Teşhisi doğru koyamazsak, doğru tedavi uygulayamayız!

Sağlık birinci önceliğimiz haline gelince, her şeye o gözle bakmaya başladık.

Yediğimiz, içtiğimiz, gittiğimiz, katıldığımız, yaptığımız, paylaştığımız her ana önce sağlıklı diye bakar olduk. Eğitime bakış açımız da farklı değil!..

Uzaktan eğitimle hadi teorik eğitim verdik diyelim, peki pratik eğitim ne olacak?

Uzaktan eğitimin eksikleri ne zaman ve nasıl telafi edilecek?

Örneğin 1. sınıfların tıp, diş hekimliği ve hemşirelik öğrencilerinin el becerileri nasıl gelişecek?

Kimyasal deneyler, atölye uygulamaları, saha çalışmaları ve en önemlisi de körelme noktasına gelen moral, motivasyon ve psikolojiler nasıl düzelecek? Spor ve sanatsal yetkinlikler nasıl kazanılacak?..

Kriz çıktıktan sonra akıl veren, ahkâm kesen çok oluyor. Bu yüzden bırakın çözümü, kafa karışıklığı daha da artıyor. Tıpkı aşı konusunda olduğu gibi. Bu nedenle, bu konuda samimi olmak ve olası “senaryoları” kamuoyuyla paylaşmak en doğru olanı!..

İngiltere örneği!

Okulları açık tutmadan hayatı normale döndüremeyiz.

Bu şartlarda açılması ise mümkün değil.

Peki, ne yapmak gerekiyor?

İşte, asıl kafa yormamız gereken konu bu olmalı.

İngiltere pandemide bizden çok daha vahim durumdaydı. Şimdi hızla normale dönüyor!

Almanya da öyle. Peki, ne yaptılar?..

Bir arkadaşımızın çocukları ve torunları İngiltere’de yaşıyor, o anlattı:

“Önce ülkeyi tamamen kapattılar. Vaka sayısını azalttıktan sonra da okulları açıp, öğrencilere test yapmayı öğrettiler. Öğrenciler, şimdi okulda düzenli olarak kendi korona testini kendisi yapıyor, sonuçlarını da bilgisayara kaydediyor. Takip edilmesi gereken bir durum olduğunda da anında müdahale ediliyor. Şu an için bir sorun yok.”

Eminim ki farklı ülkelerde de farklı uygulamalar söz konusudur.

Her ülke kendi dinamiklerine göre çözüm üretiyor.

Nüfusu az olan ülkeler için sorun yok.

Örneğin İsrail, tüm vatandaşlarını aşılandıktan sonra bırakın sokağa çıkmayı, maske takma zorunluluğunu da kaldırdı.

Geleneklerinden asla vazgeçmeyen Hindistan gibi ülkelerde ise salgının önü alınamıyor.

Almanya ise her okula hızlı test kitleri koyarak anında müdahale yöntemini geliştirmiş. Yani okulları kapatmayı bir çözüm yolu olarak görmemiş, sorunlarla mücadeleyi öğrencilerine aşılamaya çalışıyor!..

Koronayla mücadelede biz de daha iyisini yapamaz mıyız?

Kesinlikle yaparız.

Bunu daha önce yaptık.

Ölen sayısını 20’nin altına indirdik diye sevinirken, kuralları gevşetince bir anda 300’ün üzerine çıktık.

Sorumluları aranmasın mı? Elbette aransın ve mutlaka hesap da sorulsun ama şu an için tüm enerjimizi ve dikkatimizi bundan sonrası için ne yapmalıyız sorusuna odaklamalıyız. Yoksa, bu günleri de arar noktaya gelebiliriz.

Eğitim konusuna gelirsek, ne olur artık sınav esaretinden kurtulup, yaşam için eğitime yönelelim.

İngiltere örneğinde olduğu gibi çocuklarımıza günde 300-500 sınav testi çözdürmek yerine, önce korona testi yapmayı ve salgın hastalıklardan korunmayı ve yaşam biçimi haline getirmeyi öğretmeliyiz!

Bu o kadar zor mu?..

Denetim var mı?

Bilim insanları içinde bulunduğumuz yüzyılın “Pandemi Yüzyılı” olduğunu söylüyor.

Koronadan kurtulsak bile bir başka virüs ya da mikropla karşılaşma olasılığı çok yüksekmiş.

Yani salgınlarla yaşamaya alışmalıymışız. Tıpkı depremle yaşamaya alışmamız gerektiği gibi.

Zor bir yaşam. Pandemi sürecinde bunu fazlasıyla hissettik.

Peki, yeterince ders alabildik mi?

Kovid-19’dan kurtulduğumuzda, bir sonraki virüse karşı çok daha hazırlıklı ve disipline olabilecek miyiz?

Diğer alanlar bir yana, olaya eğitim çerçevesinden baktığımızda, bu soruya gönül rahatlığıyla evet demek sanki çok zor.

Uzaktan eğitime daha çok kaynak ayırmanın ötesine geçemedik. Ne yeni derslikler, tuvaletler ve sosyal alanlar yapıldı ne de sıralar ve sınıflar sosyal mesafe kuralları çerçevesinde yenilendi.

Oysa, zor da olsa çok iyi anladık ki uzaktan eğitim yüz yüze eğitimin yerini asla tutamaz ama onsuz da olmaz!..

Özetin özeti: Keşke günü kurtarmanın ötesine geçip birazcık da geleceğe yönelik kalıcı ve sürdürülebilir önlemler alabilsek...