar yaşadıkları çevrenin bir ürünüdür. Bu çevre, eskiden ev, okul ve mahalleydi. Şu an için hepsi de önemini yitirdi. Varsa da, yoksa da, ille de dijital ortam!

Eskiden “Aileni, arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” denilirdi, şimdi izlediğin siteler ve sosyal medya hesabın her şeyi anlatıyor!..

Peki, bu gidiş iyiye gidiş mi yoksa “dijital kölelik” ve daha da ötesi “uyuşturucudan daha beter bir bağımlılık” mı?

Yeşilay, eskiden, alkol, tütün ve uyuşturucuyla mücadele ederdi, şimdi dijital bağımlılık ilk sırada yer alıyor.

Dozunda olan her şey gibi, dijital yaşamın da dozunda olanı hem zorunlu hem de yararlı. Korona döneminde bunu çok daha iyi anladık.

Fazlasına gelince, evet, yararı kadar zararları da var. Hele ki bağımlılık haline geldiyse.

Ama asıl vahim olan, sanal çevre. Yani ailenin, okulun, mahallenin boşluğunu dolduran sanal çevre!

İyi ise iyi de, ya tuzaklarla dolu o mahallede kendinizi bir anda başka bir âlemde bulursanız ne olacak?

Özellikle çocuk ve gençler ekranın değil yaşamın içinde olmaları gerekirken, günün çoğunu dört duvar arasında ekran başında geçiriyor. Peki, bu ne kadar sağlıklı?

Mobil bağımlılık, masaüstü bağımlılığı da gölgede bıraktı. Akıllı telefonlar sanki vücudumuzun en çok işlevi olan yeni bir organı haline geldi.

Sokağa çıkmadan aylarca yaşadık.

Peki, bilgisayar, tablet ve hele ki mobil telefon ve internet olmadan ne kadar dayanabiliriz? Günün birinde kesinlikle bu da başımıza gelecek ve siz asıl kıyameti o zaman görün!.. Teknolojik gelişmeler, fizyolojik gelişmenin çok ötesine geçti.

Garip olan ise bu konuların hiç ciddiye alınmaması!..

Bu ciddiyetsizliğin faturası, ileride, emin olun, koronadan çok daha ağır olacaktır!..

Ne yapmamalı?

Doğru zamanda, doğru yerde ve doğru sürelerde kullanıldığında, elbette teknolojiden korkmamak gerekir.

Ama eğer bağımlılık boyutuna geldiyse, işte o zaman bazı kritik önlemlerin alınma zamanı gelmiş demektir.

Bunu yaparken, sakın ha, dayatmacı bir tavır izlemeyin, yoksa ters tepebilir!

Yani çok daha bağımlı hale getirebilirsiniz!

Peki, neler yapılabilir?

Örneğin teknolojik aletleri dadı olarak kullanmayın.

Kesinlikle iki tarafın da kabul edebileceği bir süre koyun.

Makul ve inandırıcı olun!

Koyduğunuz kuralları kesinlikle delmeyin!

Onlara yasaklarken, kendinize dijital özgürlük tanımayın!

Her şeyin aşırısı gibi, teknolojinin aşırısı da sosyal ilişkilerden fiziki gelişime kadar tüm dengeleri bozabilir, aman dikkat!..

18 yaş altına da özgürlük!..

18 yaş altı evde çok sıkıldı.

Dijital bağımlılık nedeniyle yaşayacağı sıkıntılar, muhtemeldir ki, şu anda karşılaşacağı riskleri ve ruhsal sorunları gölgede bırakacaktır.

Bu yüzden kontrollü bir şekilde, onlara da özgürlük tanıma zamanı geldi de geçiyor.

Mademki sokağa çıkabiliyorlar, mademki sınava girebiliyorlar, mademki büyük kalabalıklara karışabiliyorlar, bunu kontrollü bir şekilde devam ettirmek gerekir. Yoksa okullar açıldığında, çok daha büyük sorunlar ve riskler söz konusu olabilir.

Özetin özeti: Denize atmadan yüzme öğrenilmez derler. Çocuklarımızı içeride mi daha iyi koruruz yoksa hayatın içinde mi, bunu bir kez daha düşünmeliyiz!..