Gerçek kültür bakanı

Kimse alınmasın, darılmasın ama ben Hasan Saltık’ı tanımasam müzik yapımcısı kimdir sorusunun cevabı başka türlü olurdu kafamda. Böyle durmadan araştıran, memleketin neresinde adı duyulmamış, gölgede kalmış, unutulmuş ozan var, virtüöz var, bulup çıkaran, kimsenin albüm yapmaya yanaşmadığı sanatçılara imkan sağlayan, elini taşın altına koyan, “Ben bundan ne kadar kazanırım? Diskolarda, plajlarda çalar mı, yaza damgasını vurur mu?” gibi hesaplar yapmadan iyi müziğin peşinden koşan biri gelmezdi aklıma muhtemelen. Birkaç gün önce kaybettiğimiz Hasan Saltık bu yıl 30. yılını dolduran Kalan Müzik ile iyi işlerin de karşılık bulabileceğini gösterdi bir kere. Düşünüyorum, hangi birinden başlayacağımı bilemiyorum; klasik Türk müziği, tangolar, kantolar, ucu bucağı kaybedilmiş arşiv serileri, ozan serileri, Kürtçe, Lazca, Ermenice, Rumca albümler, Süryanilerin, Yezidilerin, Pontusların, Zazaların kültürleriyle ilgili çalışmalar… Kalan Müzik demek Türkiye müzik tarihi demek neredeyse. Hani Hasan Saltık konservatuvarın obua bölümünden ayrılmış delişmen bir miço olarak çalıştığı gemiye binip o zamanki hayallerinin ülkesine; ABD’ye gitmiş olsaydı Türkiye’de müziğin seyri başka türlü olacaktı, eminim. Kimse gidip yabancı şirketlerden eski taş plak kayıtlarının haklarını satın alıp bunları yayınlamayacaktı, onca arşiv çalışması, araştırma zaten yapmayacaktı, belki hiç satmayacak albümlere kalbini koymayacaktı ve biz Anadolu’nun kültürüyle, çok sesli, çok dilli müziğiyle böyle haşır neşir olamayacaktık.

Bir dinleyici olarak kendi adıma müteşekkirim; iyi ki kalmış, iyi ki amcaoğlu Rahmi Saltuk’un plak şirketi vesilesiyle Unkapanı’na girmiş, iyi ki abisinden aldığı 1000 mark borçla, bir masa, bir telefonla çıkmış bu yola. Bir paşanın kendisine yakıştırdığı gibi “Arada yaramazlık yapsa da ülkenin gölgede kalmış Kültür Bakanı” olmuş ve iyi ki o “yaramazlık”ları yapmış. Bana kalsa gölgede falan da kalmadı, 30 yıl boyunca çevresini aydınlatan bir ışık yaymaya devam etti. Sırf Hasan’la sohbet etmek, kafasında yine ne parlak fikirler var öğrenmek için  Kalan Müzik’e uğramak diye bir adet vardı mesela. Hiçbir zaman da hayal kırıklığına uğramazdınız, mutlaka yeni birkaç “bomba”sı olurdu masada. O hiçbir şey için “imkansız” ya da “zor” demeyen, her işi kolaylaştıran tavrını, ondan bir şey istendiğinde elinden geleni (gelmeyen yok gibi gelirdi bu arada) ardına koymayışını, sanki hayat güllük gülistanlıkmış gibi yüzünden eksik etmediği muzip gülümsemesini hiç unutmayacağım. Keşke bu kadar erken gitmeseydi.

İki güzel haber

Ben bu köşeyi yazmaya başladığımda “haftanın güzel haberi” diye bir bölüm vardı. Epeydir yok. İhtiyaç olmadığından olamaz, güzel habere hasret kalmış olma ihtimalim daha yüksek. Neyse, bu hafta hiç umulmadık bir yerden; tiyatrodan iki güzel haber aldık. İlki Kumbaracı50 cephesinden geldi. Yeni oyuna başlıyorlar; “Cyrano de Bergerac”a. 25 Mayıs’tan beri provalar sürüyor, temmuzda seyirciyle buluşacaklar. Edmond Rostand’ın oyununu Yiğit Sertdemir yönetiyor, dramaturg Aylin Alıveren. Yardımcı yönetmen Gülhan Kadim, kostüm, maske, kukla tasarımı Candan Seda Balaban’a, ışık tasarımı İsmail Sağır’a, müzik Burçak Çöllü’ye, koreografi Dicle Doğan’a ait.

İkinci güzel haber Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu’ndan. İlkbaharda tiyatroda yaptığı iyi işleri takip ettiğimiz Ali Düşenkalkar’ın genel sanat yönetmenliğinden ayrılmasına üzülmüş ve endişelenmiştim. Ancak tiyatronun yeni genel sanat yönetmeni olarak dört başı mamur bir tiyatro insanı; Murat Daltaban göreve başladı. Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu’nun yeni sezonunu merak ve heyecanla beklemek için şahane bir sebep.