Ön yargılara karşı sinema

Bir festival birlikte anıldığı bir şehre ne kadar farklı bir anlam katabiliyor. Hani ne bileyim, “Nürnberg’e gidiyorum” dediğinde pek çok kişinin aklına ilk gelen “Nürnberg mahkemeleri” olabiliyor evet ama bu son derece şirin kentin adını duyunca aklına sinema gelenlerin sayısı da az değil. Özellikle sektörde. Çünkü iki ülke arasında kültür köprüsü kurmak amacıyla 1992’de yola çıkmış bir Türkiye-Almanya Film Festivali var ve bu yıl 26.’sı düzenleniyor.

Festivalin Başkanı Adil Kaya ve Yönetmeni Ayten Akyıldız, iki yıl önce Gazeteduvar için Soner Sert’e bir röportaj vermiş, Adil Kaya yola çıkış sebeplerini “korku” olarak belirtmişti. Almanya’da 90’ların başlarında yükselen milliyetçi dalganın, yabancı düşmanlığının altında yatan ön yargıları sanatla kırmak için Türkiye Sinema Günleri’ni başlatmıştı, Ayten Akyıldız ise festivalin önce seyircisi, sonra çalışanı, uzun zamandır da yöneticisiydi. Aynı ön yargıların Almanya’da yaşayan Türkiyelilerde de olduğunu gördüklerinde iki ülke sinemasını bir araya getiren bir festivalin çok daha etkili bir barış adımı olacağını düşünmüşlerdi. İki ülkenin kültürünü birbirine anlatan filmler gösteren festival böyle doğmuştu.

Şu anda InterForum Derneği ve Nürnberg Belediyesi KunstKulturQuartier iş birliğiyle düzenlenen 26. Türkiye-Almanya Film Festivali uzun metraj ve kısa metraj yarışmaları, yarışma dışı gösterimleri, sinema söyleşileri, Türkiye’den ve Almanya’dan çok sayıda konuğuyla dört başı mamur bir sinema buluşması olarak 10 günlük serüvenini yarılamış durumda. Açılış 11 Mart’ta Caner AlperMehmet Binay imzalı “Bergen” filmiyle oldu, festival 19 Mart’taki ödül töreniyle sona erecek. Bu yılın onu ödülü sahipleri Perihan Savaş, Ahmet Boyacıoğlu ve Claudia Tronnier.

Ön yargılara karşı sinema

Aşı sertifikasında çifte standart

 Hayatımızı her yanından sıkıştıran pandemi, yurt dışı seyahatleri konusunda da bir dolu soru işareti getirdi beraberinde. Gidebilecek miyiz, girebilecek miyiz, orada bizi neler bekliyor peki gibi bir dizi soruyla çıktım ben de yola. Ve ilginçtir, tek sorun yaşadığım an henüz kendi ülkemdeyken, uçağa binmemişken oldu. Bir havayolu çalışanı uçağa binerken aşı sertifikamı görmek istedi. Bunda tabii ki hiçbir sorun yok, zaten Hayat Eve Sığar’dan oluşturmuş, hem Health Pass hem Corona-Warn uygulamalarına yüklemişim, bu Almanya’da bir kafeye bile girebilmek için gerekli.

Sorun, benden önce geçen iki kişiden istenmeyen sertifikanın benden istenmesi. Onlara “Aşınız mı var, testiniz mi?” diye soruldu, “Aşı” cevabı yeterli görüldü. Ben “Aşı” dedim, “Göreyim” dedi. “Peki, öncekilerden neden istemediniz?” “Onlar Avrupa Birliği vatandaşı”. Enteresan değil mi, AB vatandaşının sözü yetiyor uçağa binmeye, Türkiye vatandaşının yetmiyor. Ben biraz söylenince de “Avrupa Birliği kurallarına göre uçuyoruz” gibi tuhaf bir açıklama yapıyor, ne alakası var acaba? “Kendi ülkenizin vatandaşının sözüne güvenmeyin, sözüne güvenilir insan AB vatandaşıdır” gibi bir kural mı var mesela?