İSTİŞARE ÜZERİNE

Küfr ile belki amma zulm ile paydâr kalmaz memleket.

İSTİŞARE ÜZERİNE

Nizamü’l-Mülk

10 Nisan 1018 günü Horasan’ın kültür merkezlerinden Tûs şehrinin Nukan kasabasında doğan ve asıl adı Ebu Ali Kıvamuddin Hasan bin Ali bin İshak et-Tûsî olan Büyük Selçuklu veziri Nizamü’l-Mülk (1018-1092), Büyük Selçuklu hükümdarı Alp Arslan’dan (1029-1072) sonra oğlu Melik Şah (1055-1092) döneminde de vezirlik görevini sürdürür.

Melik Şah’ın 1091 yılında devletin gidişatından hoşnut olmayarak vezirlerine ve devletin ileri gelenlerine, “... Her biriniz memlekete dair saltanatımız devrindeki aksaklıkları tespit ediniz. Dergâh, divan ve sarayımızda yerine getirilmesi gerekirken görmezden gelinen yahut gözümüzden kaçan durumları gözden geçiriniz. Ayrıca evvelki padişahların icra etmiş oldukları halde bizimde yapmamız gerekirken uygulamaktan geri kaldığımız durumları saptayınız. Üzerinde fikir eyleyelim, bu fikirleri hayata geçirelim de din ve dünya işlerimiz yolunca yordamınca devam etsin diye gerek Selçukluların gerek başka padişahların töre ve âdetlerini değerlendirip, bu değerlendirmeleri açık seçik olarak kaleme alıp bize sununuz...” diye buyruk vermesi üzerine, “Siyasetname (Siyer el-Mülük)” isimli bir kitap yazıp, sultan Melik Şah’a sunar.

İslam dünyasında, ilm-i tedbir-i Medine (şehir yönetimi ilmi) üzerindeki düşünceleri dile getiren ilk kişinin Beyt’ül Hikmet’te eğitim gören Yakûb b. İshak el-Kindî’nin (801-866) olduğu kabul edilse de, konu üzerinde önemle duran ve orijinal eserler veren kişi Fârâbî’dir (872-950). Özellikle Pehleviceden Arapçaya tercüme edilen “Kelile ve Dimne”nin siyasetname türü eserlerin yazılmasında öncü olduğu bilinmektedir.

Melik Şah’a sunulan “Siyasetname” devlet yönetimi konusunda yazılan en önemli kitaplardan biridir. Günümüze kadar bu özelliğini muhafaza ederken, kendinden sonra yazılan pek çok kitaba da öncülük etme niteliğini korumuştur. Niccolo Machiavelli’nin yüz yıllar sonra yazacağı ve bugün tüm dünyanın tanıdığı “Prens” yahut “Hükümdar” isimli siyasetname türü kitaptan yaklaşık dört yüz yıl önce yazılan bu kitap ne yazık ki uzmanları dışında yeteri kalan bilinen ve tanınan bir kitap olma şansına sahip değildir. Halbuki Machiavelli’nin İtalya’nın küçük bir şehir devletindeki tecrübeleri ışığında yazdığı ve zaman zaman büyük suçlamalara neden olan kitabına nazaran büyük bir coğrafyada hüküm süren Büyük Selçuklu Devleti’nin birinci adamının deneyimlerini içeren bu kitabın değerlendirilmesi gerekmektedir.

Nizamü’l-Mülk” kitabını; “... Hem nâsihat, hem hikmet, hem destan, hem Kur’an tefsiri, hem peygamber sözleri, hem peygamber kıssası, hem geçmiş padişahların maceralarıdır. Bizden evvelkilerden haber verirken kalanlardan meyveler devşirir. Uzun olmasına uzun, lakin özlüdür ve adil hükümdara yaraşır yazılmıştır...” sözleriyle açıklamaktadır.

Meselelerde istişare yoluna gitmek kişinin güçlü muhakemesinden ileri gelir. Bir meseleye ilişkin herkesin malumatı olabilir, lakin birisi konuya daha fazla vâkıf; bir başkasının mevzuyla ilgili bildikleri daha yüzeysel; bir diğeri sahip olduğu bilgiyi uygulama fırsatı bulamamışken, bir başkası aynı bilgiyi uygulama ve tecrübe etme imkânı bulmuş olabilir.

