Sevginin, para kazanmanın, ilginin, ifade etmenin … her türlü kavramın insanda bir koşul karşılığı var. Yemeğini yersen seni severim, başarılı olursan ödüllendiririm, özür dilersen affederim, haklı olduğumu söylersen huzurlu olurum …. Sonu gelmeyen koşulluluk çemberleri iç içe geçmiş bir halde öylece duruyor.

Sen çemberin neresindesin?

Koşullanmalar ayak bağıdır. Yaşam enerjisini tüketen, hedefler koyduran sonra da o hedefleri kendisi imha eden yanılgılardır. Kendi kendimize koşullar koyarız, ilişkilerimiz için gereklilikler listeleri oluştururuz, başkalarının koşul ve şartlarına uyumlanmaya çalışır ya da direniriz. Bu ihtimallerin her biri ayrı ayrı ve bir arada zorluk üretir. Harekete geçiren ya da motive eden etkileri de olsa çoğunlukla sonuca ulaşmaktan alıkoyarlar. Bir başka olasılık da sonuca ulaşıldığında beklenen ve planlanan hazzın bulunamayışıdır, yani kocaman bir hayalkırıklığı.

Eğitim sistemimiz, aile içi ilişkiler, toplumsal değerler hep koşullu ifadelerle besleniyor. Koşul var ise kabul ve sevgi yoktur. Kabul ve sevgi azaldıkça yerini korkuya, öfkeye ve tahammülsüzlüğe bırakır. Şartlar ve koşullar eşliğinde yaşanan hayat, yapılan işler ve icra edilen roller severek ve keyifle değil, mecburiyet ile gerçekleşir. Oysa yaşam bir mecburiyetler ve gereklilikler bütünü olmak zorunda değil. Yaşam bir hediyedir. Açmak – açmamak, tadını çıkarmak – es geçmek kişinin kendi seçimidir.

İyi bir kariyere sahip olduğunda başarılı olacağına ve bir eş olarak seçileceğine inan/inandırılan bir kişi partner ilişkisini, evliliği, sevgi alışverişini, kendinden memnun olmayı ve başarıyı koşula bağlamış olur. O “kariyer noktasına” gelinmedikçe, ona sunulan hiçbir sevgiyi görmeyecek, belki partner ilişkisi yaşamayacak ve kendini başarısız bularak sevmeyecektir.

Çocuklar anne-baba sevgisini kazanmak için bir şey yapmak zorunda değildir. Anne ve baba çocuklarını kendi yöntemleriyle ve olduğu gibi sevebilir. Mutlak sevgi ile beslenen bir çocuk, ebeveynleri ona kızsa da, eleştirse de, kırılsa da onu sevmeyi hep sürdürdüklerinden emindir. Bu bir çocuğa sunulabilecek en büyük güvendir. Aksi hallerde örneğin yemek yemeyen çocuğa konulan “yemeğini yersen seni severim” koşulu, sevgiyi almak için yemek yeme zorunluluğu yaratmaktadır. “Ne kadar yemek yersem o kadar sevilirim” gibi bir bilinçaltı kodlama üretebilir. Bu durum obezite ve yeme bozukluklarına yol açabilir.

Koşullanma her iki tarafı için de sağlıksızlık demektir. “Sevginin tüm şartlarını ve koşullarını iptal ediyorum. Sevgim özgür, bana akan sevgi özgür” bu ayın cümlesi olsun. Bununla birlikte “beni koşullu seven herkesi affediyorum. İçinde koşul barındıran tüm mecburiyetleri affediyorum. Koşullu sevdiğim herkesten af diliyorum” bakış açısı da durumu hafifletecektir.

Bırakalım sevgi özgürce yayılsın. Bedenimizde, duygularımızda, aklımızda, hayatın her anında çoğalsın. Sevgi doğal hali ile alışverişin konusu olsun, bir değişim aracı olmaktan çıksın. Sevgiye para gibi davranmaktan vazgeçelim. Bugün ve her gün kendimize, insanlara, hayata, doğaya, havaya, suya sevgi aktarmayı kabul edelim. Sevgi ile neşelenip şifalanalım.

Hayatın yol göstericiliğine inanın.

Yaşamınızın bereketle ve bollukla eşleşip birleşmesine niyeten,

Şifa olsun,

Ebru Demirhan

www.ebrudemirhan.com

@ebrudemirhan.ytm