Devlet işlerinde takip edilecek siyaset, âlimler ve dünya görmüşlerden istişare edilerek tespit edilmelidir. Zira birisi kıvrak zekâlı ve basiretli iken bir diğerinin anlayışı kıt olabilir. Yalnız bir kişinin devlet işleri için izlediği siyaset bir insan kuvvetinde, iki kişinin ise iki insan kudretindedir derler. Her halükârda on kişinin kudreti tek bir kişinin gücüne üstün gelir.”

Hemen hemen aynı yıllarda bir diğer İslam düşünürü, Şafiî hukukçusu Mâverdî (972-1058) “Dürerü’s-Sülûk Fî Siyâseti’l-Mülûk (Mâverdî’nin Siyâsetnâmesi)” isimli eserinin “İstişare Etmek” isimli bölümünde, “... Hiç kimse kendi görüşü sebebiyle mutlu, istişare etmekten dolayı da bedbaht olmaz... Hükümdar, istişare konusunda kendi arzularından uzak durup, doğruluktan ayrılmayan kimselerle istişare etmelidir. Çünkü insanın kendi arzuları doğru görüşten uzaklaştırır ve doğru düşünmeye engel olur... Başkasının görüşünü kendi görüşüne destek kılman aklının gelişmesine bir alamettir...” demektedir.

Hükümdarlara veya devletin çeşitli kademelerinde görev alanlara bir de tavsiyesi var: “... Hükümdar istişare edeceği kişileri bir araya getirmesin. Yoksa ortaya tek görüş çıkar veya aralarına kin tohumu ekmiş olur. Biriyle yaptığı istişarenin sonucunu istişare ettiği diğer kimselerle paylaşmasın; zira doğrudan pay sahibi olma ümidiyle bunlardan her biri kendi düşüncesini yüceltmeye kalkar… Kendini tamamen istişare edilen kişinin görüşüne bırakmak yok olmanın ta kendisidir...”

Eklemek istediğim bir diğer nokta ise bazı kişilerin düşündükleri ile söyledikleri (önerdikleri) arasında fark olmasıdır. Eğer düşündüklerimiz ile dile getirdiklerimiz arasında bir fark olursa, ifade etmek istediğimiz şeyler bütünlüğünü kaybetmekte ve anlaşılması zor laf kalabalığına dönmekte. Zaman zaman yapılan toplantılar sonrası ortaya çıkan görüş ve önerilerin değerlendirilmesinden sonra, gerçekten çözüm önerdiğini düşündüğümüz kişiler ile yüz yüze, teke tek görüş alışverişinde bulunmak konuların çözümü için geçmişte de söylendiği gibi en iyi yol gibi görünüyor.

Gerek devlet yönetimi gerekse şehir yönetimi bin yıllar öncesinden beri çok çeşitli sorunlar içermekte ve tek bir kişinin kendi görüşleri doğrultusunda çözüm üretmesini imkânsız kılmaktadır. Zaman zaman bazı konular tek bir kişinin bilgi birikimi ve kararı doğrultusunda halledilebilir. Elbette her konunun istişare edilerek karara bağlanması ve uygulamaya konulması mümkün değildir. Ancak tek bir kişinin alacağı kararların gelecekteki sonuçları zaman içinde çeşitli yanlışlara yol açabilir. Bu nedenle, hemen her konuda danışmak bir yönetici için vazgeçilmez bir alışkanlık haline gelmelidir.

“... Hükümdar veya yönetici belli bir görüşte karar alınca onu yürürlüğe koyar. Sonuçların yetersizliği sebebiyle istişare ettiği kişileri paylamaz. Samimi kişiye düşen görev, başarıyı garanti etmek değil, görüş bildirmektedir...”

İstişarenin yanı sıra yöneticiler zaman zaman bilgi sahibi insanlarla meşveret etmelidir.

Hemen her şeyin konuşulduğu, o güne kadar duymadığımız veya farkına varmadığımız bazı konuların dile getirildiği bu gibi toplantılar hem tasnif edemediğimiz düşüncelerin kristalize olmasını sağlar, hem de düşüncelerimizi düzgün ve ifade edilebilir bir hale getirmemize yardımcı olur. Bu gibi toplantılar ayrıca hangi konularda kime danışmamız gerektiğini de öğrenmemize vesile olur.